Bugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir. (Şema terapisi üzerine)

Bugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir der Mevlana. Bugün işlevsel gelen şemalar yarın hayat kalitemizi önemli ölçüde bozabilir.

İnsanlar her zaman en yakın en kestirme yolu tercih ederler. Beyin kestirme yolu kullanmayı, alışmış olduğu sistemi kullanmayı sever. Şemalar nörobiyolojik yolaktır aslında.

Şema terimi; bilişsel psikolojiden gelir. İnançlar bilişsel psikolojideki şema kavramıyla benzerlik taşır. Şemalar, yaşamın erken yıllarında öğrendiğimiz kendimiz ve dünya hakkında katı inançlarımızdır. Kendilik anlayışımızın merkezinde yer alırlar. Şemalarımız veya inançlarımız dünyaya arkasından baktığımız gözlüğün ya da bilişsel merceğin rengini, yapısını oluşturur.

Şemalar; bilgi işleme süreçlerinin altında yatan kurallar ya da şablonlar gibi hareket eden çekirdek inançlardır. Şemalar; bilginin taranması, süzülmesi, kodlanması ve anlamlandırılmasında kritik işlevler görür. Şemalar otomatik düşüncelerden sonra (yani kendiliğinden aklımıza gelen ve duygularımızı etkileyen düşüncelere otomatik düşünceler diyoruz. ) spontane gelmeyen düşüncelerdir. (daha alt tabakadaki düşüncelerdir.)

Her insanın temel kabulleri vardır. Yetersizlik, (sevilmeme) değersizlik, çaresizlik 3 temel kabuldür. Bir insanın hayatında temel kabuller sağlıklıysa, hayatını daha kolaylaştırıcı şemalarla hayatına devam eder. Eve giderken nereden gideceğimizi düşünmeyiz, sistem bizi otomatik olarak eve yönlendirir. Dostlarımızın yanında kendimizi güvende hissederiz, yabancılar arasında tetikte dururuz. Bunlar şemalarımızla ilgilidir. Temel inançlar ve kurallar hepimizde vardır, bunlar olmaksızın yaşayamayız. Eğer şemalarımız olmasaydı yaşam çok zor hale gelir, sosyal ve kişisel ilişkilerimizi yürütemezdik.

Şemalar herkeste bulunuyorsa ne zaman sorun oluşturmaya başlar?

Şemalarımızın çoğu olumsuz ve çok katı ise o zaman sorun oluşturmaya başlar. Eğer diğer insanlara ilişkin tek temel inancımız diğer insanların kötü olduğu biçimindeyse buna karşılık diğer insanların iyi, değerli, yeterli olabileceğine ilişkin inancımız hiç yoksa o zaman ciddi sorun yaşamaya, yaşatmaya başlarız.

Şemaların fonksiyonel olup, olmadığını sorgulayan şemaya sorgulayan şema diyoruz. Askerde nöbet vardır dağın başına nöbetçi koyarlar ama niçin orada nöbet tutulduğunu kimse sorgulamaz, doğru kabul edilir. Kuralları sorgulayan birisi gelip orada nöbet tutulmasının gerekli olmadığını anlaması gibidir şemalar üzerine düşünmek.  Sistem birden değişiverir. Hayatımızdaki şemaları sorgulamamız gerekir. Bize gereksiz yük veren çoğu şeyi kaldırıp atmamız gerekir. Sorgulama cesaretiniz yoksa, yüreğiniz yoksa o dağın başında 10 yıl nöbet tutar, tutturursunuz. Hem kendi hayatınızı hem de çevrenizdeki sevdiğiniz insanların hayatlarını çekilmez hale getirirsiniz. Tüm hayatınızı yeme, içme, yatma ilişkilerimize kadar sorgulama cesaretiniz var mı? Bu benim hayatım mı? Yoksa başkalarının bana dayattığı hayat mı? Bir şeyi gerçekten istiyor muyum yoksa kural diye mi yapıyorum? 

Şemalarımız; duygu, düşünce ve davranışlarımızı etkilerler. Başınıza korkunç bir şey geleceğinden mesela basit bir boğaz ağrısının bile ciddi bir hastalığın belirtisi olabileceğinden mi endişe duyuyorsunuz? Sürekli size soğuk davranan, kötü davranan kişilere mi ilgi duyuyorsunuz? Kusurlu olduğunuzu ve sizi gerçekten insanlar tanısalardı kabullenmezlerdi, sevmezlerdi diye mi düşünüyorsunuz? Başkalarının ihtiyaçlarını kendinizinkinden önde mi tutuyorsunuz? Hatta ihtiyaçlarınızın ne olduğunu bile bilmiyor olabilir misiniz? Çevrenizden ne kadar onay ve takdir alırsanız alın, halen bunu hak etmediğinizi düşünüyor ve kendinizi mutsuz mu hissediyorsunuz? Biz bu kalıplara şema diyoruz.  Şema, çocukluktan başlayan ve yaşam boyunca sürekli tekrar eden bir kalıptır. Bize ailemiz ya da diğer çocuklar tarafından bir davranışla, bize yüklenilen bir duygu yüküyle, başlamıştır. Sonunda şema hayatımızın bir parçası olur. Şemalar düşünce, duygu, davranış ve ilişki kurma biçimlerimizi etkiler. Öfke, üzüntü ve kaygı gibi bazı güçlü duyguları tetikler. Şema(ları)mızı tanımak, anlamak ve onları nasıl değiştireceğimizi bilmemiz gerekir.

Şemalarımızın arkasını görebilmek ve hissedebilmek gerekir. Terapilerde bunu çok görürüz. Cıvıl cıvıl görünen , her şeye gülebilen biri, ne zaman sıkıntılı bir konuya girse gülüyor, anladım ki anksiyetesini gülmeyle kapatıyor. Psikoloji dilinde reaksiyon formasyon savunmasını gösteriyor.  Öyle bir savunma geliştirebiliyorlar ki  direkt olarak anlaşılmamak ve kendisinin iç dünyasındaki acıları öbür tarafa hissettirmemek için kahkaha ile kamuflaj yapabiliyorlar. Bunu bildiğiniz zaman onu danışandan dinlediğiniz zaman sistemi anlıyoruz ki aslında o kahkaha acıyla ilintilendirilmiş, o acıya dayanamayan kişinin çözüm yollarından bir tanesidir. Bazıları bunu açıkça söylüyebiliyor. Kusura bakma hocam ben sıkıntılandığım zaman, acı duyduğum zaman kahkaha atıyorum diyor. Siz de kafanızda insanlar acı yaşayınca da kahkaha atıyormuş diyerek kahkaha ile ilgili şemanızı değiştiriyorsunuz.

Olayları şemamızla uyumlu olacak şekilde çarpıtırız. Şemamız tetiklendiğinde güçlü hislerle tepki veririz. Şemamızı destekleyen, güçlendiren partnerler seçer, şemamızı yaşatırız. Dikkate alınmadığımız, sürekli eleştirildiğimiz ve yönetildiğimiz bir aileden geliyorsak bu, bizim en rahat hissettiğimiz ortamdır. Ne kadar sağlıksız olursa olsun insanlar, kendilerine tanıdık gelen ve büyüdükleri ortama benzeyen ortamlar arar veya oluştururlar.

Şema, içinde dönüp durduğumuz bir çemberdir. Duygular üretildiğinde, onları azaltmak için insanlar farklı stratejiler geliştirirler kimisi ilaç alır, kimisi aşırı yer, aşırı temizlik yapar, kimisi de işkolik olur. (İnsanlar başarıları ile gerçek duygularını maskeleyebilirler) Şemalarını tetikleyecek durumlara girmemeye çalışırlar. Aslında düşüncelerimiz, duygularımız ve davranışlarımız şema hiç yokmuş gibi işlerler.

Bir şema tetiklendiğinde olumsuz duygularla dolarız. Üzüntü, utanç, kaygı, öfke v.s bu acıdan kaçmaya çalışırız. Ne hissettiğimizle yüzleşmek istemeyiz. Çünkü o duygularla yüzleşmek çok acı vericidir.  Gerçeklerle  yüzleşilmediği için tıkanır kalırız. Sorun olarak kabul etmediğimiz şeyleri değiştiremeyiz. Onun yerine aynı yıkıcı davranışlara devam ederiz.

Şemaların 3 temel özelliği vardır: 1. Hayat boyu süren örüntülerdir. Şemalar çocuklukta başlar. (0-6 yaş) ve yaşam boyu tekrar eder  2. Özyıkıcıdırlar. (danışanlar, ışıkta yanan bir pervane gibi şemalarının tetiklendiği durumlara, duygulanımlara, düşüncelere çekilirler. Hayatımızın her yönüne dokunur.  3. Hayatta kalmak için savaş verirler. (şemayı sürdürmek için güçlü bir çekim hissedersiniz.) acı verse bile rahat ve tanıdıktır. Bu yüzden değişimi çok zordur.

Şemalar genellikle çocukken yaşadığımız aileye uyum sağlayabilmek için gelişmiştir. Terapilerde danışanlara bu şemalar çocukken gerçekçiydi ancak artık yararlı bir amaca hizmet etmediklerini fark etmelerine yardımcı oluyoruz.

Herkes şemaları ile farklı yollarla başa çıkar. Aynı ortamda büyütülmüş çocukların farklı şemaları olabilir. Örneğin; ihmal ve istismarcı bir ebeveynle büyümüş iki çocuk bu duruma farklı tepkiler verebilir. Bir tanesi pasif, korkmuş, ve sinmiş bir kurban rolüne bürünmüşken diğeri isyankar ve sürekli karşı gelen, evi terk eden birisi olabilir.

Şemalar yararlı bir amaca hizmet etmeseler bile bizim onları sürdürmeye devam etmemiz sorunun kendisidir. Psikanalitik psikoterapinin varsayımlarından bir tanesi, çocukluk acılarımızı tekrarlayıp durduğumuzudur.  Freud buna tekrarlama zorlantısı der. Alkolik bir kişinin kızı alkolik bir kocayla evlenmesi, taciz edilen kişinin çocuk ya bunu tekrar eden birisi ile evlenir ya da kendisi istismar eden bir yetişkin olur. Aşırı kontrol edilen çocuk, diğerlerinin onu kontrol etmesine izin verir. Peki akla şöyle bir soru gelir. Niçin bunu yapıyoruz? Niçin çektiğimiz acıyı uzatmaya devam ediyoruz? Niçin daha iyi hayatlar kurup bu şemaları kırmıyoruz? Neredeyse herkes çocukluklarından gelen bu olumsuz şemaları kendini yıkıcı biçimde tekrarlar durur.

Danışanların çoğu terapiye temel şemaların semptom şeklinde (panik atak, depresyon, yeme bozukluğu, cinsel problemler, insomnia v.b)  yansıması ile gelir.

Bilişsel terapinin temel savı; yaşamımızdaki olaylar hakkındaki düşüncemizin duygularımıza yön verdiğidir. Duygusal sorunları olan kişiler, gerçekleri çarpıtma eğilimindedirler. Bu  çarpıtılmış düşüncelerimizin altında da şemalarımız vardır.  Şemalar, olayları, durumları  abartılmış, çarpıtılmış şekillerde değerlendirmemize neden olurlar.

Şemalar nasıl değişir? (Şema terapisi)

İnsanlar yaşadıkları sorunlar nedeniyle kendilerine, ilişkilerine sağlıklı bakamayabilirler. Üçüncü bir gözden yardım almaları gerekebilir. Şemalarını tam olarak görmesi ve bunları nasıl kıracağını öğrenmesi için yardım almaları gerekebilir.

Şema terapi yaklaşımı, size şemalarınıza göre ne tip ilişkiler kurmanızın sağlıklı olduğu, hangilerinden kaçınmanız gerektiğini gösterir.

Hayatımızda zorlandığımız, anlamsız korku, endişe, takıntıların altında bozuk şemalar vardır. Bozuk şemaları yeniden çerçeveleme yeniden olumlu şemalar oluşturma işini bilişsel terapi ile yapılmaktadır.

Şemalar, derin bir şekilde kökleşmişlerdir. Bağımlılık veya kötü alışkanlıklar gibi değiştirilmesi zordur. Değişim için disiplin gerekli. Her gün sistematik bir şekilde davranışların gözlenmesi ve değiştirilmesi gerekir. Değişim rastgele de olmaz sürekli pratik gerektirir.

Değişim için şemanın tanımlanması lazım. Hangi şemayı kullandığımızı bilmemiz lazım. Adının konulması gerekir. Bu iç görü ilk adımdır. Geçmiş görselleştirilerek, gözler kapatılarak çocukluk yıllarının imgelerinin göz önüne gelmesine izin verilmesiyle yapılabilir.  Şemalarınızın oluşmasında çocukluk yılarındaki  yaşantılarınızın köklerini bulmak ve bunlar üzerine çalışmak önemlidir.  

İçinizdeki yaralı çocuğu hissetmek çok önemlidir. Derin acıyı(ları) rahatlatmadan, boşaltmadan değiştirmek çok zordur. Bu boşaltım işini EMDR tekniği  ile yapabilmekteyiz. İçinizdeki çocuk ile konuşmak veya ona  mektup yazmak da terapötik etki yapar. Baskın olan elinizle o çocuğa mektup yazabilir ve diğer elinizle de o çocuktan yanıt alabilirsiniz. İçinizdeki çocuğun baskın olmayan elinizin yazısı ile dışarıya çıktığını göreceksiniz.

Şemanızın oluşmasına sebep olan kişiye(lere) (ebeveyn, kardeş, arkadaş, öğretmen v.s ) mektup(lar)yazın.  Sizi üzen, inciten, şemanızın oluşmasına katkı sunan kim varsa onlara mektup yazın. Öfkenizi, üzüntünüzü açığa vurmanız önemlidir. İçinizdeki çocuğun acısını ifade etmesine izin verin.  Duygularınızı mektupta ifade edin. Onların yaptıklarının incitici olduğunu ve size nasıl hissettirdiğini söyleyin. O şekilde davranmalarının yanlış olduğunu söyleyin. Onun yerine nasıl olmasını istediğinizi söyleyin. Yazmak ve duygularınızı ifade etmek çok önemlidir. Mektubu yollamanız gerekmemektedir. Mektubun amacı ebeveynlerinizi değiştirmek değil, sizi tekrardan bütün bir insan yapmaktır.

Bir şema bir kerede yok olmaz. Sürekli bir şekilde, onu parçalara ayırarak yok etmelisiniz, küçük ve kolay adımlarla başlayın, şemanın üzerinizdeki etkisi adım adım zayıflayıncaya kada devam edilmelidir.

Şemanızı doğrulayan arkadaş, partner v.b seçmekten vazgeçin

Şemanıza sinirlenin. Değiştirmek için kararlı olun. Yavaş ve istikrarlı olan yarışı kazanır. Şemanız çekiçle parça parça kırmanız gereken bir taş gibidir. Çekiçle rastgele, bazen bir tarafa, bazen diğer tarafa vurursanız taş uzun süre kırılmayacaktır. Sert ve kararlı vuruşlarla sistematik bir şekilde çekiçlemek daha etkili ve verimlidir.

Başa çıkma kartları hazırlamak önemlidir.

Davranış değişimi için plan yapmak önemlidir. Her gün farklı düşünmek, hissetmek veya davranışlarda bulunmak için kendinizi zorlayın.

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Kusurluluk şemasının kişiliğe yansıması ve Terapisi.

Kusurluluk  şemasının kişiliğe yansıması ve terapisi üzerine.

Kusurluluk içeride olan bir şeydir çoğunlukla. Dışarıdan çok fark edilmeyebilir. Özdedir. Bu şeması olan insanlar, sevilmeye değer olmadıklarını hissederler. Sürekli derinlerde bir yerlerde bir şeylerin eksik ya da yanlış olduğunu hissederler.  Kusurluluk şeması ile en fazla ilişkili olan duygu da utançtır. Utanç kusurlarınızın açığa çıktığı zaman hissettiğiniz duygudur.

Kusurluluk şemasına sahip insanların ortak özellikleri şunlardır:

  1. Ben içten içe eksik ve kusurluyum inancı vardır.
  2. Partnerim benim gerçekten nasıl birisi olduğumu bilirse beni sevmez.
  3. Kendilerine karşı katı ve serttirler. Sürekli kendilerini yargılar ve eleştirirler.
  4. En büyük korkuları kusurlarının açığa çıkmasıdır.
  5. Kendileri hakkında aşırı utanç vardır.
  6. Olumlu özelliklerini değersizleştirirler. Kendilerini basit ve sıradan görürler.

Bu şemayla başa çıkma stratejisi olarak (değersizlik hissinizden kaçınmanız için) Alkıol almak, madde kullanmak, aşırı çalışmak, aşırı yemek yemek, davranışlarını kullanıyor olabilir misiniz?

Kusurluluk şemasının kökenleri

  1. Ebeveynlerinizden, kardeşlerinizden, öğretmenlerinizden veya arkadaşlarınızdan birisi size aşırı eleştireldi, sizi sürekli küçümsüyordu veya size karşı yargılayıcı, suçlayıcı cezalandırıcıydı.
  2. Ebeveynlerinizden biri ya da her ikisi tarafından reddedildiniz veya sevilmediniz.
  3. Bir aile üyesi tarafından cinsel, fiziksel, veya duygusal olarak tacize uğradınız.
  4. Ailenizde ters giden her şey için, her zaman siz suçlandınız.
  5. Kendinizi değerli hissetmek için hastalık derecesinde çalışırdınız.
  6. Ebeveyninizden birisi ya da her ikisi de sürekli kötü olduğunuz, değersiz olduğunuz ve hiçbir şey için iyi olmadığınızı söylerlerdi.
  7. Her zaman olumsuz bir şekilde kardeşlerinizle, başka çocuklarla sürekli kıyaslandınız ve kardeşleriniz ya da kıyaslandığınız kişiler sürekli size tercih edildi.
  8. Ebeveynlerinizden birisi evi terk etti ve siz kendinizi suçladınız.
  9. Ebeveynlerinden birisinin eleştirilerini içselleştirmişsinizdir, ebeveyninizin size olan bakışını, kendi bakışı haline getirmişsinizdir.
  10. Uzun süreli ilişki geliştiremezler. Birisinin kusurlarınızı görecek kadar yakınlaşmasını engellersiniz. İlişkileriniz kısa süreli olur hep.
  11. Sizi eleştiren ve her zaman sizi küçük düşüren eşlere, partnerlere, arkadaşlara karşı yoğun çekim yaşarsınız. Sizi en çok reddeden, eleştiren kişilere ilgi duyarsınız. Onlar sizin kusurluluk hislerinizi pekiştirirler. Onların yaşattıkları size tanıdık gelir. Sizin çocukluk ortamınızı yansıtırlar.
  12. Sizi fiziksel ve duygusal olarak taciz eden partnerler bulursunuz.
  13. Eşlerini çok kıskanırlar ve kısıtlarlar.
  14. Kendinizi durmadan diğer insanlarla olumsuz bir şekilde karşılaştırırsınız, kendinizi kıskanç ve yetersiz hissedersiniz.
  15. Sürekli insanlardan onay alma ihtiyacı hissedersiniz.
  16. Geçerli bir eleştiriyi kabullenmekte zorlanırsınız, savunmaya geçer ve saldırgan olursunuz.
  17. Çocuklarınızı aşırı derecede eleştirirsiniz.
  18. Toplum içinde konuşurken aşırı gergin olursunuz.
  19. Samimi ve içten olamamak. Sadece kendi sahte kendiliğinizin sevilmeye değer olduğuna inanırsınız.
  20. Kıskançlık ve haset etmek çok sık görülür. Sürekli kendinizi olumsuz olarak diğer kişilerle kıyaslarsınız.
  21. Şemanızı tetikleyen partnerlere karşı yoğun bir çekim hissedersiniz. Size iyi davranan insanlarla birlikte olduğunuzda onlardan sıkılmaya başlarsınız. Kusurluluk şemanızı tetikleyen, destekleyen kişilere karşı daha çok kimya hissedersiniz. Size değer veren birisi ise size yabancılık hissi verir.

Kusurluluk şeması, çocukken sevilmemiş veya saygı duyulmamış olmanın verdiği hislerden kaynaklanır. Sevilmeye değer olmadığını hissetmektir. Neredeyse ebeveynlerinizin sizi eleştirme, değersiz görme, reddetme, ve size sevgi vermemekle doğru yaptığını hissettiniz. Bunu hak ettiğinizi hissettiniz. Bu yüzden, size davranış şekillerinden dolayı öfke hissetmediniz. Onun yerine utanç, ve üzüntü hissettiniz. Ebeveynlerinizden birisi veya her ikisi tarafından sürekli eleştirilmiş veya reddedilmişsinizdir.

Çoğunlukla, ebeveynlerinin kendilerinde kusurlulukla ilgili sorunlar vardır. Ve bunları kendi çocuklarına  bu kusurluluk şeması, kuşaklar arası aktarım yoluyla  aktarılır.

Kusurluluk şemasının ortaya çıkmasına neden olan ebeveynler genellikle eleştirel ve cezalandırıcıdırlar. Bu şema, daha gözde olan kardeş ile karşılaştırmalarla, dalga geçilmelerle oluşur. Daha büyük olan kardeşler bu şemayı tetikler. Daha büyük kardeşler, küçük ve daha az yetenekli olanlara karşı genellikle daha eleştirel yaklaşırlar.

Eleştirilerek ve kusurlu hissederek büyüyen bir çok kişi, bir alanda üstün olmaya çalışarak kusurluluk hislerini telafi ederler. Kibirli olurlar. Para ve ün ile içlerindeki o kusurluluk hissini yatıştırırlar.

Sadece en kötü sırrınız kadar hastasınızdır diye bir anonim söz vardır. İnsanlardan sakladığınız bir çok sırrınız diğer insanların düşündüğü kadar kötü olmayabilir.

Yakınlıktan kaçınmanın başka  yolu da, yakın olmak istemeyen bir kişi ile ilişki yaşamaktır. Birlikte olsanız bile, paralel hayatlar yaşar ve hiçbir zaman çok yakın olmazsınız. Hiçbir zaman sevemeyeceğiniz insanlarla çıkarsınız. Ya da uzakta yaşayan veya sık sık seyahat eden birisi ile ilişki yaşayabilirsiniz. O kişiyi sadece hafta sonları görürsünüz. Korktuğunuz yakın ilişkiden kaçmak için başka bir ilişki kurma yöntemidir bu.  

Mazoşistik ilişkiler yaşayan bir çok insanda da kusurluluk şeması vardır. Temelde, kendilerinin hak ettiği tek şeyin bu olduğunu düşünürler. Bazen de karşıt saldırı şeklinde karşımıza çıkar bu şema. Kendi değersizlik duygularını yaşamamak için diğerlerini küçük görürler.

Tedavisi:

Şemanızı değiştirmek, kendinize nasıl davrandığınızla, başkalarına nasıl davrandığınızla  ve başkalarının da size nasıl davranmasına izin verdiğinizle yakından alakalıdır. Kusurluluğunuzun size öğretilen bir şey olduğunu, içinizde olan bir gerçek olmadığını fark etmeye, yakalamaya çalışın. Kusurluluğun bir gerçek olmadığını fark ettiğinizde değişim buradan başlayacaktır.

Çocukluk çağlarınızda özellikle 0-6 yaş grubunda kusurluluk ve utanç duygularınızı anlayın. İçinizdeki yaralanmış çocuğu hissedin.   Nereden geliyor?  Kökeni nedir? Bu anıların bulunması ve bu anılarla çalışılması gerekmektedir.  Geçmişte yaşanılan kusurluluk ve utanç duygularının tekrardan ortaya çıkartılıp, oradaki duyguların, bilişlerin, bedensel duyumların EMDR tekniği ile nötralize edilmesi gerekmektedir.  Eğer hatırlamakta zorlanıyorsanız size fotoğraflar yardımcı olabilir. Aile albümünüzü alın. Sevgi isteyen ama onun karşılığında reddedilen ve onay göremeyen çocuğu hissedin. O çocuğun sakinleşmeye ihtiyacı var. Huzur, sevgi, destek, onaylanma, övgü bunu iyileştirebilir.

Şemanızla bugüne kadar nasıl çıkabildiniz? Neler yaptınız? Yaptıklarınızı listeleyin. Bazı insanlar bu şemadan kurtulmak, kaçmak için farklı yöntemler denerler.  (Alkol uyuşturucu, aşırı yemek yeme, aşırı çalışmak gibi) terapide bu yollara başvurmadan şemayla yüzleşebilme yöntemleri üzerine çalışma yapılır.

Kusurluluk ve utanç gibi duygularınızı izleyin. Hangi durumlarda ve nasıl ortaya çıkıyor? Neler şemanızı tetikliyor? Bunlar üzerinden terapi çalışması yapılmalıdır.

Şimdiye kadar kusurlarınızı ve değerli olan özelliklerinizi listeleyin. Kusurluluk şeması sadece size çocukken nasıl davranıldığını yansıtır. Sizin ne olduğunuzu yansıtmaz. Mutlaka güçlü yönlerinizi vardır. Güçlü ve baskın taraflarınızı keşfetmeye çalışın.

Sizi eleştiren ebeveyninize ya da insanlara mektup yazın. Bu mektupları onlara vermek zorunda değilsiniz. Büyük ihtimalle vermek te istemeyeceksiniz zaten. Önemli olan duygularınızı mektuplarda belirtirken tamamen özgür hissetmeniz ve davranmanızdır. Size kötü davranan insanlara karşı, öfkenizi ve üzüntülerinizi ortaya çıkartın. Onlara olan duygularınızı, düşüncelerinizi kaleme alın, yazıya dökün. Eleştirilmenin ve onay görmemenin size ne hissettirdiğini onlara söyleyin. Bunları hak etmediğinizi yazın.  Onları korumaya ya da savunmaya çalışmayın. (onların kendi sorunları vardı, benim iyiliğim için yaptılar, daha iyisini yapmayı bilmiyorlardı v.s) olanlar hakkında size hissettirdikleri duygulara odaklanın. Onların gözden kaçırıp, önemsemedikleri iyi özelliklerinizi vurgulayın. İhtiyacınız olan onay ve desteği anlatın. Sizin için ne anlama geldiğini ve hayatınızı nasıl değiştireceğini anlatın. Şu anda da onlardan ne istediğinizi söyleyin.  “Artık beni herhangi bir şekilde aşağılamanı kabul etmeyeceğim. Eğer ilişkiye devam etmek istiyorsan, bana davranma şeklini değiştirmen gerekecek. Ve eğer yapmazsan ilişkimiz biter.”  Mektup yazma gücünüzü ve cesaretinizi  toplamanıza yardım eder. İyi hissettirir.

Şemanızla ilgili başa çıkma kartı hazırlayın. Şemanız, her tetiklendiğinde herhangi bir zaman çıkartıp okuyabileceğiniz bir başa çıkma kartı yazın. Şemanızı kırmanın yolu, bunu yaparken kendinizi yakalamakta ve her seferinde kendinizi durdurmakta yatmaktadır.

Başa çıkma kartı, şemanın sesine karşılık bir silahtır.  Kartı yanınızda taşıyın. İyi ve güçlü yanlarınızı hatırlatmak için kullanın. Kendinizi durmadan küçük görmelerinizi güçsüzleştirir.  Şemanızla savaşmanın başka bir yoludur aslında bu yöntem.

Size kötü davranan insanlara izin vermeyi durdurun. Eğer size eleştirel, kötü davranan partneriniz varsa, size kendinize kötü hissettirmesine izin vermeyin. Bunu diğer tüm ilişkileriniz için de yapın. Sağlıksız ilişkileri bitirmeden kusurluluk şemanızı iyileştirmek çok zordur. En yakınınızdakiler sürekli şemanızı pekiştirirken bu şema ile savaşmak çok zordur.

Sevgiyi, iltifatı kabul etmeyle başlayın. Birisi (yakın, tanıdık) iltifatta bulunduğu zaman Güzel görünüyorsun gibi hayır görünmüyorum demeyin. Teşekkür edin.

Yeniden çerçeveleme tekniği de etkili bir yöntemdir;  Karşı cins benden hoşlanmıyor yerine beni etkileyici bulmuyorlar olarak değiştirmek gibi.

Kusurluluk şemasının genellikle gerçek bir kusur üzerine kurulmadığını fark etmek önemlidir. Ciddi bir fiziksel veya zihinsel engeli olan kişiler bile bu şemayı geliştirmeyebilirler. Ktirik etken, kusurun varlığı değil, ebeveyninizin , ailenin diğer üyelerinin ya da diğer insanların  size ne hissettirdiğidir.

Kendinizi değerli hissetme algınız başarınıza bağlıdır. Kendinizi korumaya başlayın. Haklarınızı savunun. Dik durun. Öfkeli, agresif, saldırgan olun demiyorum sadece isteklerinizi ifade ederken sakin ve kontrollü davranın.

 Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Kendine aşık olmak (Narsisizmin klinik görünümü) ve Tedavisi

Narsistler kafalarındaki tasarımladığı şeyin hep doğru olduğunu iddia ederler. Ona farklı bir bilgi getirdiğinizde asla kabul etmezler zorlarsanız sizi aşağılar ve yok eder. O her zaman haklıdır. Her zaman doğrudur her zaman üstündür. Her zaman akıllıdır her zaman beceriklidir.  O her zaman mükemmel ve muhteşemdir. Her türlü zayıflık onun dışındadır, dışarıdadır. Bütün hata, kusur, zayıflık dışarıdadır.  Her türlü başarı kendisindendir. (Sen kaç paralık adamsın,  senden mi öğreneceğim der. Ben bu işin kitabını yazdım der.)

Narsist yapıya göre asla onda eksiklik ve kusur yoktur. Bir şeyler ters gidiyorsa, karşı tarafın veya dış dünyanın suçu vardır. Narsist asla kusurları kendinde görmez. Tüm pislikler, kötülükler hep dışarıdadır, başkalarındadır. Kafasında tasarladığı insanlara roller verir o rollere uyum gösteren insanlarla ilişkiyi sürdürür. Rollere uyum göstermeyen, itiraz eden insanları karanlığa ve yokluğa mahkum ederler.

 Peki bu insanlar nasıl narsisistik oluyorlar? 

   Narsisizmin  oluşumunda  çocuğunu hissedemeyen, onu anlayamayan  anne tutumları yatmaktadır. Anne kafasındaki dünyayı çocuğuna dayatır. Biz buna füzyon hali deriz.  Annesinin kendisine dayattığı düşüncelerle özdeşim yapan ve onun dışındaki bir dünyayı algılayamayan çocuk  bir fanusun içinden dünyaya bakmaya başlar. Bu tip insanlara kuramcılar narsisistik kişilik bozukluğu teşhisi koyuyorlar. Karşısındaki insanla empati yapamayan bir kişilik doğuyor. Karşısındaki anlamak hissetmek diye derdi yok tek derdi karşısındaki insanı kendi isteği doğrultusunda yönlendirmek. Çünkü annesi de ona aynısını yapmış. O açım diye bağırırken annesi kafasında kurguladığı ihtiyacını gidermiş. (uyutmaya çalışmış, sallamış, gezmeye götürmüş  v.b) 

   Anne çocuğunun duygusal ihtiyaçlarını anlaması ve hissetmesi gerekir. Anne, çocuğun ağlamasındaki ses tınısına göre o andaki ihtiyacını milisaniyeler içinde tespit edip, ağlamasındaki tınısına göre cevap vermesi gerekir.  Uykusu mu var? Karnı mı acıkmış? Kızgınlığı mı var? Korkmuş mu, endişeli mi?  Bunları sağ beyinden alması gerekir. Bebeklik döneminde ilk  2 yılda çocuğun temel ihtiyaçlarını göremeyen anne, o çocuğun kimliğini, tohumunu öldürür. Başkalarının ihtiyaçlarını, hissetmek, görmek yerine kendisinin doğru olduğunu iddia eden bir yapı açığa çıkıyor bu yapıya narsisistik yapı diyoruz.

 Narsistin kafasında bir dünya vardır. O dünyaya ters bir bilgi geldiğinde, ters bir eleştiri geldiğinde, farklı bir fikir geldiğinde onu yok sayar. Ve onu aşağılar. Buna füzyon denir. Gerçekliğe tahammül edemez onun için kafasındaki dünya ile yaşar.  Bu neden kaynaklanır? Anne çocuk ilişkisinde anne gerçek çocuğu doyurmaz da kafasındaki çocuğu doyurur. (Gerçek çocuğun ihtiyaçlarını anlayamadığı için empatik bir yeteneğini olmadığı için anne de narsist olduğu için.) Çocuğum acıktı şimdi der aslında çocuğun dokunma ihtiyacı vardır, çocuğu doyurur. Çocuk ne zaman kendi ihtiyaçlarını fark edip anneye bu konuda mesaj verse anne bunu algılamamaktadır, annenin kafasındaki çocuk olmak zorundadır. Çocuk asla kendi olamadığı için, annenin kafasındaki çocuk olur. Buna da narsizm denir. Çocuk artık hep kafasındaki bir fanusun içerisindeki dünyadan dünyayı görür. O beklediği dünyaya uygun cevaplar aldığı yerde iletişimi sürdürür, uygun cevaplar alamadığı yerde uygun cevap alana kadar zorlar, alamaz ise onu aşağılar ve hayatına devam eder. Onun için gözü kara  ve başarılı olurlar. Fakat ağır kırıldıklarında, iflas ettiklerinde, sahip oldukları nesneleri kaybettiklerinde psikoza kadar gerileyebilirler.

 Çocuklarda  beğenilme, sevilme ihtiyaçlarının tatmin edilmesi, karşılanması gerekir.  Birincil ve ikincil aynalama bu dönemde çok önemlidir. Anne, çocuğunun akıllı olduğunu, güçlü olduğunu ona hissettirirse birincil aynalanma ihtiyacı karşılanır. Önemsenirse, değerli olduğu gösterilirse , takdir edilirse aynalanma ihtiyacı karşılanır. Anne bunun yerine onu aşağılarsa, beğenilme duygularını görmezden gelirse aynalanma eksik kalır.

Birincil aynalanma eksikliği olan bireyler; hayatları boyunca kendilerini ortaya atarak, fark edilmek, önemsenmek, beğenilmek, takdir edilmek duygularını tamamlamak için her yerde bu amaç peşinde koşar. Beğenilme ve takdir edilme duygularını ömür boyu arayan çocuklar halinde kalırlar.

Toplumsal yapıda her yerde kendini göstermeye çabalayan, her yerde kendini ortaya koymaya, göstermeye çabalayan kişiler çocukluk yıllarında annelerinin onlara yeteri kadar fark etmemeleri, onları yeteri kadar onaylamamalarıdır.  Bu bozuk plağın kendisini tekrarlaması gibi her yerde fark edilme çabası içerisine giriyor.

 Birincil aynalanma ihtiyacı yeterince karşılanan çocuklar temel güven duygusu ile hayata tutunurlar. Ben yapabilirim, başarabilirim diyerek kendine olan imanları ve inançları tam olarak hayata çıkarlar.

Aynı çocuğun ikinci bir ihtiyacı çıkar. Hayatın acı gerçekliği karşısında tökezleyip, halının kenarına takılarak düşen çocuk dünyanın etrafında dönmediğini algılar. Omnipotansı yıkılır. Bu dönemde omnipotansını, muhteşem varlığını, dünyayı idare eden gücünü emaneten verebileceği ikinci bir kendilik arar bu babadır. Babaya derki baba mahallenin en büyüğü sensin değil mi der. Baba sen Toyota gibi adamsın değil mi? Baba sen Ali’ nin babasını döversin değil mi der? Babası da evet çocuğum der. Kendine yüklenen görevleri alır. Çocuk bir şemsiyenin altına zamanı geldiğinde sığınabileceği, ısınabileceği, güvenebileceği bir baba modeline ulaşmış olur. İkincil aynalanma da babadan gelir. Baba kendisine yüklenileni kabul edip, evet o benim ama fakatlarla hayatın gerçekliğini aktarırsa ruhsal yapı sağlıklı işler.

 Çocuktaki birincil ve ikincil aynalanma yeterince ve zamanında karşılanırsa primer narsistik yapı sekonder narsistik yapıya geçer. Ruhsal gelişiminde sorun olmaz. Fakat  bunu başaramazsa primer narsistik yapı sekonder narsisizme geçemezse ruhsal duraksama yaşanır. Bu patolojik bir durumdur.  Bütün dünyanın ona hizmet edeceği noktada takılı kalıyor buna narsizm denir.

Toplumuzda 6 yaşına kadar erkek çocukları inanılmaz bir şekilde büyütülürler. Aslanım, kaplanım, bir tanem deniyor. 6 yaşına gelince de; utanmıyor musun, kazık kadar oldun deniyor, birdenbire çocuğu içine gömerler. O zaman çocukta ne oluyor? Dışarıya karşı utanma duygusuyla bir anda kendisini ötekine feda eden, öbürüne hürmetlerini arz eden ama içeride derinden derine biricik özel olduğunu hisseden, grandiyözitesi var olan bir yapı oluşuyor. Dışarıda hepsi korkar, kimseye höt diyemez, ama eve geldikleri zaman hepsi kraldır. (Eşlerine şiddet uygularlar)

Narsisizmin Kökeni:

  1. Çocukken çok şımartılmışlardır. Çocuklar ne isterse hemen yapılır. Çocuk, ebeveynlerini kontrol eder. Narsistik kişiler kendilerini ayrıcalıklı hissederler. Kendilerini kontrol etmeleri ve diğer çocuklara konulan kuralları, sınırlamaları kabul etmeleri onlardan istenmemiştir. Yetişkin olduklarında da istediklerini alamadıklarında çok çabuk kırılır ve incinirler, öfkelenirler. Öfkeyi olgun bir şekilde dışarı vuramazlar. Daha çok kızgın bir çocuk gibi davranırlar. Sabırsız, huzursuz ve öfkeli davranırlar. Duygularını (öfkesini) dışa vurmakta özgür olduğunu düşünürler, bunun diğer insanların üzerindeki etkisini umursamazlar. Empati yetenekleri neredeyse yoktur.
  2. Ebeveynlerin sınır koymadaki yetersizlikleri. Ebeveynlerin çocuk üzerinde yeterli disiplin ve kontrolleri yoktur. Bu çocuklar boş ver yapsın denilen ortamlarda büyüyen çocuklardır. Hiçbir zaman gerçek sınırları olmayan çocuklardır. Nerede duracaklarını bil(e)meyen çocuklardır. Sınırları olmayan ebeveynler, sınırları olmayan çocuklar yetiştirirler. Çocuklarla terapilerimizde çocukların çok sık kullandığı bir ifade var: çocuklar derler ki; Annemin babamın sık sık tepesi atar, bize bağırır. Ben de ona çekmişim ona çok benziyorum. Yetişkinler kendilerini kontrol edemiyorlarsa çocuklarının da kontrol etmeleri beklenemez. Ebeveynlerin kontrolü sayesinde çocuklar kendilerini kontrol etmeyi öğrenirler. Çocuklar kendilerine yapılanı yaparlar. Net, tutarlı, kararlı ve makul sınırları koyan ebeveynler olduğunda çocuklar davranışlarını kontrol edebilirler. Çocuk davranış sorunu ortaya koyduğunda ebeveyn net tutarlı tavrı ortaya koymazsa çocuk şu mesajı alır ben bir şeyi değiştirmem, bir şey yapmam gerekmiyor annem babam beni bu şekilde kabul ediyorlar.
  3. Çocuklara engellenmeleri tolere etme becerisi öğretilmemiştir. Sorumluluk almaları ya da verilen görevleri bitirmeleri beklenmemiştir.  (Bunlar evdeki işler ya da okul ödevleri olabilir.) Ebeveyn, çocuğun sorumsuzluğuna izin verir ve bedelini ödemelerini sağlamaz.
  4. Çocuklara dürtü kontrolü de öğretilmemiştir. Çocuklar öfkelendiklerinde sakinleştirilemeyen, o öfkeyle baş başa bırakılan çocuklardır. Bir ya da iki ebeveyn de duygularını ve dürtülerini kontrol etmekte zorluklar yaşıyor olabilir.
  5. Çocuklarını kendilerine bağımlı yapacak şekillerde şımartan ebeveyn tutumları. Günlük sorumlulukları, kararları ve zor işleri onlar için üstlenen ebeveynleri vardır. Sorun aslında ebeveynlerin çok ileri gitmiş olmalarında yatabiliyor.
  6. Bazı durumlarda çocuğa aşırı disiplin uygulanmış ve kontrol edilmiş olunabiliyor. Çocuk bu disipline ve duygusal kontrole karşı saldırıya geçebiliyor.

Narsisistik kişilerin  Ortak özellikleri:

  1. Kendilerini özel ve ayrıcalıklı görürler. Kendi ihtiyaçlarını önceliklerler. Normal sınırları kabullenmekte sorun yaşarlar.  Kontrolcüdürler. Her şey onların istediği gibi olmak zorundadır. Başkaları onun gibi düşünmezse siler atarlar. O kişinin üstünü çizerler. Başkalarının duygularına yönelik empati yapamazlar. Normal sosyal beklentilere ve kurallara uymak istemezler. Kendilerini kanunların üstünde görürler. Başkaları kurallara uymadığında cezalandırılmalıdır ancak kendileri uymadığında cezalandırılmamalıdırlar. Davranışlarının bedelini ödemek istemezler.
  2. Narsistler beklentilerine   gibi davranılmadığında ölümcül bir öfke kusarlar. Ve intikam duyguları ile dolarlar. Onların intikamları korkunçtur. Sabrederler, beklerler, manipüle ederler aylar sonra intikamlarını alırlar.
  3. Narsistik insanlar bir fanusun içerisinde yaşarlar ama o fanusta olduğunu bilmezler.
  4. Narsistler ikili ilişkilerinde ezen ve hükmeden taraftır. Bunları yaşayacağı kişi yoksa saldırganlaşır, “sözel sadist”tir. Sürekli aşağılar, iğneler, imalarda bulunur. Sözel şiddetiyle, iktidarını korur.
  5. İçlerindeki incinmişliği ve kırılmışlığı kendilerinin çok büyük olduklarını düşünerek, hayal ederek, fanteziler kurarak dengelerler. Ya da Başkalarını aşağılayarak küçük görerek, tepeden bakarak kale alınmamayı, incinmişliklerini  tedavi edebilir ve  kendi  sistemlerini  dengeye getirebilirler.
  6. Başkalarının duygularını anlama konusunda veya başkalarının duygusunu önemseme konusunda teşvik edilmemişlerdir. Kendilerini disipline etme veya kendilerini kontrol etmeleri öğretilmemiştir. Sorun yaşadıklarında başkalarını suçlama eğilimleri çok yüksektir. Sorunlarının kaynağı olarak kendilerine bakmak yerine, başkalarını suçlarlar.
  7. Kızgınlıklarını, öfkelerini bazen pasif agresif davranışlarla ifade ederler. (Surat asarak, hastalık hastası şikayetlerle, söylenmelerle, çocuk gibi öfke nöbetleriyle) Kırılma ve incinmeyi yaşayan narsisist bu acıya ve duygulara tahammül etmek yerine fanteziye sığınır. Fanteziye sığındıkları müddetçe gerçeği göremezler ve kişilikleri
  8. Davranış ve duygularını kontrol etmekte sorun yaşarlar. Dürtü kontrolünde sıkıntıları vardır. Sonuçlarını düşünmeden istekleri ve duygularıyla hareket ederler. Sıkıcı ve rutin olan uzun süreli işleri tamamlarken yaşanan sıkıntıları tolere edemezler. Planlama ve düzen ile ilgili genel sıkıntıları vardır. disiplinsizdirler. Odaklanma sorunu yaşarlar. Anlık tatmini ertelemekte sorun yaşarlar. (alkol, sigara, cinsellik, yemek yeme)
  9. Narsistler sevemezler sadece sevgiyi manipüle ederler. Sadece insanların kendisine olan hayranlığını severler. Narsistlerin tipik özelliği sevmeyi Sevgilisi onu severse ona hayran olursa onun muhteşemliğini onaylarsa o kızı sever, ölümüne sever. Fakat o kız bir yamukluk yapar da bunda bir kusur, bir eksiklik bulursa bitti o. Bana kız mı yok der, siler geçer. Narsistik yapıyı elde tutmanın tek yolu onun sepetine girmemektir. Dışında da durmayacaksın. İçinde de durmayacaksın. Hep böyle kenarında duracaksın. Tahterevallide. (halk diliyle göster ama verme) teslim olursanız, kafanızı eğerseniz anında narsist tekmeyi basar çünkü hedefine ulaşmıştır. Hedefine ulaştığı andan itibaren hedefin hiçbir kıymeti kalmaz narsist için.  Yeni bir hedef çıkar. Hedef ele geçirilemeyendir. Ele geçirildiği andan itibaren hiçbir kıymeti yoktur. Narsistin çıtaları, çetelesi vardır, sayısı vardır yedekleri vardır.
  10. Kendileri terapiye gitmektense, başkalarının terapi ihtiyacı duymasına neden olan kişi olurlar.
  11. İstediklerini elde edemezlerse çok çabuk kırılırlar, öfkelenirler, öfke patlaması yaşarlar.
  12. Çevresindekilerin ihtiyaçları umurunda değildir, onları incitmek pahasına kendi ihtiyaçlarını karşılarlar.
  13. Çevresindekileri küçümserler. Aşağılarlar, hor görürler, onlara kötü davranırlar.
  14. Çevresindeki insanların duygularına empati duymakta güçlük çekerler. İşyerinde, okulda başka insanların ihtiyaçlarını ve duygularını dikkate almadıkları için ya da kurallara uymadıkları için uyarı alırlar bazen de işten, okuldan  atılırlar.
  15. Bencilce davranışlarda bulundukları için eş, dost, akraba, arkadaşları tarafından terk edilirler.
  16. Çevrelerindeki insanlar sorumsuzluklarından  bıkarlar ve onunla  ilişkilerini keserler.
  17. Madde kullanımı, alkol, ya da aşırı yemek yeme eyleme vurma davranışları sergilerler.
  18. Hayatlarının her alanındaki disiplinsizlik, hedeflerine ulaşmasını engeller.
  19. Dürtülerini kontrol edemedikleri için öfke kontrol sorunu yaşarlar. Otorite figürleriyle sürekli çatışma yaşarlar.
  20. Öfke ve ani patlamalarla eş, dost, arkadaş, çocuklarıyla, iş arkadaşlarıyla sorun yaşarlar, kendisini insanlardan uzaklaştırırlar.
  21. Hayır’ ı cevap olarak almak istemezler onların her istekleri karşılanmalıdır.
  22. Başlarını derde sokacak şekilde dürtüsel davranırlar.
  23. Uzun vadeli hedefe ulaşmak için anlık zevklerinden vazgeçemezler.
  24. Kendi ihtiyaçlarını aşırı vurgularlar, ön plana çıkartırlar.

Tedavi

Çoğunlukla terapiye gelmeyi istemezler, terapiyi reddederler. Sorunlarıyla ilgili sürekli başkalarını suçlarlar ve değişmemek için mücadele ederler.

Bu insanlar doğrudan terapiye gelmezler. Panik atak, ölüm korkusu, boşluk hissi gibi şikayetlerle önce dahiliye polikliniğine giderler durumlarının psikolojik kökenli olduğu söylendiğinde  psikiyatri polikliniğe  veya  psikoloğa  giderler onlarla ancak bu şekilde kontak kurulabilmektedir. Doğrudan gelmeleri ancak şu şekilde oluyor:  İflas ederlerse, makam kaybederlerse, eşi  ihanet ederse, terk edilirlerse bu olayları kaldıramazlar ve dağılırlar toparlanmak için terapiye gelirler. Yani  terapiye krizle gelirler.

Narsisizmde kendisine zarar verici davranışlarla ilgili yüzleştirme yaptığınızda narsistik yapı çok incinir ve kırılır tedaviyi bırakır. Bunun için aynalayarak yorumlama yapılmalıdır. Narsisistik hassasiyetin aynalanarak  yorumlama taktiği ile tedavi edilir. Narsisistik hassasiyet, kişinin kafasındaki füzyonun dışında bir bilgiyi verdiğinizde hastanın incinip kırılması durumudur.  Yani ona bir gerçekliği söylediğinizde tamamen füzyon dağılacağından kristal gibi paramparça olur. Ufacık farklı bir bilgi bütün hayatının datalarının çökmesi anlamına gelir. Terapistin verdiği bilgi, balonu delen şeydir. Balondaki delikten bütün sistem göçüyor. O sistemin göçmemesi için kişinin her türlü kendisinin görmek istemediği sistem ret edilir.

Narsistler; beğenilmemeye, istenmemeye, değersizliğe karşı çok hassastırlar. Bu hassasiyet karşısında çabuk kırılır ve incinirler. Çabuk kırılıp incinince ya öfke ile tepki verirler ya da kendilerini geri çekerek tepki verirler.  Bu kırılma anları yakalanarak bunlar üzerinde yorumlama suretiyle tedavi süreçleri tamamlanmaya çalışılır sistem itibariyle

Narsistlerle çalışırken çok dikkatli çalışılmalıdır. Çünkü; Yüzünüzdeki ifadeden onunla ilgilenmediğinizi gören narsist ölür ve tepki verir. Narsiste sürekli bakmak zorundasınız. Onun incinmişlik duygularına senkron/ aynalama yapmazsanız sizi dinlemezler.

Narsiste kendi içindeki füzyonunu fark ettirmek terapide asıl amaçtır. Füzyonunu fark ettiğinde de hep aynalanma ve öbürünün aferini almak üzerine kurgulanmış olan hayat tercihleri yerine, kendisi için bir şeyler yapan, kendine özgü hobiler edinen bir kimlik gelişmeye başlar. Bu terapötik etki oluşturur.

Sınır sorununun hayatlarında nelere yol açtığı üzerine farkındalık çalışması yapılır. (Bu insanlar en yakınlarınız olabilir. Bu insanlar empatiden yoksun, suçlayıcı ve verdiklerinden daha fazla almak isterler. Hiçbir zaman kendi sınırlarını belirleyemezler. Onların sınırlarını sizin belirlemeniz gerekir. Sınır koymalısınız.)  ( Sınır koymak onları kendilerine getirir. Terapiye gitmezsen seni bırakırım,  kabul edilemez bir davranışta bulunduklarında bir daha bu davranışı tekrarlarsan seni terk ederim, kirli çamaşırlarını sepete koymayıp ortalığa atarsan onları yıkamayacağım gibi keskin ve net ifadeler kullanmak)

Dürtü ve davranış arasına düşünce adımını koyması  üzerine farkındalık çalışması yapılır. (Sonuçlarını düşünmeden dürtüsel, fevri davranmak yerine dürtü ile davranış arasına düşünceyi koyma çalışması.  Saldırgan olmadan ne hissettiğinizi, duygularınızı ben diliyle ifade edin.)

İnsanlarla iletişim kurarken savunmaya geçmeden empati becerisi kazandırma çalışması yapılır. Aynalama egzersizleri yaptırılır. Aynalama bir tür aktif dinlemedir aslında. İki bölümden oluşur. İlk olarak karşıdakinden ne duyduğunuzu yansıtırsınız. Ardından o kişinin nasıl hissettiğini söylersiniz. (Her fırsatta  insanların duygularını okumaya ve okuduklarınızı da geri bildirimde bulunması üzerine farkındalık çalışması yapılır)

Başka insanlarla iletişim kurarken karşılıklılık, adalet, eşitlik ilkelerini gözetmesi üzerine farkındalık çalışması yapılır.

Herkesten özel veya üstün olmak yerine herkesle aynı olmanın nasıl olduğunu hissetmesi üzerine ev ödevleri verilir. Bu ödevler seansta konuşulur.

Narsisitler gittikleri her yerde özel  ilgi, alaka beklerler. İleri düzey narsisitler gittikleri yerlerde kahve beklerler.  Orta düzey narsistler çay bekler, hafif  düzey narsistler  ise su ile idare ederler.  🙂

Semptomlarınız sizin işlevselliğinizi etkileyecek kadar şiddetli ise, çok uzun süredir sıkışıp kalmışsanız ve nasıl değişeceğinizi bilmiyorsanız değişim umutsuz gibi görünüyorsa profesyonel yardım almanız gerekebilir. Profesyonel destek almaktan çekinmeyiniz.

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Obsesif Kompulsif (Takıntı Zorlantı) Bozukluğu ve Tedavisi

Obsesyon (takıntı-saplantı):  İnsanın  zihnine  irade dışı gelen, kişinin bunların saçma olduğunu bildiği halde iradesiyle uzaklaştıramadığı, inatçı bir şekilde tekrarlayan, kişinin zihnine sakız gibi yapışan, tekrar tekrar  zihninize gelen düşünceler, hayaller, istekler veya sık sık ortaya çıkan rahatsız edici kaygılardır. (Tabiri caizse zihinsel geviş getirmedir.) Aklınıza gelmemesi için uğraşmanıza rağmen aklınıza kendiliğinden gelirler  veya  belli durumlar ve ortamlarda kendiliğinden ortaya çıkarlar ve sıklıkla sıkıntıya  neden olurlar. Egoya (benliğe) yabancıdırlar. Örneğin: “Bulaştı mı,  kir var mı? acaba kapıyı kilitledim mi? ütünün fişini çektim mi?, çocuğuma zarar verir miyim? Verdim mi?  Elimdeki bıçağı saplar mıyım?  farkında olmadan yapmış olabilir miyim?, istedim mi? ….  istiyor muyum?  tam oldu mu?, … tam anladım mı?…

Zorlantılar (Kompülsiyon) veya  ritüeller:  Kişinin yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlardır. (Takıntıları ortadan kaldırmak ya da bunların doğurduğu kaygı ve bunaltıyı gidermek için yapılan zihinsel eylemler ya da tekrarlayıcı davranışlardır.) Takıntılı düşünceler zihinden kovmakla gitmez. Siz bu düşüncelere ne kadar direnirseniz, bu düşünceler de o kadar kuvvetli bir şekilde gelir.. Dolayısıyla insan kendisini bir kıskaç altında hisseder. Ne yapsa bu düşüncelerden kurtulamaz. Bu düşünceleri nötralize etmek için, sistemini rahatlatmak için  yani  bu düşüncenin verdiği kaygıdan kurtulmak için  bir takım davranışlar yapar.  Bu davranışlara da kompulsiyon denir. Elinin temiz olduğunu bildiği halde bir şeye dokunduğu zaman  kirlenmişlik hissiyatı ile birlikte elini yıkar, ıslak mendil veya havlu ile temizler. Kapının kilitli olduğunu bildiği halde acaba kilitledim mi endişesini taşır ve gider kapıyı kontrol eder. . musluğu kontrol, dönüp tekrar bakma, başkasına sorma, belli sayıda bazı hareketleri tekrarlama gibi.. bu  davranışlarıyla tüm vakitlerini geçirirler.   Davranışlarının  ucu  sonu olmamaktadır. Günlük hayatlarını zindana çevirirler.  Bu insanlar  aile fertlerine, çalışma arkadaşlarına illallah çektirirler… Tuvalete, banyoya girerler saatlerce temizlenemezler, saatlerce çıkamazlar. Bu kişilerin yıkanmaları, giyinmeleri ve yemek yemeleri her gün saatler alır. Bayan obsesiflerde ev temizlemeleri olaydır. Her yeri çamaşır suyuyla siler, temizlerler ve her yer halen pistir. Hatta bazılarında kendilerini bile (ellerini, bedenlerini) çamaşır suyuyla yıkarlar. Ama halen temizlenemezler. Yıkamada ve yıkanmada su, sabun ve deterjanlar kötüye kullanılır.

OKB, insanların önemli ölçüde zamanını alan, onlara sıkıntı veren ve bunaltan, olağan günlük işlerini ve başkalarıyla olan ilişkilerini bozan bir rahatsızlıktır.

OKB olan insanlarda mükemmeliyetçilik, düzenlilik ve esnek olmayan bir kişilik yapıları ön plandadır. Kurallar, düzenlemeler, temizlik ve düzgünlük gibi konularla aşırı i,lgilidirler. İnatçılık boyutlarına varan ısrarcılık sık görülen özellikleridir. Sezgilerle karar verilmesi gereken durumlarda büyük bir kararsızlık gösterirler. Kendilerini ve içinde bulundukları koşulları kendi denetimleri altında tutma arayışları vardır. Ayrıntılara gömülürler. Ve olası hatalar için tekrar tekrar denetimler yaparlar. Otoriter bir tutum sergilerler. Aşırı kuralcıdırlar. Kendilerini işlerine ve üretkenliğe adamışlardır. Nesneleri biriktirirler ve bir türlü elden çıkaramazlar.  Duygusal bir değeri olmasa bile, değersiz nesneleri elden çıkaramazlar, onları atamazlar. Çok eli sıkıdırlar, cimri ve pintidirler. Verici olmayan kişilerdir. Kişisel bir çıkar elde etmeyeceklerse başkaları için zaman ya da para harcamazlar.

Toplumsal davranışlarında kibar ve resmidirler. Başkalarıyla, düzeylerine ve içinde bulundukları konuma göre ilişki kurarlar. Eşitlikçi olmaktan çok ast- üst olma ile ilgilidirler. Bu yüzden “ üstün “ gördükleri kişilere karşı çok farklı, “ daha aşağıda “ gördükleri kişilere karşı çok farklı davranırlar. Üstlerine dalvakuvukluk ve yalakalık yaparlar. Altlarına karşı ise acımasız ve sert davranırlar. Kendilerini üstün gören bir tutum içinde olurlar. Bu kendini beğenmiş ve küçümseyici tavır, genellikle kurallar, yasal düzenlemeler perdesi arkasına gizlenirler. Astlarıyla olan ilişkilerinde genellikle onlara karşı uzlaşmaz bir tutum izlerler. Ve onlardan beklentileri yüksek olur. Bunları, derinlerde yatan yetersizlik duygularından ötürü yaparlar. Ayrıca başkaları üzerinde sağladıkları güç, düşmanca dürtülerini ifade etmek için iyi bir çıkış yolu sağlar. Başkaları onların standartlarını tutturamazsa onları paylar ve kınarlar.

Obsesif – kompulsifler iyi birer “ organizasyon adamıdırlar. “ bu yüzden “ bürokratik kişilik “ in iyi bir örneği olarak kabul edilirler. Ayrıntıcı kişilerdir. Yaptıkları işlerde ayrıntıya boğulurlar ve tasarılarını geniş kapsamda göremezler. Diğer bir deyişle “ Ağaçlardan ormanı göremezler. “  ayrıntılarla, kurallarla, sıralamayla, düzene sokmayla, tasarlamayla öylesine uğraşırlar ki giriştikleri eylemin başlıca amacını gözden kaçırırlar. Yapılan işi beğenmezler. Başkalarının kendi yaptıkları gibi yapması konusunda anlamsız bir biçimde direnirler. Ya da doğru yapmayacakları düşüncesiyle başkalarının bir işi yapmasını istemezler. Doğruyu ve iyiyi yapma yükünü aşırı derecede yüklenirler.  Aşırı çalışma ve üretkenlik uğruna boş zaman etkinliklerinden ve arkadaşlıklarından ödün verirler. Karar vermekte sorun yaşarlar, kararsız kalırlar, karar vermekten ya kaçınırlar ya da karar verme sürecini uzatırlar ya da karar vermeyi sürüncemede bırakırlar.

Söz konusu durumun bir rahatsızlık olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin ölçüt şudur; kişinin düşünce ya da davranışlarının günlük işlevselliğini ne ölçüde bozduğudur. Herkesin kabul edilebilir ölçülerde kendisini düşünmekten alıkoyamadığı takıntıları ve kendisini yapmaktan alıkoyamadığı davranışları olabilir. Bunlar kişinin günlük işlevselliğini bozmadıkça bir patoloji (rahatsızlık, hastalık) olarak kabul edilemez.

Normal Kişilerdeki Obsesyonlarla Obsesiflerdekilerin Farkları

Daha sık

Daha yoğun

Daha uzun süreli

Daha çok inanılan

Daha çok sıkıntı verici (olumsuz duygulanımla bağlantılı)

Daha ısrarlı ve yapışkan

İçerik farkı: Yok ya da önemsiz

Tanı konulabilmesi için; kişinin işlevselliğini önemli ölçüde bozması, ileri derecede bir kaygı oluşturması ya da kişinin bu davranışlarıyla çok zaman harcamasına yol açması gerekir.  Tanı kriterleri için ICD VE DSM aşağıda gösterilmiştir.)

Obsesif Kompülsif Bozukluk (ICD-10)

  1. En az iki haftalık bir periyot içinde çoğu günlerde obsesyonlar ve/veya kompülsiyonların olması.
  2. Obsesyonlar (düşünceler, fikirler, imgeler) kompulsiyonlar (eylemler) aşağıda sayılan özelliklerin hepsini gösterirler:
    1. Dış bir güç veya etki tarafından değil hastanın kendi zihninden kaynaklandığı bilinir.
    2. Tekrarlayıcı ve nahoştur, en az bir obsesyon veya kompülsiyon hasta tarafından aşırı veya makul olmayan şekilde değerlendirilir.
  • Hasta direnmeye çalışır (uzun süreli durumlarda bu direnç azalmış olabilir).
  1. Direnilemeyen en az bir obsesyon veya kompülsiyon vardır.
  2. Obsesyonun yaşantılanması veya kompülsiyonun yerine getirilmesinin kendisi haz verici değildir. (Bu geçici olarak gerilim azalması veya anksiyete azalmasını kapsamaz.)
  1. Obsesyon veya kompülsiyon sıkıntıya yol açar, zaman kaybına yol açarak hastanın sosyal ve bireysel yaşamını bozar.

OKB (DSM- IV)

  1. Obsesyonlar veya kompülsiyonlar.

1, 2, 3, 4 deki tanımlandığı şekilde obsesyonlar

  1. Tekrarlayan ve kalıcılık gösteren düşünceler, itkiler veya imgeler ya da rahatsızlığın belli bir zamanında girici (intrusive) ve uygunsuz kabul edilen ve belirgin kaygı ve sıkıntıya yol açan
  2. Düşünceler, itkiler ya da imgeler sadece gerçek yaşam sorunlarıyla ilgili aşırı kaygılardan ibaret değildir.
  3. Kişi bu düşünceleri itkileri veya imgeleri başka düşünceler veya eylemlerle etkisizleştirmeye çalışır
  4. Bu düşünceler, itkiler ya da imgeler kendi zihninin ürünü olarak görür.

(B) Bir ve iki tarafından karşılanan şekilde kompülsiyonlar.

  1. Obsesyona karşı cevap olarak yapılmak zorunda hissedilen tekrarlayan davranışlar (el yıkama, sıralama, kontrol gibi) veya zihinsel eylemler (dua etme, sayma, sessizce bazı kelimeleri tekrarlama)
  2. Bu davranışlar veya mental eylemler bir tehlikeyi önlemek adına yapılsa bile durumla ya anlamlı bir ilişkileri yoktur ya da aşırıdır.
  3. Rahatsızlığın en az bir döneminde kişi eylemlerini saçma bulur.
  4. Sıkıntı verir, zaman alır (1 saatten fazla) veya kişinin normal rutinlerini bozar.

Nedenleri:

Ailesel faktörler; daha çok katı bir disiplinle yetiştirilmiş kişilerde görülür.

‘Takıntı Zorlantı Bozukluğu’ olarak da geçen bu rahatsızlık aslında iç dünyamızda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun işaretidir. Çatışmalarımızla yakından ilintilidir. (Yoğun boşluk, yetersizlik hislerini yaşamamak için semptom oluştururlar bu semptomlar  genellikle okb şeklinde  semptoma dönüşür.)

İlk çocukluk yıllarında anne – babaya karşı düşmanca hisler hissettiğinde, bu düşünceleri düşündüğünde zihin yapısı şuna inanır; eğer bunları düşünüyorsan bunu yapmışsın demektir, yaptıysan suçlusun, suçluysan da cezalandırılacaksın şeklinde üçlü mantık oluşur. Çocuktaki negatif düşüncelerin baba tarafından fark edileceği, bunun üzerine babanın gelip çocuğu cezalandırılacağına dair korku ve endişe çıkar.  Okb  de böyle bir mantığın devamı vardır. Mesela kişi elinin kirlendiğini düşünür, o kirlilik olmasa bile elini kirlenmiş olarak hisseder. Ve yıkanmadığı, arınmadığı müddetçe de sanki kirlilik devam edecekmiş gibi hisseder. Ya da çocuğunun başına bir şey geleceğini düşünür. Dua okumazsa çocuğu ölecektir. Çocuğunun başına bir şey gelmesin diye onu yapar. Gerçeklikle hiçbir alakası olmayan his onu kontrol etmeye başlar.

Kişinin iş yaşamında, ya da özel yaşamında zorlandığı dönemlerde alevlenmeler görülür. İlk kez evden ayrılma, boşanma, ilişki sorunları,  gebelik, çocuk doğurma, gebeliğin sonlanması, kişinin yaşamındaki sorumlulukların artması, sağlık sorunları gibi önemli yaşam olayları   OKB nin başlamasında ya da artmasında önemli rol oynar.

 Takıntılar:

Çeşitli alt tipleri vardır. Değerlendirme ve tedavi kolaylığı açısından yaşanan belirtilere göre OKB alttiplere ayrılır, bazen bir danışanda  birden fazla belirti grubu olabildiği gibi bazen de yıllar içinde belirtiler birinden diğerine değişebilir. Belirti türlerine göre başlıca alttipler:

  1. Kirlenme takıntısı: Şu  konularla ilgili olarak (idrar, dışkı, kan, ter, tükürük, kir, mikrop, kimyasal maddeler, hayvanlara dokunma, böcekler, aids, hepatit v.s hastalıklar)  aşırı bir korku duyması  ya da tiksinme, iğrenme düşünceleriyle boğuşup durması vardır. Kişide kirlilik bulaşma obsesyonu ve yıkanma temizlenme kompülsiyonu vardır.

Kirlenme takıntısının genel Özellikleri:

  • Kirlilik obsesyonu olan kişiler belli durumlar ya da nesnelerle temas ederlerse bulaşık ya da kirli olacaklarına inanırlar.
  • Sanal korkuları ya da bunun sebep olacağı hastalıklar ve/veya bizzat kirlenmişlik hissidir.
  • Sık görülen kontaminasyon obsesyonları vücut salgıları, feçes, idrar, menstürel kan, meni ve ter.
  • Rahatsızlığın en karakteristik yönlerinden birisi fiziksel bir temas olmaksızın dahi bulaşmanın sonsuz biçimde nesneye geçebileceği inancıdır.
  • Yani sadece kontaminanttan değil onun temas edebileceği her şeyden her yerden kaçarlar.

Sıkıntı Veya Ritüel Doğuran Ve Kaçınılan Durumlar

  • Mikrop içerebilecek her şey; umumi tuvalet, çöplük vb.
  • Bulaşık olduğu hissedilen yer ’bir akrabanın evi, memleketi’
  • Kirli hissedilen herhangi bir şey; feçes, idrar, menstürel kan, meni, ter, yer zemini vb.
  • Sağlığa zararlı olabilecek şeyler; ’kimyasallar, asbest, radyasyon, deterjan vb.’
  • Kişiye özel sembolik kirler: Anne bulaşması, Kendi memleketinin bulaşması, fakirlik bulaşması, ölüm bulaşması korkusu gibi.

Sıkıntı Doğuran Düşünce, İmge ve İmpulslar

  • Bulaştı,
  • Bulaşacak,
  • Eğer dokunursam kirlenirim,
  • Yeterince yıkadım mı?
  • Değdim mi?
  • Buraya dokunmuş olabilir mi?

Kaçınılmazsa ya da Tekrarlar Yapılmazsa Olabilecek Kötü Şeyler

  • Ben ya da başka biri bulaşmış hale gelecek ve bu da durumu güvenilmez hale getirecek
  • Hastalık bulaşacak ve bunu çevreye yayacağım
  • Ben ya da başka biri ölecek,
  • Sonsuza dek sıkıntı geçmeyecek,
  • Aklımı kaybedeceğim ya da delireceğim.
  • Diğer kişi bana bulaşmış olacak/oldu ve yıkamadıkça bende kalacak

Sık Görülen Kompulsiyonlar

  • El yıkama,
  • Duş yada banyo
  • Elbise değiştirme ve yıkama,
  • Yüzeyleri yada nesneleri temizleme.
  • Belli temizlik nesneleriyle silme (çamaşır suyu vb)
  • Peçete, ıslak mendil vb silme
  1. Kontrolcüler (düzene koyma takıntısı): Gereği gibi yapmadıkları davranışlarından dolayı başkalarının başına gelebilecek olası tehlikeli durumlardan kendilerini aşırı derecede ve anlamsız derecede sorumlu tutma  eğiliminde olan kişilerdir. Birey yaptığı veya yapmadığı bir şeyle ilgili eksiklik veya hata olabileceği konusunda şüpheye kapılır ve bunun verdiği sıkıntıyla tekrar tekrar kontrol eder (Kapı, pencere, elektrikli ev aletleri, doğalgaz, araba, doldurduğu formları kontrol) kontrol etmezlerse başlarına kötü bir şey geleceği düşüncesini taşıyan kişilerdir.

Kontrolcülerin Genel Özellikleri:

  • Bir felaketi önlemek için tekrar tekrar bir şeyleri kontrol eden grup.
  • Kontrolcüler olmasından korktukları bir felaketi önleme ihtiyacı tarafından harekete geçirilirler.
  • En sık görülen felaket fiziksel çevreyle ilgilidir. Kapı pencere kontrolü; (hırsız girip çocukları ve karısını öldürmesin diye)… Bilişsel olarak sorumluluk bileşenini ön planda tutan kontrolcüler bu potansiyel felaketin tamamen kendi hataları sonucu olacağına inanırlar.
  • Ortaya çıkacak felaketler fiziksel ve duygusal olabilir. (eleştirilmek, hor görülmek, incelenmek). “Ben sahtekarım” diye yazar mıyım korkusu ile her şeyi kontrol eden ve zor yazan kişinin korkusu duygusaldır.

Sıkıntı Yaratan Ve Kontrole Yol Açan Ve Kaçınılan Durumlar

  • Hata yapmak (Formu yanlış doldurmak, mektuba yanlış ifade yazmak, çeke yanlış miktar yazmak)
  • Kişinin kendisine ya da çevresine zarar verebilecek bir durum;
    • Kapıyı pencereyi kontrol etmeden evden çıkmadığına emin olmama,
    • İçinde zararlı bir şey olup olmadığına bakmadan yiyecek yememe,
    • Birine çarpıp çarpmadığını kontrol etmeden araba sürmek,
    • Elektrikli araç-gerecin fişini çekmeden evden çıkmak,
    • İlaçları açıkta bırakmak
    • Delici kesici eşya veya cisimleri açıkta bırakmak
  • Önemli bir evrakı düşürmek
  • Yanlış para vermek-almak

Sıkıntı Yaratan Düşünceler, İmgeler ve impulslar

  • Bütün pencereleri kontrol ettim mi?
  • Hasta çocuğuma çok fazla mı ilaç verdim?
  • Arabanın el frenini çektim mi?
  • Yemeğin içinde cam olabilir

Kontrol Etmez ya da Kaçınılmazsa Olabileceğinden Korkulan Sonuçlar

  • Kötü bir şey olacak ve sorumlusu ben olacağım
  • Birisi eve girecek, soyacak, aileme zarar verecek,
  • Evim yanacak,
  • Sevdiklerim zarar görecek ya da ölecek,
  • Eleştirileceğim, küçük düşeceğim veya aşağılanacağım.

Sık Görülen Kontrol Kompulsiyonlar

  • Kapıları, pencereleri, el frenini, elektriği, suyu tekrar tekrar kontrol etme.
  • Mektup ve formları göndermeden defalarca kontrol etme,
  • Yolu kontrol,
  • Zihinsel olarak yaptıklarını kontrol,

Bazen kompulsiyonlar çok tuhaf – ilginç olabilir. Örn: Bebek arama gibi (Acaba bebek var mı? kaybolmuş), yerde birisi yatıyor mu?

Yeterince kontrol ettim mi?

(Tekrarlayan kontroller nedeniyle kontrol edicilerin hafızalarında bozukluk olup olmadığı sorusu akla gelmiş ama psikolojik çalışmalarda genel bir bellek sorunu bulunamamıştır.)

Hatırlama güçlüğü tekrarlama davranışı esnasında ortaya çıkar. Bu da artan anksiyetenin bellekte bozukluğa yol açmasıyla ilgili olabilir.

  1. Toplayıcı- biriktiriciler: Önemsiz birtakım  nesneleri toplar sonra da atamazlar. (Gereksiz bir takım nesneleri toplama zorlantısı,  yerden bir takım nesneleri toplama zorlantısı duyarlar.)
  • Toplayıcılar çoğu insan için önemsiz olan şeyleri toplayan bunları atmakta çok zorlanan ve bir gün bunlara ihtiyaçları olacağından korkan kişilerdir.
  • Biriktiricilik, eğer topladıkları,kişinin günlük hayatını kontrol etmeye başlarsa biriktirilen şeyler kişinin yaşam alanını işgal etmeye başlarsa söz konusudur.
  • Yıkayıcılar, kontrolcüler ya da tekrarlayıcıların aksine toplayıcılar durumdan şikayetçi olmazlar ve biriktirdikleriyle yaşarlar. Tedaviye az gelirler. Aile baskısıyla tedaviye geliş söz konusudur.
  • Topladıklarını atmaya çalışıldığında büyük bir anksiyete yaşarlar.

Ritüalizasyona Neden Olan Sıkıntı Yaratan Durumlar:

  • Eşyaların atılması,
  • Topladıklarının başkası tarafından düzenlenmesi,
  • Daha sonra gereksinin hissedeceği bir şeyi olmamak

Sıkıntıyı Provoke Eden İmpuls, İmge ve düşünceler:

  • Ya ihtiyacım olur da bulamazsam,
  • Ya ihtiyacım olur da atmış olursam.

Eğer Kaçınılmazsa ya da Ritüalize Edilmezse Korkulan Sonuçlar:

  • İhtiyacım olan bir şeyi bulamayacağım,
  • İhtiyacım olan bir şey olmayacak.

Sık Görülen Kompulsiyonlar:

  • Lüzumsuz şeyleri toplamak,
  • Topladıklarını belli bir şekilde düzenlemek
  1. Düzenleyici-sıralayıcılar Çevredeki nesnelerin belli bir düzende durması, simetri, eşyalarda eksiklik, leke, çizik olmamasına gereksinim duyarlar. Bu nesnelerin yeri değiştirilirse, bunlara dokunulursa ya da bunlar başka bir düzene getirilirse, bundan ileri derecede rahatsızlık duyarlar.
  • Düzenleyiciler nesneleri belli bir örüntü içinde yerleştirme zorunluluğu hissederler.
  • Pek çok düzenleyici için ritüellerin amacı ve altta yatan mantık müphemdir.
  • Çoğu kötü bir şey olacağından değil mükemmellik gereksinimi ile harekete geçer.

Sıkıntıya Yol Açan ve Ritüalize Ettiren Durumlar:

  • Kesin bir düzen içinde yerleştirilmemiş nesneler; yatak örtüsü, elbise, kalem vb.
  • Nesnelere başka birinin ellemesi ya da başka birinin düzenlemesi,
  • Asimetrik şeyler,
  • Mükemmel olmayan şeyler

Sıkıntıya Yol Açan Düşünceler, İmgeler, İmpulslar

  • Yerinden çıkmış, burada olmamalı,
  • Yanlış yerde,
  • Kırışmış.

Kaçınılmadığında ya da Ritüalize Edilmediğinde Olmasından Korkulan Sonuçlar

  • Eğer doğru şekilde yerleştirilmezse olacak sıkıntıya dayanamam,
  • Eğer uygun şekilde değilse uğursuzluk gelir.

Sık Kompulsiyonlar:

  • Çevredeki eşyaları tam doğru şekilde yerleştirmek.
  • Belli kurallara göre simetrik yerleşim.

Düzenleyiciye belli bir sırayı neden tercih ettiği sorulursa herhangi bir mantıklı bir süreç tanımlayamaz. Sadece öyle iken rahat ettiklerini söylerler.

Bu istek sıradan bir insanın düzen isteğinden farklıdır. Gerçek bir düzenleyici bir cismin bulunması gereken yerden yarısının bile farklı bir yerde bulunmasına tahammül edemez. Bu sıkıntı nesne yerine konana kadar geçmez. Bazı düzenleme ritüelleri büyüsel bir karakterde olabilir.’Eğer her şey yerli yerinde olursa anneanneme bir şey olmaz’

  1. Dinsel takıntı: Allah tanımamazlık düşüncelerini aklından geçirme ya da kötü sözler söylemekten korkma, ve bunlardan dolayı cezalandırılacağı korkusunu yaşama.
  2. Bedensel takıntı: Bir hastalığı olma ya da görünümüne ilişkin başkalarının olumsuz görüşlerinin olduğu düşüncesi.
  3. Cinsel takıntılar: Namazda akla erotik görüntülerin gelmesi, olmadık insanlarla erotik görüntüleri gözünün önünden uzaklaştıramama…
  4. Saldırganlık takıntısı: kendi kendimi yaralar mıyım, başkalarını yaralar mıyım? İstenmedik dürtülerine göre davranma ( birini ezme, çiğneme, bıçaklama) kötü bir kazadan, yangından ya da soygundan dolayı sorumluluk duyma. Aşağılayıcı, onur kırıcı ya da açık saçık sözleri ağzından kaçıracakmış gibi olma.
  5. Tekrarlayıcılar Bu kişilerin aklına kötü veya istemedikleri bir düşünce gelir ardından bunu etkisizleştirmek için belli eylemleri, sözleri veya düşünceleri tekrarlarlar Örneğin yakın birinin ölümünü önlemek için giyinip soyunmak, aklına kötü bir şey geldiği için aynı şeyi bu düşünce olmadan yapmak gibi

Tekrarlayıcılar, yıkayıcılar ve kontrolcüler gibi belli bir hareketi tekrarlamayı korkulan bir felaketi savuşturmak için yaparlar. Fakat yıkayıcıların ve kontrolcülerin aksine obsesyonları ile ritüelleri arasında mantıksal bir bağ yoktur.

Sıkıntıya yada Ritüalize Etmeye Yol Açan ve Kaçınılma Eğilimindeki Durumlar

(Genellikle sıkıntıya yol açan dışsal bir uyarı ya da bir durum yoktur)

  • Hareketi yanlış sayıda yapmak,
  • Başka bir odaya geçmek,
  • İşleri yanlış biçimde yapmak.

Sıkıntıyı Provoke Eden Düşünce, İmge ya da İmpulslar

Anksiyete , utanç, suçluluk ya da iğrenmeye yol açan herhangi bir düşünce veya imge,

  • Kocam kaza yapacak,
  • Komşum kötü,
  • Kötü bir şey yapmış olabilirim,
  • Annem/babam ölecek,
  • Çocuğum başarısız olacak,
  • Kötü biri,
  • Ben günahkârım.

Kaçınmama ya da Tekrarlamamanın Korkulan Sonuçları

  • Felaket olabilir, (Ne olduğu belli olmayan)
  • Cezalandırılabilirim,
  • Kötü şans bana ya da başkasına gelebilir,
  • Herkes benden nefret edebilir

Sıklıkla Görülen kompulsiyonlar

  • ‘Doğru’ Hissedene kadar bir hareketi tekrarlamak,
  • Kötü düşünce yok olana dek bir hareketi tekrarlamak.
  1. Metafizik takıntılar: Ruh nerededir?  Bugün bugün mü yoksa yarın mı, dün mü?  insanlar hayal mi gerçek mi?” gibi sorulardan kurtulamama.
  2. Düşünce takıntıları (saf obsesyonlar ve endişe): Kaygı yaratan düşünce, istek, duygu veya hayaller akla gelir ardından bunun verdiği sıkıntıyı gidermek için kişi birtakım düşünsel faaliyetlerde bulunur. Örneğin eşcinsel olduğu düşüncesi aklına gelen bir kişinin bunun üzerinde düşünmesi, analiz etmesi, konuyu araştırması insanlara bunu sorması gibi…

Plaka takıntıları, sözcükler, adlar, geçmişteki bir takım olaylar, bir şeyi yanlış söylemekten, tam doğrusunu söyleyememekten, ayrıntıları kaçırmaktan, belirli bir takım seslerden, (saat tıkırtısı gibi) vücuduna değen giysi v.b şeylerin oluşturduğu duygudan rahatsız olma, zihne yerleşen sesler, müzik ya da sözler, şanslı ya da şanssız numaralarla aşırı ilgilenme. v.b…

  • Birini yaralama veya zarar verme isteği
  • Çirkin bir şeyler söyleme ve birine lanet okuma isteği
  • Yakın bir arkadaşın veya bir aile üyesinin zara görmesini veya ölümünü isteme
  • Cinsel ilişki esnasında şiddet hareketleri düşüncesi
  • Arabayı çarpma isteği
  • İnsanların yanlış davranışlarıyla ilgili olarak Neden bunu yaptılar? Bunu yapmamalılar!
  • Kedi veya evcil hayvanlara saldırmak, boğma isteği
  • Yakın veya sevdiği biri veya diğer bir kişiyi kastederek “keşke ölseydi” düşüncesi
  • Fiziksel şiddet kullanarak eşine zarar verme düşüncesi
  • Saldırarak vahşi biçimde birini cezalandırma. Örneğin; çocuğunu otobüsten aşağı fırlatmayı istemek.
  • Eşine ağrı verebilecek cinsel uygulamalar yapma isteği
  • Bir suç haberi okurken bunu ben mi yaptım düşüncesi
  • Aniden çıldırabileceği düşüncesi
  • Yakın birinin öldüğü veya zarar gördüğünü dilemek veya hayal etmek
  • Evcil hayvanları ezerek öldürme isteği
  • Belli bir cümle cümleciği zihinden atamama
  • Çocuğuna zarar verme (bıçak, ağır bir nesneyi fırlatma) isteği
  • Olağandışı cinsel eylemlerle ilgili düşünceler
  • Birine fiziksel olmayan bir biçimde zarar vermiş olma düşüncesi
  • İnsanlara kaba davranışlar yapmak ve çirkin şeyler söyleme isteği
  • Günah ya da yasak sözlerin düşünülmesi
  • Dini toplantı ve ibadetlerde yasak hayaller, görüntüler

 Endişeciler ve Pür Obsesyoneller:

Bilince belli bir olumsuz düşünce gelir ve sıkıntı yaratır. Ardından rahatlatıcı bir düşünce gelir ve sıkıntıyı azaltır. “Arkadaşıma yardım edemedim” “Kim olsa bir şey yapamazdı” İlk eleştirici ses obsesyondur ve sıkıntı üretir. İkinci rahatlatıcı ses ise kompülsiyondur ve sıkıntıyı azaltır. kaygıları gelecekteki felaketler olduğu kadar geçmişle ilgili suçluluk ve pişmanlık ile de ilgilidir.

Bazı obsesyoneller suçluluk yaratıcı İmpuls yada imgelerden rahatsızdır. Sevdiği birini öldürme imgesi üzerine bir ses “Böyle bir şeyi düşünen kişi muhtemelen bunu yapar”, ikinci ses “Hayır bunu yapmazsın deli değilsin”, obsesif ses; “Nereden biliyorsun belki yaparsın” bu obsesyon kaybolana dek sürer.

Klasik Obsesyonel Temalar

  • Agresyon veya Zarar Verme Obsesyonları: Küçük çocuklar, yaşlılar veya sevilen kişi ve akrabalara zarar verme
  • Bebeğinin ölmesini dileme
  • Çocuğunun yanlışlıkla ölümüne yol açma
  • Yakınlarının ölümüne sebep olma
  • Sevdiklerinin başına kaza gelmesine yol açma
  • Seksüel obsesyonlar: Toplum içinde hoş karşılanmayacak seksüel bir davranış,
  • Uygunsuz partnerlerle cinsel ilişki imgeleri.
  • Enses cinsel istek
  • Kendi cinsiyle ilgili cinsel uyarılmalar
  • Simgesel olarak yasak kişilerden çocuk sahibi olma
  • Günah obsesyonları: Dini toplantı ya da ortamlarda küfür etme, İbadet ederken dine aykırı düşünceler, imgeler.
  • Şeytanla işbirliği,
  • Dinsel kişilerle ilgili cinsel düşünceler

Sıkıntıya Yol Açan veya Ritüalize Etmeye İten ve Kaçınılan Durumlar

  • Birine zarar verilebilecek her hangi bir durum,
  • Kötü bir hata yapabileceği bir durum,
  • Sıkıntı verici düşünceleri provoke eden bir yer.

Sıkıntıyı Provoke Eden Düşünceler İmgeler ve İmpulslar

  • Katı, sert eleştiri,
  • Hata yapma düşüncesi veya yanlış yapma,
  • Geçmişle ilgili suçluluk veya pişmanlık,
  • Gelecekte kötü bir yaşantı düşüncesi,
  • Bir başkasına zarar verme ya da öldürme düşünceleri,
  • Ahlak dışı ya da seksüel olarak perserve bir eylem yapma düşünceleri,
  • Hakaret etme ya da ayıp bir şey
  • Utanılacak bir şey yapma,
  • Suç işleme.

Ritüalize Etme ya da Kaçınmamanın Korkulan Sonuçları

  • Başarısız olacağım,
  • Cezalandırılacağım,
  • Kötü bir şey olacak,
  • Uğursuzluk gelecek,
  • Yanlışlıkla birine zarar vereceğim/öldüreceğim,
  • Günahkâr olacağım,
  • Kontrolümü yitirip delireceğim,
  • Aşağılanacağım,
  • Sıkıntım hiç geçmeyecek hep kötü kalacağım.

Sık Görülen Düşünce Kompulsiyonları

  • Dua etme,
  • Sayma,
  • Mental listeleme,
  • Belli etkinlikleri zihinden geçirme,
  • Zihinsel olarak belli cümleleri tekrarlama.

Kişi obsesyonları ile ne kadar savaşırsa o daha sık ve yoğun hale gelir. Bu parodoksik etki herkeste görülür. Eğer birine ‘pembe bir fil düşünme’ derseniz otomatik olarak pembe bir fil düşünecektir.

Sık karşılaştığımız kompülsiyonlar (zorlantı) ise şunlardır:

1- Denetleme (Kontrol) kompülsiyonları: Yoldan dönüp kapıyı kapatıp kapatmadığını kontrol etme, (kapıların tekrarlanarakbkapatılması, tm çarpılması)  evden çıkmadan önce prizleri defalarca denetleme…
2-Yıkama(temizleme)  ve Yıkanma  kompülsiyonları: Aşırı, mantık dışı ve çoğu zamanda törensel bir biçimde tekrar tekrar el yıkama, diş fırçalama, traş olma, banyo yapma, evi temizleme,  ev eşyalarını, arabayı, gıdaları yıkama…
3-Yineleme, Sayma, simetri  ve düzenleme  kompülsiyonları: Sıradan eylemleri tekrarlama, belirli birtakım etkinlikleri belirli sayılarda yapma.  ( ardı ardına kapıdan girip çıkma, kapı eşiğini atlayıp durma, sandalyeden oturup kalkma, soyunup tekrar giyinme ) Plaka numaralarını toplama,  yoldan geçen arabaları sayma, gömleklerin düğmelerini sayma, lavabodaki fayansları, merdivenleri sayma … Yürürken çizgilere basmama,  paraları Atatürk resimleri üst üste gelecek şekilde istifleme. Duvarda eğri duran tabloyu düzeltme….
4- Sorma-anlatma kompülsiyonları: “Ne dedin bir daha söyle? Sana para verdim mi söyle?” şeklinde sorular…
5-Dua etme kompülsiyonları: Aynı duayı, besmeleyi, tövbeyi defalarca tekrarlama.
6- Biriktirip saklama ve toplama kompülsiyonlan: Gereksiz bir takım nesneleri toplama, biriktirme, saklama Hiçbir eski eşyayı atamama, dışarıda ne bulursa alıp eve getirme, evi çöp eve dönüştürme…

  1. Türlü zorlantılar: Törensel yemek yeme. (Belirli zamanlarda, belirli bir sırayla; çatal, kaşık, bıçak, tabak ve bardağı belirli bir düzende tutarak yemek yeme) kendi saçını yolma ya da kıl koparma, deri yolma, alış veriş yapma zorlantısı.

Obsesif  Kompülsif  kişilerin Temel Özellikleri

  • Düşünce ve benzer zihinsel ürünlerin önemini abartma (düşünceyle eylemi eş görme, büyüsel düşünce)
  • Bireyin kendi kontrolünün ötesindeki olaylarla ve kötü bir sonuca yol açmış olmakla ilgili abartılı sorumluluk anlayışı
  • Mutlak kesinlik, düşünceler ve eylemler üzerinde tam veya mükemmel kontrol sahibi olmak gibi kusursuz durum arayışı
  • Olumsuz olayların olasılığını ve kötü sonuçlarını olduğundan daha yüksek sanma
  • Düşüncelerin yol açtığı anksiyetenin kabullenilemez veya tehlikeli olduğuna inanma

Tipik Yorumlar

  • Bu konuyla ilgili düşünmek kaygı yaratır
  • Düşünmek gerçekleşme şansını artırır
  • Her zaman düşüncelerimi kontrol etmem gerekir
  • Bunların olması benim diğer insanlardan farklı olduğum anlamına gelir
  • Bir şeyi düşünmeye başlarsam halledene kadar düşünmeliyim
  • Başlarsam durduramam
  • Eğer önemli olmasaydı bu kadar fazla düşünmezdim
  • Bu düşünceler benim çıldıracağım anlamına gelir
  • Bu düşünceler benim kendim ve çevre için tehlikeli olabileceğim anlamına gelir
  • Bu düşünceler benim kötü biri olduğumu gösterir
  • Düşünmek yapmam gereken şeyleri yapmama engel olur

OKB  Tedavisi  (Sağaltımı):

Bilişsel – Davranışçı Terapi, karşı karşıya gelme, törensel davranışı önleme yöntemleri, ilaç tedavisi, EMDR,  Bilinçli Hipnoz en sık kullanılan tedavi yöntemleridir.

Bilişsel davranışçı terapiyle çarpıtılmış düşünceleri değiştirilmeye çalışılır. Oradaki matematiksel kurguyu zihinsel olarak çözdüğünüzde okb semptomları anında kaybolur. Ama çocukluğunda tikleri varsa okb ile görülüyorsa iyileşmeleri zor oluyor. (Danışanın Olayın mantığını kavramış olması semptomu bir anda ortadan kaldırabiliyor.)

Kognitif (Bilişsel)  Model: OKB yanlış yorumların  sonucudur der.Buna göre:

1) Yanlış yorumlama sürdüğü müddetçe obsesyonlar devam eder

2) Yanlış yorumlamaların zayıflatılması veya ortadan kaldırılmasıyla obsesyonlar azalır veya ortadan kaybolur.

Akılcı olmayan düşünceleri akılcı düşüncelerle değiştirme yöntemi çok etkili bir okb tedavi yöntemidir.

Törensel davranışı önlemenin amacı, törensel davranışların sıklığını azaltmayla başlanır. Başlangıçta kişiye törensel davranışını ertelemesi, daha sonra aşamalı olarak davranışını tümüyle durdurması hedeflenir.

Karşı karşıya gelme uygulamaları aşamalı olarak uygulanır. Korkulan nesne ya da duruma karşı tam bir alışkanlık sağlanıncaya kadar “ bebek adımları ” yla ilerlenir. Örneğin; temizlik obsesi olan kişiyle çalışırken önce çöp kovasınına tek parmak ucuyla dokundurtulur daha sonra bütün bir parmakla, alışkanlık oluşancaya kadar dokunulur. Sonra birkaç parmak, daha sonra elin ön yüzü, en sonunda elin arka yüzüyle dokunulur. Her adımda korkuyla yüzleşilir. Daha öncesinde ya da bu çalışmada çok zorlanılırsa  gerekiyorsa  imgesel karşı karşıya gelme yöntemi kullanılabilir.

Karşı karşıya gelme, birbirleriyle bağlantılı, iki önemli öğrenme sürecine dayanır: alışkanlık ve sönme. Alışkanlık, yeni bir uyaranla uzun süreli olarak, üst üste ilişkide bulunmaktan ötürü sinir sisteminin uyuşması olarak tanımlanabilir. Örneğin; Denize girerken ilk önce su soğuk gelir sonra denize dalıp çıkınca suya bedenimiz alışır. Biz buna sönme diyoruz. Korkulan durumlarla, ardı ardına uzun süreli olarak karşı karşıya kalınca, insanın sinir sistemi korku tepkilerine karşı giderek duyarsızlaşır ve başlangıçta yaşanan korku daha üstesinden gelinebilir bir düzeye gelir. Karşı karşıya gelme uzun süreli olmalıdır. Alışkanlık ortaya çıkıp kaygı duygusu azalana kadar sürmelidir.

Stresi kontrol altına alarak okb yi hafifletmek için relaksasyon çalışmaları yapılabilir.

Tedavide Ana Hedefler

  1. Danışanın sorunu yenmede kararlılığını canlı tutmak ve motive etmek, bu durumun azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilir bir durum olduğuna inandırmak.
  2. Obsesyonların kendisine direnmenin gereksiz olduğunu bunların herkeste olan ve kendisinin de zaman zaman olabilecek normal fenomenler olarak bunları kabullenmesini öğretmek.
  3. Kognitif yeniden yapılandırmayla gerek obsesyonların gerekse de obsesyonla ilgili yorumların akıldışı olduğu perspektifini danışanla paylaşmak.
  4. Ritüeller ve kaçınmaların sıkıntıyı azaltmanın tek yolu olmadığı perspektifini vermek ve yüzleştirme alıştırmalarını uygulamak

 Tedavide Hedef Dönüşümler

1.  Ben bu sorunun esiriyim.

 

1.  Bu sorunu kontrol edebilirim ve buna

çalışacağım.

2. Obsesyonlarımın içeriği doğrudur

 

2.  Obsesyonlarım içerik olarak akıldışı ve

abartılı

3. Ritüeller ve kaçınmak sıkıntımı azaltmanın tek yoludur. 3. Sıkıntımı azaltmanın başka yolları da var
4.  Obsesyonlarım hiç olmamalı bunları

durdurmalıyım.

4. Obsesyonlarımın varlığını kabul ediyorum

Obsesyonları Erteleme tekniği:

  • Obsesyonlar devam edebilir (“Obsesyonlar istemsiz düşüncelerdir, bunlar gelip gelmemesi benim elimde değil, olmalarını istemiyorum ama olduklarını da kabullenmek zorundayım, bu konuda yapabileceğim bir şey yok”)
  • Obsesyonları baskılamaya çalışmamak
  • Obsesyonlarla ilgili düşünmek için spesifik bir zaman ve süre ayır (Bu konuda saat 15.00’da detaylı olarak yarım saat düşüneceğim)
  • Bu zaman gelince obsesyonla uğraş ya da ertele

Takıntı (obsesyon) Biçimini Değiştirmek

 Obsesyonun kendisi normal ve evrenseldir

  • Önemli olan ve sorunu yaratan obsesyonun kendisi değil ona verdiğiniz anlam ve önemdir; kısacası obsesyonu ele alma şekliniz
  • Obsesyon geldiğinde:
    1. Bu zaman zaman olabilecek normal bir sıkıntı yaşantısıdır
    2. İçeriği anlamlı olamadığı için neden ortaya çıktığının, ne anlama geldiğinin ve ne kadar süreceğinin, sona erip ermeyeceğinin analizi gereksizdir.
    3. Bir adım geriye dönüp obsesyon öncesi ne yaptığınızı hatırlayın
    4. Obsesyona olan duygusal tepkinizi fark edin
    5. Belli bir eylem yaparak duygusal tepkinizi değiştirmeyi deneyin.

Obsesif İçerikle Çalışmak

  • İçerik olarak düşüncenin saçmalığının en azından belli dönemlerde kişi farkındadır
  • Sokratik sorgulamayla içerik analizi işe yarar
  • Obsese içerikle ilgili yorumların değiştirilmesi asıl yararı getirir
  • Tehlike ve sorumlulukla ilgili varsayımların dönüştürülmesi
  • Ara inançların ele alınması
  • Temel inançların ele alınması

 Yıkama ve yıkanma için:

Su kullanımını büyük ölçüde kısıtlamak gerekir. El yıkarken banyoda iken çalar saat (alarm) kullanmak. Erkekler en çok 7 dakika, kadınlar ise en çok 10 dakika içinde banyolarını yapmış olmalılar.

Elektrikli traş makinaları kullanılmalıdır. Su kullanılmamlıdır. Su ancak içmek için ya da dişleri fırçalamak için kullanılmalıdır. Ellere ve yüze su değmemesi için özen gösterilmelidir.

El yıkamaları kısıtlanmalıdır. Sadece yemeklerden önce, tuvaletten çıktıktan sonra ve yağlı ya da görünür kirliliği olan nesnelere dokunduktan sonra su kullanılmalıdır. El yıkamaları günde en çok 6 kez ile sınırlayın. Ve her yıkamada en çok 30 saniye ile sınırlandırın.

Denetleme için:

Denetleme için, karşı karşıya gelme ve törensel davranışı önleme alıştırmalarını yaparken amaç; hemen herkesin denetleyebileceği durumları yalnızca bir kez denetlemeye çalışmaktır. Örneğin; kapının kapalı olup olmadığını ardı ardına denetlemek yerine bir kez denetleyin. Daha sonra bir saat süreyle 5 dakikada 1 denetlemeyi tasarlayın. Bu aşırı doğrulama denetlemeyi sıkıcı bir işlem durumuna dönüştürecek, dolayısıyla bunu yapmak istemeyeceksiniz.

Törensel davranışın bir bölümü olarak ertelemeyi ve sürüncemede bırakmayı denemek. Yani daha sonra denetleyeceğinize ilişkin kendi kendinizle bir anlaşmaya varın. Çoğu kez denetleme zamanı geldiğinde denetleme itkisi yatışmış olacaktır. Ya da odağınızı değiştirin. Başka bir etkinliğe odaklanın. Arkadaşınıza telefon açmak, spor yapmak v.b.

Son olarak OKB nin tedavisi mümkündür. Önemli olan kendi kişilik yapınıza en uygun terapi tekniğini terapistinizle belirleyip terapiye başlamanızdır.

Sağlıklı  ve huzurlu  kalın…

 Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Bana hastalığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Freud derki;  insanlar konuşmazlar, bir takım hakikatleri saklarlar fakat parmak uçlarından hakikatler fışkırır. Yeter ki görmesini bilin.. Yani bedeniniz,  hastalıklarınız, nefesiniz, sesiniz, bakışınız,  duruş şekliniz bunların hepsi  bize bilgiler verirler..

“Birçok hastalıkların sebebini hastanın vücudundan evvel hayatında aramak lazımdır. Yani hastalık çok defa kaderin aksiliklerine karşı ruhun ve onun peşinden vücudun isyanıdır.”

Davranışların, rahatsızlıkların arkasını görebilmek ve hissedebilmek gerekir. Terapilerde bunu çok görürüz. Cıvıl cıvıl görünen , her şeye gülebilen biri, ne zaman sıkıntılı bir konuya girse gülüyor, anlarız ki anksiyetesini  (kaygısını) gülmeyle kapatıyor. Psikoloji dilinde reaksiyon formasyon savunmasını gösteriyor.  Öyle bir savunma geliştirebiliyorlar ki  direkt olarak anlaşılmamak ve kendisinin iç dünyasındaki acıları öbür tarafa hissettirmemek için kahkaha ile kamuflaj yapabiliyorlar. Bunu bildiğiniz zaman onu danışandan dinlediğiniz zaman sistemi anlıyoruz ki aslında o kahkaha acıyla ilintilendirilmiş, o acıya dayanamayan kişinin çözüm yollarından bir tanesidir. Bazıları bunu açıkça söylüyebiliyor.  Kusura bakma hocam ben sıkıntılandığım zaman, acı duyduğum zaman kahkaha atıyorum diyor.  Siz de kafanızda insanlar acı yaşayınca da kahkaha atıyormuş diyerek kahkaha ile ilgili bakış açınızı değiştirebiliyorsunuz..  Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, buzdağının görünmeyen kısmının, görünen kısmından daha büyük olduğunu anlıyorsunuz…

İnsanlar genetik kodlarla dünyaya gelirler. Herkesin genetik kodlarında soyunun genlerini de taşırlar. Genetik yapımızda  yani anne babamızda, dedemizde şeker hastalığı, tansiyon, kanser, bipolar, migren v.s varsa bizde de olma ihtimali var demektir.  Stres, kaygı, üzüntü, kısaca psikolojik sorunlarla baş etme yöntemlerinde zayıflık gösteriyorsak genetik kodlarımızda ne varsa  onlar aktifleşmekte ve  genetik kodlarımız istikametinde hastalanmaktayız.

İnsanlar doğuştan getirdikleri hastalıklar haricinde hastalıklarının ilk çıkış nedeni psikolojik olduğu bilinmektedir. Yani ruh halimiz, psikolojik durumumuz hastalıkların zeminini hazırlıyor ve sonra beden buna göre “sözde” mücadele adına pozisyon alıyor ve organik  rahatsızlıklar  başlıyor. Rahatsızlıklar başlayınca  semptomlar  yaşam kalitesini bozmaya başlıyor. Rahatsızlık patolojik olarak başlayınca kişi, hem rahatsızlığıyla hem de ona sebep olan sorunuyla hayatını törpülemeye başlıyor.

                Yaşanılan  rahatsızlıklar ile hasta kişilerin hayata dair tutum ve davranışları arasında paralellikler vardır. Bazı örnekler verecek olursam;

                BÖBREK RAHATSIZLIKLARI: Böbrek rahatsızlığı olan insanların hayatında kendi anlayışına/ beklentisine göre tahammül edemeyeceği bir olayın sürecinde olan insanlarda sık görülmektedir. Örneğin; iş yerinde sevmediğiniz bir insanla aynı yerde çalışıyorsanız ve buna kesinlikle tahammül edemiyorsanız, tahammül sınırlarınızın çok üzerindeyse bu durum böbrek rahatsızlığı geçirme riskinizi çok artıracaktır. (TAHAMMÜLSÜZLÜK)

                KANSER/ VEREM HASTALIĞI: Yaşam mücadelesinde değiştiremeyeceği bazı sorunların varlığı karşısında kendisini aciz, güçsüz, yetersiz hissedenlerin kansere yakalanma ihtimalleri daha yüksektir. Mesela çocuğu trafik kazasında ölen  kişinin bu acıya dayanamayarak  üzüntüsünden  verem/ kanser olabilmektedir. (ACİZ KALMAK)

                KALP DAMAR /TANSİYON  HASTALIKLARI:  Hırsları normalin üstüne çıkan, sinirli, agresif, çok çalışan, yüksek beklentileri olan, beklemeye tahammülü sabrı olmayan, bir an önce belli şeyleri başarmak isteyen ama sürenin beklentilerinin üstünde uzaması karşısında gerginleşen kişilerde kalp hastalıkları daha sık görülmektedir. Örneğin; borç para ile iş kurup hem işlerin iyi gitmediği, hem de alacaklıların sıkıştırması durumu buna bir örnektir. (YETİŞEMEMEK / KAYGININ YÜKSEK OLMASI)

                MİDE RAHATSIZLIKLARI: Hazımsızlık, midede yanma, ekşime, büyük abdest yapmada sorun yaşarlar. Bu insanlar üzüntülerini, sıkıntılarını, hak etmediklerini düşündükleri  muameleyi  içlerine atarak mide sorunları yaşarlar. Söylenilmeyen, ifade edilmeyen duygu, düşünce ne kadar büyükse mide rahatsızlığı da o derece büyük yaşanır.  (KABULLENMEMEK)

                ŞEKER HASTALIĞI:  Adı gibi tatlı bir hastalık değil. Titiz,  kontrolcü, her şeye maydanoz olanlarda, sorumluluklarının ağırlığını çok hisseden, hayattan beklentileri yüksek olan  kişilerde daha sık görülmektedir. Genellikle iş yeri sahiplerinde,  aile reislerinde  yani yönetim görevlerinde bulunanlarda çok daha sık görülür.  (KONTROLCÜLÜK)

                KAS TUTULMASI / BEL AĞRILARI: İş yerinde, evde, okulda  sürekli gerginlik,  stres yaşayan ve taşıdıkları yükü kaldıramayan insanlarda çok sık görülmektedir. Omuzdaki yükü insan kaldıramazsa ne olur? Yük bele biner, ayaklara biner. İşte o zaman bel ağrısı, kas tutulması şikayetleri  artar. Acaba yine ne sorun çıkacak? Beklentisi içinde olan, anksiyete seviyesi fazla olan kişilerde bu semptomlar  çok sık görülmektedir. (GERGİNLİK)

                NEFES DARLIĞI: Yalnız kalma, çaresiz kalma, sevgiliden/ eşten  ayrılma ya da ayrı kalma korkusu yaşayan insanlarda sıklıkla görülen semptomdur. (TERK EDİLMEK)

                DEPRESYON:  Yoğun pişmanlık, üzüntü, karamsarlık, umutsuzluk, suçluluk duyguları yaşayan, kendisini bir türlü affedemeyen kişiler yaşamlarını bir türlü düzene koyamadıklarında hem kendileriyle hem de başka insanlarla  sürekli çatışma yaşarlar. Bu duygularla baş edemediklerinde sistemleri çöker, şalterleri atar ve depresyon yaşarlar. İşten, eşten, ülkeden, şehirden ayrılma gibi durumlarda çok sık yaşanmaktadır. (AYRILIK, RUHSAL ÇÖKÜNTÜ)

                ALZHEİMER:  Gençlik ya da geçmiş dönemlerde yaptığı bazı kötü davranışları olan veya yapması gerekip te yap(a)madığı yarım kalmış işleri olan kişilerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bir nevi beynin o olayları unutmak için geliştirdiği bir savunma mekanizması gibi. (UNUTMA)

                PANİK ATAK: Sanal bir rahatsızlıktır. Hastalık hastalığı vardır.  Aslında kendisinin  kalp hastası olmadığı halde, (doktorunun kalp rahatsızlığının olmadığını söylemesine rağmen)  kalp krizi geçirdiğini zannetmesi halidir. Endişesi, anksiyetesi  bedensel duyumlarını tetikler   ve  Hasta  durduk yerde kalp atışlarının vurumunu hissederek kalp krizi geçirdiğini zanneder. Hastanelerin acil servislerine taşınırlar, elleri, ayakları ölüm korkusuyla titrer, yaşam kalitesi ve iş motivasyonu düşer. (KUVVETLİ  ENDİŞE)

ALERJİ:  İçe alınan ruhsal durumu vücut metabolize edemezse  onu dışarı kusar.  Bu da karşımıza alerji semptomu şeklinde çıkabilmektedir.  Sınav dönemlerinde sınav stresinden bazı öğrencilerde kaşınma, sivilcelerin çıkması ya da alerjik reaksiyonlar görülmesi buna örnektir. (STRES)

Görüldüğü üzere organik sorunların temelinde psikosomatik semptomlar (belirtiler)  yatmaktadır. Yani insanlar sıkıntılarını, kaygılarını, üzüntülerini beden diliyle,  sorunlarını bedenselleştirerek (somatize ederek) ifade etmektedirler.

Tüm rahatsızlıklar gerek organik kökenli olsun gerekse de psikolojik kökenli olsun  hiç istisnasız ortak özelliği NEGATİF DÜŞÜNMEKTİR.  Pozitif düşünceyi hayatınızın merkezine almaya çalışmalıyız…

Hastalığımızın bize anlatmak istediği dili anlarsak, verdiği mesajı yakalarsak, ona kulak verirsek, sorunu daha kolay çözebiliriz…

Rahatsızlıkların ilk çıkış noktasındaki psikolojiyi yakalayabilmek, oradaki esas hikayeyi çözebilmek asıl meselemiz olmalıdır. Bunun için de farkındalık çok önemlidir. Her zaman şunu söylerim. “Farkı fark edebilmek, fark etmekten farklı bir şeydir.”

Sağlıklı, huzurlu, güzel bir hayat geçirmeniz dileğiyle….

 

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Duygusal Çölde Yaşamak

Duygusal yoksunluğu olan danışanlar terapiye geldiklerinde yalnızlıklarını da beraber getirirler. Üstelik seans bitip onlar ofisten çıktıktan sonra bile bu yalnızlık bizimle kalır….

Terapiye kendimi  çok yalnız hissediyorum, sanki uzay boşluğuna fırlatılmışım gibi, kendimi insanlardan çok  kopuk hissediyorum,  keşke annem beni  doğurmasaydı  şikayetleriyle gelirler.  Bu şikayetler bazen o kadar ağır hissedilir ki intiharı bile düşündüklerini söylerler. Sanki dünya duygusal çöl gibidir.

Duygusal yoksunluk, yaşamımda  eksik olan bir şeyler var hissi oluşturur.  Bu daha çok boşluk hissi gibidir. İhmal edilmiş, unutulmuş, varlığı fark edilmeyen, bir köşede tek başına oyun oynayan, yalnız kalan bir çocuğun hissettikleri neyse bu şeması olanlar da onu hissederler. Sevilme ihtiyacı hiçbir zaman karşılanmayacağına dair derin ve sabit bir inançları vardır.

Bu şeması olan insanlar, sıklıkla duygusal ihtiyaçlarını karşılamayan soğuk eşlere (partnere) ilgi duyarlar.  Soğuk eşlerden çekim alırlar. Bu da onların döngüleridir.

Başka insanlar tarafından kronik olarak hayal kırıklığına uğramış olmak, belki de halen uğramaya devam etmek duygusal yoksunluk şemasının bir göstergesidir.

Duygusal yoksunluk şeması olanlar, romantik bir ilişkiye girmekten bütünüyle kaçınırlar, ya da ilişkileri çok kısa süreli olmaktadır.  Uzun süreli ilişki geliştirmekte çok zorlanırlar.  Örüntü her zaman aynıdır. İlişki her zaman umut ve heyecanla başlar sonra çekim azalmaya başlar ve hayal kırıklığı ile biter.

Başkaları ile ilişki 2 türlü kurulur. Birincisi; yakın ilişkiler aile, arkadaş v.s arasında olur. En yakın ilişkilerimizde annemize veya babamıza olan bağlılığımız gibi bir bağ hissederiz. İkincisi ise sosyal bağlanmadır.  Ait olma hissi, sosyal ilişkiler ve gruplar arasında yaşadığımız ilişkileri kapsar.

Bağlanma sorunu yaşıyorsanız ilişkileriniz yüzeyseldir, derinlemesine ilişki kuramazsınız. Yalnızlık sorun olmaya başlar. Hiç kimsenin sizi derinden anladığını ve derinden ilgilendiğini hissetmezsiniz. Dünyadan izole olduğunuzu ve hiçbir yere uyum sağlayamadığınızı hissedersiniz. Yaşadığınız boşluk duygusudur. Bağlanmak için açlık çekmektir.

Sevilme ihtiyacının başkaları tarafından yeterince karşılan(a)mayacağı inancını taşırlar. Soğuk ve verici olmayan insanlar  (partnerler) daha yakın gelir. Kendileri soğuk veya aşırı vericidirler. İnsanlarla tatmin edici ilişkiler kuramazlar. Kendilerini aldatılmış hissederler. Çoğunlukla öfkelenmek ile yalnız kalmak arasında gidip gelirler.

Karşı cinsin gönlünü fethetmesine rağmen gerçekten bağlanamazlar. Hiç birinin onu tatmin etmediğini söyleyerek bir partnerden diğerine koşarlar. Uzun süreli ilişkiler geliştiremezler. Kendilerini boş ve bıkkın hissederler. Sanki içlerinde  kocaman  bir delik varmış gibi, sürekli onu doldurabilecek partnerler ararlar.

Bu şemaya sahip insanlar yakınlık duymaktan kaçınmak için insanlarda özellikle partnerlerda kusurlar ararlar.  (armudun sapı, üzümün çöpü misali)

Bu şemaya sahip kişilerin ebeveynleri genelde soğuktur. (duygusal) sürekli çocuklarına birisine yakınlaşmanın rahatsızlık verici olduğu mesajını vermişlerdir.

Şemanın kökenleri

Duygusal yoksunluğun 3 türü

  1. Bakım yoksunluğu: Ebeveyniniz sizi kucağına alıp salladı mı? Sizi rahatlatıp yatıştırdı mı? Sizinle vakit geçirdi mi?
  2. Empati yoksunluğu: sizin dünyanızı anlayan ve hislerinizi olumlayan bir kişinin (ebeveyninizin) olması anlamına gelir. Ebeveyniniz sizi anlıyor muydu? Problemleriniz olduğunda onlara güvenebilir miydiniz? Sizin söyleyeceğiniz şeylerle ilgilenip dinlerler miydi? Sizinle iletişim kurabilirler miydi?
  3. Korunma yoksunluğu: Ebeveyniniz güç ve sığınma kaynağı mıydı? Güvenli bir şemsiye görevi gördüler mi? Ebeveyninizin yanında kendinizi güçlü ve güvende hisseder miydiniz?

Duygusal yoksunluk şemasının kökenleri anne ile çocuk arasında kurulamayan bağ ile çok yakından bağlantılıdır. İlk ilişki, daha sonrakiler için prototiptir.  Bireyin geri kalan hayatı için, yakın ilişkilerinin bir çoğu anne ile olan ilk deneyimin izlerini taşır. Bu anne soğuk ve sevgi vermeyen bir anne olabilir. Çocuğa yeteri kadar sarılmaz ve onu kucağına almaz. Sanki çocuk yokmuş gibi davranılır, çocuk sevildiğini ve değer gördüğünü anlayamaz, anne çocuğu ile yeterli zaman ve ilgi göstermez, anne çocuğu ile gerçek bir bağ kuramaz, anne çocuğunu gerekli şekilde yatıştıramaz. O zaman çocuk kendi kendini yatıştırmayı veya başkalarının onu yatıştırmasını öğrenemez. Bunların doğal sonucu olarak da  çocuk dünyaya güvenli bağlanma ile bağlanamaz.

Bu şemanın sizde olup olmadığını anlayabilmek için kendinize bazı sorular sorarak öğrenebilirsiniz. Çocukken annemi kendime yakın hissediyor muydum? Annemin beni anladığını hissediyor muydum? Sevildiğimi, anlaşıldığımı hissediyor muydum? Onu seviyor muydum? Sıcak ve sevgi veren birisi miydi?  Ona ne hissettiğimi söyleyebilir miydim? Bana ihtiyacım olanı verebilir miydi? Kendimi onun yanında huzurlu,  mutlu ve rahat hisseder miydim?

Bu şeması olanlar; geçmişlerini anlatırlarken, rahatsızlıklarını anlatırlarken, aşırı hassasiyetleri de göze çarpar.  Kronik bir öfkeleri de  vardır.

İlişkilerde duygusal yoksunluk şemaları nasıl anlaşılır:

  1. İhtiyacınız olanı eşinize (partnerinize) söylemezsiniz. İhtiyacınız karşılanmadığında hayal kırıklığına uğramış hissedersiniz.
  2. Ne hissettiğinizi eşinize söylemezsiniz ve sonra anlaşılmadığınız için hayal kırıklığına uğrarsınız.
  3. Duygularınızı ifade etmezsiniz, kırılganlığınızı, kızgınlığınızı saklarsınız, içinizde yaşarsınız.
  4. Eşinizin (partnerinizin) aklınızı okumasını ve sihirli bir şekilde duygusal ihtiyaçlarınızı karşılamasını beklersiniz, ihtiyaçlarınız karşılanmayınca da hayal kırıklığı yaşarsınız, incinirsiniz, küsersiniz, geri çekilirsiniz ya da öfke patlamaları yaşarsınız.

Duygusal yoksunluk şeması olan insanların bir kısmı  bu yoksunluğu kapatabilmek, gizleyebilmek için karşıt saldırıya geçebilirler. Bu kişiler narsistik kişilerdir. Partnerlerinden çok fazla ilgi onay almak isterler alamadıklarında reddedilmiş hissederler ve öfke patlamaları gösterirler.

Duygusal yoksunluk şemasını değiştirmek

  1. Öncelikle ilk çocukluk yıllarında yaşadığınız, hissettiğiniz duyguları, anıları yakalayın. Unutamadığınız anılar, duygular üzerine EMDR, Hipnoz, bilişsel davranışçı terapi, dinamik terapi v.s uygulayan bir psikologla çalışın.
  2. Şemanızı tetikleyen, güçlendiren soğuk partnerlerden uzak durun. Şemanız gereği soğuk kişilere karşı yüksek kimyanız olur. Yüksek seviyede aktarım aldığınız kişilerle birlikte olma konusunu 2 kere düşünün. İlişkilerin yürümesi için bir kimyanın, bir aktarımın olması gerekir. Ancak; sadece romantik bir kimya varsa uzun vadede o ilişkide sorun yaşanacaktır.
  3. Şemanız her tetiklendiğinde şemanızla yüzleşin. Değişim; şemanızı yavaş yavaş parçalayarak atmakla mümkündür.
  4. Duygu alış verişini sağlamak, bunun içinde duyguların ifade edilmesi üzerine duygu odaklı terapi çalışması da fayda verir.

 Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Bağımlılık Şeması ve Terapisi

Bağımlılık  Şeması ve Terapisi- Tek başıma yapamam, (yapamıyorum)

Bağımlılık, bir başkasından onay almadan, bir başkasının rızasını almadan iş yapamama durumuna denir.

Bağımlılığın altında 2 müdahale vardır. 1. Aşırı müdahale etmek, çocuğu boğmak, yutmak vardır. İkincisi ise ebeveynin çocuğun bağımsız olma (ayrışma ve bireyleşme) çabalarını küçük gördüğü zaman ortaya çıkar. Ebeveyn çocuğu aşırı eleştirir, çocuğun verdiği, aldığı kararları küçümser.

  1. Bağımlılık şemasının kökeninde aşırı korumacılık yatar. Bağımlılığı teşvik eden ebeveyn tutumu bu şemada çok önemlidir. Bağımlılığı teşvik eden ebeveynlerin sorunu çok az sevgi vermeleri veya ilgi göstermeleri değildir. Tam tersine aşırı korumacı ebeveynler genellikle sevgi doludur ve çok ilgi gösterirler. Ama kendilerindeki kaygıyı, gerginliği, agorafobikliği çocuklarına bulaştırırlar. Kendi terk edilme korkuları yüzünden çocuklarını yanlarında tutarlar. Kendileri güvensiz olduğundan çocuklarına güvenlik algısını veremezler. Sevgi verirler ama çocuğun bağımsız olması için gereken destek ve özgürlüğü veremezler. Aşırı korumacı ebeveynler genellikle aşırı kontrolcüdürler. Çocuk tek başına ödev yapmak istediğinde, babasının iyi güzel yap bakalım yapamazsan ağlayarak bana gelme diyerek bağımlılıklarını perçinlerler.

Aşırı korunmuş çocuklar güvenli ev ortamından ayrılıp, gerçek dünyanın sıkıntıları, reddedilmeleri ve yalnızlığı ile karşılaşıncaya kadar her şey iyidir. Ne zaman okula başlarlar, yeni bir işe başlarlar işte o zaman sorun yaşamaya başlarlar.

Bağımlılık şeması, romantik ilişkileri de  mutlaka etkiler. Bağımlılığınızı tetikleyen partnerler (eşler) bulursunuz. (eşiniz (partneriniz) güçlü ve korumacı gözüken anne veya baba figürü gibidir. Eşiniz (partneriniz) size bakmaktan keyif alıyor gibidir ve size bir çocukmuşsunuz gibi davranır, kararların çoğunu eşiniz (partneriniz) verir, kendi kararlarınızdan çok eşinizin (partnerinizin) aldığı, verdiği kararlara güvenirsiniz, partneriniz, (eşiniz) fikirlerinizi, kararlarınızı beğenmez eleştirir. Eşiniz, (partneriniz) sizin için her şeyi yapar, siz neredeyse hiçbir sorumluluk almazsınız.

Bağımlılık şeması olan insanların ortak özellikleri şöyledir; 

  1. Günlük hayatlarını başkalarının yardımı olmadan sürdüremezler. Başkaları onlara sürekli koltuk değneği olmak zorundadır. Eğer olmazlarsa kendilerini kötü hissederler. Yetersiz hissederler. Sürekli bir destek arayışları vardır. Çocukken bağımsız davrandıkları zaman ya sürekli engellenmişler ve yetersiz hissettirilmişlerdir ya da sürekli onların önünde onları aşırı koruyan ebeveynleri vardır.
  2. Arkalarınıyaslayabilecekleri yetişkin figürlerine ihtiyaç duyarlar. Ve onların kendi hayatını kontrol etmesine izin verirler. Kendi başlarına hareket edemezler.
  3. Yönlendirme ve öneri almak için her seferinde kendilerinden daha zeki ve güçlü gördükleri insanlara giderler.
  4. Kendilik algıları yoktur ya da çok zayıftır. İçlerinde boşluk duygusu vardır. Bu boşluğu doldurmanın yolu olarak birilerine dayanmayı görürler. Bağımlı oldukları kişi (lere) ye öylesine bağlanırlar ki öylesine yapışırlar ki kendi kimliği ile diğerinin kimliği nerede başlıyor nerede bitiyor ayırmakta zorlanırsınız.
  5. Bağımlı kişilerin gelişmemiş kendilik algıları vardır. Kimlikleri ebeveynlerinin veya ebeveyn figürlerinin kimlikleriyle birleşmiştir. Bunun tipik örneği; kocasının hayatı içine tamamen çekilen ve kendi kimlik algısını kaybeden kadındır. Kocasının istediği her şeyi yapar. Kendisine ait arkadaşları, ilgi alanları ve fikirleri yoktur. Konuştukları zaman kocasının hayatından bahsederler.
  6. Yetişkin gibi değil de çocuk gibi hareket ederler. Yapışkan biri gibi davranırlar.
  7. Ailesinden kısa süreliğine de olsa ayrılmakta sorun yaşarlar. Büyüyüp evi terk edemezler. Arkadaşları kendi hayatlarını, yuvalarını kurmuştur ama onlar halen evdedir. Ailesine yapışmış bir yapıları vardır.İşin ilginç yanı ailelerinin de onlara yapıştığı görülür.
  8. Davranışlarını yönlendiren, kendilerine bakım veren kişileri seçerler.
  9. Bağımlılık şeması o kadar fazladır ki çocuklar, büyüdükleri zaman bile eğer anne babalarından tavsiye almazlarsa başarısız olacaklarını düşünürler.
  10. Kendi hayatlarını yaşamak yerine, başkalarının hayatını yaşarlar.
  11. Başarılı ve yeterli oldukları alanları küçültür, yetersiz ve eksiklerini büyütürler.
  12. Kendi kararlarınızı alamazlar. Kararlarının arkasında duramazlar.
  13. Kendi akranlarına göre ebeveynlerine daha çok bağımlıdırlar.
  14. Başka insanlar bana, benden daha iyi bakarlar düşüncesi ve inancı vardır.
  15. Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum, beceriksizim düşüncesi ve inancı vardır.
  16. Tek başına olmaktan veya tek başına seyahate çıkmaktan hoşlanmazlar, hatta kaçınırlar.
  17. Hayatbu insanlara çok bunaltıcı gelir, hayatla, yaşamla başa çıkamayacaklarını düşünürler. Dünyada kendi başlarının çaresine bakmaktan aciz olduğunuza inanırlar. Bu yüzden başka insanlardan yardım istemek zorunda kalırlar. Kendilerinde sürekli bir şeylerin eksik olduğunu hissederler. Buna bağlı olarak Yetersizlik inancı da vardır. Kendilerine bakacak bir yetişkin olmadıkça kendilerini kaybolmuş hissederler. Bağımlı oldukları insanları kaybetmekten çok korkarlar.
  18. Yeni olan hiçbir şeye (iş, okul, evlilik v.s) başlayamazlar, her başlama girişiminde kendilerini bağımlı ya da yetersiz hissederler.
  19. Bağımlı kişiler, bağımlılıklarını devam ettirebilmek için kendilerinin taciz edilmesine, kendilerinin işgal edilmesine, kendilerine hükmedilmesine izin verirler. O kişiyi tutabilmek için neredeyse her şeyi yaparlar. Bu kişide aynı zamanda sinirlilik ve öfke duygusuna da yol açar. Öfke ve sinir bağımlılığın bitmemesi için kişinin ödediği bedeldir. Genelde de öfkeyi dışa vurmaya cesaret edemezler. Çünkü; bu insanları kendilerinden uzaklaştırabilir ve kendilerinin o insanlara ihtiyacı vardır. Dolayısıyla kızgınlık, öfke duygularını içlerine, kendilerine yöneltirler.
  20. Onay almak, öneri almak için bir insandan diğer insana adeta koşarlar. Kendi kararlarına güvenemezler. Aldıkları kararları yüzlerce kez değiştirirler. Bir karar verdikleri zaman bile verdikleri kararının doğru olduğuna dair onay alma ihtiyacı duyarlar.
  21. Çocuklarda performans kaygısı şeklinde açığa çıkar. Çocuklar evde yapılan proje çalışmalarında iyilerdir. Ancak okuldaki testlerde, deneme sınavlarında, gerçek sınavlarda iyi olmazlar. Yoğun sınav kaygısı yaşarlar. Çünkü; sınavlar tek başlarına yüzleşmeleri gereken bir şeydir.
  22. Başka insanların eğlenceli bulduğu etkinlikler onlar için yorucu ve ağırdır.
  23. Bağımlı kişiler, değişimden hoşlanmazlar. Her şeyin aynı kalmasını isterler.

Hiçbir şey için kimseye ihtiyaç duymadığını göstermeye çalışan karşıt bağımlı insanlar da vardır. Bunlar da diğer aşırı uca kayarlar. Karşıt bağımlılık da bağımlılık şemasının varlığının güçlü bir göstergesidir. Karşıt bağımlı olan kişiler başkalarından yardım istemeyi reddederler. Öneri, yardım, yönlendirilme istemeyi reddederler. Başkalarından normal seviyede yardım alma konusunda kendilerine izin vermezler. Karşıt bağımlı insanlar diğer bağımlı olan insanlarla aynı şeyi hissederler. Kendi kendilerine yetiyor görüntüsü vermeye çalışırlar ama bunu çok yüksek seviyede kaygı ile yaparlar onları ele veren de bu altta yatan duygudur.

Terapiye Nasıl Gelirler?

Terapiye yalnızlık, terk edilmişlik, boşluk, hiçlik duygularıyla gelirler, baktığınızda güvenli bağlanma stili yoktur, hayatı karmakarışıktır, onlarca sevgilisi vardır. Üniversiteyi kazanırlar ama Bu tip çocuklar okulu beğenmedim, ortamı sevmedim şeklinde bahanelerle ana evlerine geri dönerler. Bu bahaneler gerçek değildir, ayrılma ve bireyleşme süreçlerini tamamlayamamış çocukların içlerindeki büyük korkular ve paniklerle tekrardan şehirlerine dönmek için gösterdikleri gayrettir. Bir kısmı da bu süreçte  kaygılarını, boşluk duygularını partner bularak giderirler. Bir manita bulurlarsa memlekete gitmeye gerek yoktur. Manita yapınca yeni bir kriz başlar sevgilisinin 24 saat onunla ilgilenmesini isterler. Onunla ilgilenmediğini hissederse ona ulaşamazsa bırakılmış ve terk edilmiş duygusuna kapılır. Terk edilmiş duygusuyla (boşluk ve hiçlik)  baş edebilmek için alkole, uyuşturucuya, sekse, yemek yemeye yönelirler. Acısını ancak bu şekilde dindirebilmektedirler.

Bağımlılıklar, kendisini farklı dillerde de  ifade eder. (Panik atak, agorafobi (açık alan fobisi) sorunlarının altından  bağımlılık şeması çıkabilmektedir.)

Benlik saygısının düşük olması, özgüven, düşük özsaygı, bağımlılığın ayrılmaz ve acı veren bir tarafıdır.

Şemanın Kökenleri

  1. Ebeveyniniz aşırı korumacıdır ve size olduğunuzdan daha küçükmüşsünüz gibi davranır.
  2. Ebeveyniniz sizin yerinize karar verir.
  3. Ebeveyniniz sizin hayatınızın bütün ayrıntılarıyla ilgilenir, böylece siz hiçbir zaman o ayrıntılarla kendiniz ilgilenmeyi öğrenmemişsinizdir.
  4. Okul işlerinizi ebeveyniniz yapar.
  5. Size hiç sorumluluk verilmemiştir ya da çok az verilmiştir.
  6. Ebeveynleriniz tarafından çok eleştirilmişsinizdir.
  7. Yeni görevler aldığınız zaman, ebeveynleriniz aşırı öğüt vererek ve yönlendirme yaparak müdahale ederler (ya da etmişlerdir.)
  8. Ebeveynlerinizi sizi o kadar korumuşlardır ki evden ayrılıncaya kadar ciddi bir reddedilmeniz veya başarısızlığınız olmamıştır.
  9. Ebeveynlerinizin çok fazla korku kaygıları vardır. Sizi her zaman tehlikelere karşı uyarırlar.

Bağımlılık şeması kökeni ya aşırı korumacı ya da yeterince korumayan ebeveynlere dayanır. Aşırı korumacı ebeveynler çocuklarını bağımlı kılar. Bağımlı davranışları pekiştirir, bağımsız davranışların önüne geçer. Çocuklarını boğarlar. Çocuklarına özgürlük vermezler veya kendi kendilerine yetebilmeyi öğrenmelerini desteklemezler.

Anne baba tutumları çok belirleyicidir dedik çünkü; Çocuğun yerine her şeyi yapan ebeveyn vardır. Çocuğun kendi başına bir şeyler yapma davranışları, girişimleri küçümsenmiş olabilir. Çocuklarını sürekli dünyanın tehlikeli olduğunu, olası tehlikeler ve hastalıklar konusunda uyarmışlardır. Çocukların aldığı kararlara güvenilmemiş olabilir. Aşırı korumacı ebeveyn tutumu vardır. Çocuğun yerine karar verirler ve çocuğun tüm sorumluluğunu ebeveyn yüklenir. Hatta çocuk kendi başına bir şeyler yapmaya çalıştığında eleştirilmiş, değersizleştirilmiştir. (sen yapamazsın, sen ne anlarsın, kafan basmaz v.b) Bunun sonucunda güçlü ve aklı başında gördüğünüz insanlar olmadan, onların tavsiye akıl fikirleri olmadan tek başlarına hiçbir şey yapamayacakları duygusunu ve düşüncesini hissederler. Bu şeması olan kişiler ailelerinden ayrılamazlar. Büyüdükleri zaman da ebeveynin yerini doldurabilecek bir eş veya patron bulurlar.

Aşırı korumacılık ve bağımlılıkta aşırı müdahale vardır. Ebeveynlerden biri hemen atlar ve daha çocuğun tek başına deneme fırsatı olmadan, onun için, onun yerine bir şeyler yaparlar. Ebeveynin niyeti iyi olabilir, çocuğunun hayatını kolaylaştırmak ve çocuğu hatalarının acısından korumak isteyebilirler. Ancak; ebeveyn her şeyi çocuğu adına yaptığı zaman çocuk hiçbir zaman yeterli bir şekilde işlevsel olmayı öğrenemez. Deneyip, başarısız olma, tekrar deneme ve başarma duygusunu tadarsa çocuk öğrenir. Bunu birinci elden deneyimlemesi gerekir. Öbür türlü öğrendiği tek şey ebeveyninin her zaman orada, yanında olduğunu öğrenir. Çocukta Sağlıklı bir gelişim olmaz.

Terapi

İlk çocukluk yılları gözden geçirilir. İçlerindeki yetersiz/ bağımlı çocuğu hissetmeleri sağlanır, geçmişteki anılara odaklandırılır. Kendini bağımlı hissettiği anıları yakalanır. Aslında o çocuk halen içinde yaşıyor o çocuğun cesaretlendirilmeye, desteklenmeye, rahatlatılmaya ihtiyacı var. Kişiyi rahatsız eden anıların, resimlerin, duyguların, fregmanların  boşaltılması, nötralize edilmesi gerekir. Bunun için EMDR ve HİPNOZ teknikleri çok etkili 2 yöntemdir.

Yetersizliklerini abarttıklarından dolayı, yetersizlik duygusu, Yetersizlik inancı üzerine çalışılma yapılır.

Kaçmak, şemayı pekiştirir. Yeni sorumluluklar almak, karar vermek gibi konularda, rol üstlenmesi üzerine bilişsel davranışçı teknikler uygulanır.

Terapilerde bağımlı danışanlarımız onlar adına karar vermemizi isterler. Onlar adına karar vermek, onların bize bağımlılığını artırır. Böyle durumlarda Onay alma gereksinimi üzerine çalışırız.

Güvenli alan oluşturmak bu şemayla çalışırken önemlidir. Özerk olmak için bu  güvenli alandan uzaklaşmak önemlidir.  Bu güvenli alandan kademe kademe, basamak basamak çıkmak üzerine çalışılır. (Eğer güvenli alanınız hiç olmadıysa şemanız ağır ve zor geçer.)

Başka insanlara bağımlı oldukları, günlük yaşam olaylarını, durumları yakalamasına yardım edilir. Kaçındıkları zorlukların, değişimlerin, fobilerin listesi çıkartılır. Bağımlılıklarının boyutu netleştirilir. Terapide izlenilecek yol haritası için daha nesnel bakış ortaya çıkartılır. Bağımlı oldukları kişi (ler) ve hangi konularda bağımlı oldukları anlaşılmaya çalışılır. Bunu anladığımız zaman hangi konularda (yemek, bulaşık, tatil, araba, sığınma v.s) terapiye ihtiyaç duydukları da anlaşılmış olunur. Kaçtıkları zorlukların anlaşılması, fark edilmesi  ve değişimleri için desensitizasyon ve motivasyon çalışması yapılır.

Yüksek kimya üreten güçlü, aşırı korumacı eşlerden (partnerlerden) uzak durması üzerine farkındalık oluşturulur. Kendilerine  en çok çekici gelen partnerlerden uzak durmasının önemi anlatılır. Şemalarını çok tetikleyen insanlara karşı en yüksek kimyalarının oluştuğu hatırlatılır. Onları koruyan ve onlara karşı baskın olan partnerlere aşık olmaya yatkınlıklarına değinilir. Kendilerine eşit davranan bir partner bulmaya çalışmalarının, bulduklarında da  kendi paylarına düşeni (sorumluluk ve karar vermek gibi) yerine getirmeleri üzerine farkındalık çalışması yapılır.

Onay almak onlar için bir ilaç almak gibi olmaktan çıkmalıdır. (çıkartılmalıdır) Onay onlar için bir ilaç gibidir becerememe kaygısını sakinleştirir. Bu ilaçtan uzaklaşmak zorunda oldukları üzerine farkındalık çalışması önemlidir.  Sürekli onay ve öğüt almak için partnerine, arkadaşına, amirine  gitmemesi gerektiği, İnsanların onlara bakım vermek gibi bir borçlarının olmadığını, bir sorun yaşadıklarında ilk tepkilerinin yardım istemek olmaması gerektiği, sorunlarını öncelikle kendilerinin çözmeye çalışması üzerine çalışılır.  Aldıkları, verdikleri  kararların arkasında durmaları gerektiği üzerine çalışılır. Yaşamlarında, işlerinde yeni zorluklar ve sorumluluklar almaları ama bunu adım adım yapmaları üzerine çalışılır. Tek başlarına işlevsel oldukça kaygılarının azalacağı, biteceği üzerine farkındalık ve motivasyon çalışması yapılır.

Ebeveynlere de bilinçlendirme çalışması yapılmalıdır. (Ebeveynlerin her şeyin çok fazla içinde olmamayı, kendilerinin çocuklarının önüne geçmemeyi öğrenmesi gerekir.)

Unutmayın; Sizi değişimden korkutan şey: Kendi kararlarınıza, yargılarınıza olan güvensizliğinizdir, Değişim için kendi kararlarınıza güvenmek zorundasınız. Bunun için destek almanız gerekebilir.

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Kekemelik, Nedenleri ve Sağaltımı

Kekemelik, Nedenleri ve Sağaltımı

Kekemelik bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik; manalı bir konuşmada psikolojik, nörolojik ve fizyolojik bir ritim bozukluğu olarak tarif edilir. Ayrıca kekemelik, tekrarlama, uzatma veya tutulma olarak da tarif edilebilir.

Kekemelik, hiçbir fiziksel özre dayanmayıp, toplumsal ilişkilerin, karşılıklı anlaşmayı güçleştiren bir dil özrüdür. Kekemeler, kimi ses ve sözcükleri gereğinden fazla uzatırlar veya bir heceyi yinelerler. Kekemelerde utanma, sıkılma, aşağılık duygusu ve konuşmaktan kaçınma davranışları görülür. Eğer bu özür bir de alay konusu edilirse, kişinin uyumu büsbütün güçleşir.

Kekemelik, 7 yaşından önce ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur. Genellikle 3-5 yaşları arasında başlar. Belli bir yaşa kadar düzgün ve akıcı konuşan çocuk yavaş yavaş ya da birden tutulur. Önceleri belli sözlerde daha sonra her sözde takılır. İlk heceleri çıkarmada güçlük çeker. Sıkılır, bunalır, kızarır, el kol veya baş oynatarak konuşmaya çalışır. Kimi çocuk, belli sözlerde, kimisi de ilk sözcükte takılır. İlk sözcüğü çıkarırsa arkasına getirebilir. Çocuğun sıkıntısını onunla yaşayan anne- babası takıldığı sözcüğü yeniden söyletir. Bu kez takıldığı sözcüğü düzgün söyleyebilir.

Kekemelikte çok şaşırtıcı değişme ve dalgalanmalar olur. Kimi çocuk, okulda ve büyüklerin yanında kekeler, kimisi gergin ve tedirgin olduğu anlarda takılır. Kimisi telefonda daha tutuk konuşur, kendi başına düzgün konuşan çocuk, başkalarının yanında takılmadan konuşamaz. Kekemelerin çoğu şarkı söylerken, şiir okurken, fısıltıyla konuşurken, hecelerken hiç tutulmazlar.  Kekemelik genellikle erkek çocuklarında kızlara göre 4-5 kat daha yüksek oranda görülmektedir.

Kekemelik; yaşına ve lehçesine uygun gelişimsel olarak çıkartması beklenen konuşma seslerini çıkartamaması, konuşmanın olağan akıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olması durumudur. Kekemelik; ses ve hece yinelemeleri, sesleri uzatma, ünlemlemeler, sözcüklerin parçalanması, konuşma sırasında doldurulan ya da doldurulamayan ara vermeler, dolanbaçlı yoldan konuşma, sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söyleme durumları ortaya çıkar. Bu durumlar okul başarısını, mesleki başarıyı ve etoplumsal iletişimi bozar.  (DSM IV, S.48-49)

Kekemeliğin Nedenleri

Kekemeliğin nedenlerine ilişkin değişik görüşler bulunmaktadır. Bu özrün, anne- babadan çocuğa geçtiğini ileri süren kalıtımsal görüşle, beyinde herhangi bir özrün kekemeliğe yol açtığını ileri süren nörolojik görüş, kanıtlanmamış birer kuramlardır. Geçerli olan görüş, kekemeliği ruhsal, (psikolojik) nedenlere bağlayan görüştür. Kekemede heyecanlanma, utanma, sıkılma, kaygı, aşırı duyarlılık, korkma mutlaka vardır.

Örseleyici (travmatik) yaşantıların  olması kekemelik sebebidir. Bu travmalar fiziki de olabilir. Psikolojik de olabilir. ( trafik kazası, deprem, şiddet,  aşağılandığında,  ölüm, boşanma, sünnetten korkma, anne ile babanın kavgasına tanık olma,  köpek kovalaması, karanlıkta bırakılma, terk edilme v.s)

Kekeme çocukların anne – babalarının aşırı titiz, kuralcı ve mükemmeliyetçi olmaları bu sorunu başlatabilmekte ya da devam ettirici bir özellik olabilmektedir. Bu anne – babaların çocuklarından beklentileri çok yüksektir. Çocuğu sürekli denetim altında tutarlar. Konuşmasına aşırı önem verirler.

Kekemeliğin başka bir nedeni organik, kalıtımsal olmasıdır.  Bedensel, organik görüşler arasında kalıtımla aktarılan kişisel yatkınlık, merkezi sinir sisteminde konuşma merkezinin iyi gelişmemesinden,  sol elini kullanan çocukların sağ elini kullanması için zorlanmalarından söz eder köknel hoca.   (Köknel, 1992, s. 170)

Çocuğun konuşmasıyla alay edilmesi. ( dalga geçmek, hadi bir daha kekelesene demek)

Kekemeliğin Tedavisi

Kekemeliğin tedavisinde ilk önce anemnez alınmalı. (Yaşam öyküsü alınmalı.)  Ne zaman başladı? Nasıl başladı, aile bireylerde kekeme var mı v.s?  sorunun biyolojik mi? (organik mi) yoksa psikolojik mi olduğunu ayırt etmek için çok basit  2 soru sorulur.  Kekemeler; koroda şarkı söylerken, kendi kendilerine konuşurlarken, çalışma sırasında konuştuklarında, fısıltıyla konuşurlarken, küçük çocuklarla konuşurlarken, yüksek sesin bulunduğu ortamlarda konuşurken, normal tizlikten düşük ya da yüksek tizlikle konuşurlarken, metronomun (tempo tutmaya yarayan bir aygıt) ritmik vuruşlarıyla konuşurlarken  kekelemezler ya da çok az kekeleme olur.  Spor etkinliği sırasında, karanlıkta rahat konuşurlar.  Telefonla konuşurken, topluluk önünde konuşurlarken, otorite figürleri önünde konuşurlarken, birinin ismini söylerlerken kekemelikleri artar.   Eğer sorun organik olsaydı her zaman her ortamda kekelerlerdi.

Eğer sorun psikolojikse terapiye alınır. Yok eğer sorun biyolojikse  (organikse) terapiye devam etmiyorum. Doktora yönlendiriyorum. Bizim müdahalemiz psikolojikse başlar.

Kekemeliğin tedavisi 1. Dönem ve 2. Dönem oluşuna göre değişir. Ne demek 1. Dönem? 2. Dönem?

  1. Dönem kekemeliği (geçici) 3- 5 yaş: Çocuğun konuşmasında tutulma, duraksama, yineleme dinleyiciler tarafından fark ediliyor, fakat; çocuk bunun farkında değilse ve çocuk konuşmaktan çekinmiyorsa bu birinci dönem kekemeliğe giriyor. (çocuk farkında değil)
  2. Dönem kekemeliği ( 5- 7 ve yukarısı) : Çocuğun konuşmasındaki tutulma, duraksama ve yineleme hem dinleyenler tarafından, hem de çocuk tarafından fark ediliyorsa 2. Dönem kekemeliğine geçilmiş demektir. (okulda, mahallede arkadaşları sen nasıl konuşuyorsun derler. Çocuk farklı konuştuğunun (konuşamadığının) farkındadır. )

 

  1. Dönem kekemeliğinde sadece ebeveynle çalışmak yeterliyken 2. Dönem kekemeliğinde direk çocukla çalışılmaya geçilir. Bunun yanında aile ile de çalışılır.

Kekemeliğin altında yatan psikolojik faktörler belirlenir ve terapi oradan başlar. (travmaya mı bağlı, kardeş kıskançlığına mı? Anne –babanın aşırı titiz ve kuralcı olmalarına mı?  v.s)

  1. Dönem kekemeliği geçicidir. 2- 3 yaşları arasında beliren kekemeliklerin büyük bir çoğunluğu kısa bir sürede doğru yaklaşımlarla kendiliğinden geçer. (anne – babaya burada doğru destek vermek şartıyla)  Anne – baba tutumları önemli ölçüde yanlış değilse çocukta korkaklık, güvensizlik gibi belirtiler yoksa, kekemeliğin geçme olasılığı daha yüksektir.

Diyafram nefesini kullanmayı öğretmek tedavide önemlidir. Kekemeler, konuşma sırasında nefeslerini iyi kullanamadıkları görülür. Nefeslerini iyi kullanır hale geldiğinde konuşması olumlu yönde değiştiği görülmektedir.

Ayna çalışması ve sesli kitap okuma çalışma sı çok önemlidir.  Konuşma hızı ve  vurgusu üzerine çalışılmalıdır.  Çocuğun seviyesine uygun hikaye, masal kitapları okuyun bol bol. Okuyabiliyorsa ona okutun.  Anlattırın ne anladın. Olay nerede geçiyor? Ne anladın gibi.

Çocuğun kekemeliğinden dolayı yitirmiş olduğu güven duygusu, başka özellikleri güçlendirilerek sağlanabilir. (Çocuğun baskın yetenekleri araştırılmalıdır. Futbol, basket, yüzme v.s bu alanlar ön plana çıkartılmalıdır.)  Kekemeler, konuşmasındaki özründen dolayı sürekli bir gerilim içinde oldukları bilinmektedir. Onları bu gerilimden kurtarmak için dikkatleri başka yönlere çekilmelidir. (spor, resim, şiir v.b)

Çocuğun konuşmasına sürekli karışmalar ve düzeltmeler çocukta hep takılacağı korkusunu yerleştirir. Kimi çocuk annesinin sürekli ilgisini çeken bu durumu istemeden sürdürebilir.

Anne – babanın sabırsız ve üzgün görünüşleri, kekeleyecek diye sürekli tetikte beklemeleri, çocuğun iç gerginliğini artırabilir.  Kimi aileler, hekimlerin yanlış ama sıklıkla verilen bir öğüdüne uyarak, çocuğu hiç üzmemeye çalışırlar. Bir dediğini iki etmez, her yaramazlığına katlanırlar. Bu öğüde uymak, kolay olmadığı gibi iyi sonuç da vermez. Çocuk üstünden her çeşit denetimin kalktığını görünce rahatlamaz, tersine daha tedirgin olur. Bunun yerine ana- babanın dayaktan, korkutucu tepkilerden kaçınması yeterli olabilir. Çocuğun yüzüne tokat vurmaktan özellikle kaçınılmalıdır.

Çocuğun üzerindeki gereksiz baskıların kaldırılması önemlidir. Çocuğun ilgisini konuşması üzerine çekmemek, çocuk konuşurken heyecanlanmasına, her zamankinden ayrı bir tepki vermemek, çocuğun konuşmasıyla ilgili baskı yapmamak, kekemeliğini sorun haline getirmemek, bunun üzerinde durmamak, evde huzurlu bir ortam oluşturmak gerekmektedir. Çocuğun yanındayken anne babanın huzursuz olmayı bırakması gerekmektedir.  Anne babanın gerilimi çocuğa yansır. Anlattıklarını  dikkatli dinlemek, konuşmasını bitirmesini beklemek, konuşurken ağzına değil de gözlerine bakmak çok önemlidir. Jest ve mimiklerimizle, beden dilimizle, ses tonumuzla, öncelikle bizlerin rahat olması ve bu rahatlığı çocuğa aksettirmemiz lazım. Bizler  (ebeveynler) rahat olmazsak, olamazsak çocuk da rahat olmayacaktır.  Çocuğunuzu normal çocuk gibi kabul edin. Yüzünüzde endişeli veya gerilimli bir ifade olmamalıdır. Unutmayın kaygıyla, kekemelik ya başlar ya da devam eder.

Çocuğunuz konuşurken sabırla bitirinceye kadar bekleyin. Sözünü kesmeyin. Bitirdikten sonra da acele cevap vermeyin. Çocukla olan iletişiminiz telaşlı bir hava içinde olmamalıdır.

Anne – babanın davranış ve tutumu  çocuğa; utanç, suçluluk ve yetersizlik duyguları içine itmemelidir.

Çocuğa zaman ayırmak önemlidir. Çocuğunuzla mümkün olduğu kadar çok vakit geçirin.Nasıl konuşursa konuşsun, sizin için değerli olduğunu, konuşma şeklinin ondan daha değerli olmadığını hissettirin.

Asla ve asla ifade ve sözcüklerini çocuğun ağzından alıp, siz söylemeyin. Sabırlı olmak çok önemlidir. Çocuk konuşurken ağzına (dudaklarına) değil, gözlerine bakın.

Dikkatini konuşması üzerinden uzaklaştırma tekniği öğretilir. (sadece anlatacağı konuya odaklanması, nasıl anlatacağına odaklanmaması, neyi anlatacağına odaklanması tekniği)

Konuşurken ve okurken; konuşma ve okuma hızınızı yavaşlatın tane tane ve tek tek konuşun. (Kekemelerde konuşma hızı ile düşünme hızı paralel değildir.) Asla! Heceleyerek okumayın ve konuşmayın.

Çocuğun kekelemesine uygun tepkiler vermek önemlidir. Uygun tepkiden kastım; çocuk kekelemiyormuş gibi sabırla dinlemek, konuşmasını kesinlikle alaya almamak gerekir.

Çocuk bazen bir kelimeye ya da harfe takılır, ve bu durum çocuğa çok sıkıntı verebilir. Böyle bir durumda konuşma ihtiyacı hissederseniz; alaysız bir şekilde hafifçe tebessüm ederek “ Bu kelime uğraştırdı seni” “ Bazen zor oluyor değil mi? ” gibi sölerle ortam yumuşatılabilir.  Böyle davranıldığında çocuk,  kekelediğim için suçlanmıyorum mesajını alır.

Olumsuz ifadeler kullanmaktan kaçınmak gerekir. “ Yüzünü öyle yapma “ v.s bu gibi ifadeler çocuğun kekelemesinin sorumlusu ilan etmek olur ve suçlayıcı etkisi vardır. Çocuk üzerinde yük oluşturur.

Çocuk konuşmaya özendirilmeli, teşvik edilmelidir. Ama asla! Konuşması için zorlanmamalı ve baskı yapılmamalıdır.  Çocuğun konuşması üzerinde aşırı titizlik gösterilmemelidir.

Hiçbir zaman çocuğa 1 dur, acele etme, yeniden başla “ gibi uyarılarda bulunmayın. Bütün bu uyarılar onun dikkatini konuşması üzerinde toplamasına neden olur.

Kekemeler, konuşma sırasında nefeslerini iyi kullanamadıkları görülür. Nefeslerini iyi kullanır hale geldiğinde konuşması olumlu yönde değiştiği görülmektedir.

Kekemeler, kendilerini daha çok kekeleyen bir kişi olarak görme alışkanlığından dolayı diğer özelliklerinin farkında değildir. Bunlar çocuğa fark ettirilirse çocuktaki konuşma düzelmeye başlayacaktır.

Kekeme çocukların ailelerinde anne – babaların aşırı titiz ve kuralcı oldukları gözlenir. Bu anne – babaların çocuklarından beklentileri çok yüksektir. Çocuğu, sürekli denetim altında tutarlar. Konuşmasına aşırı önem verirler.

Çocuğun konuşmasına sürekli karışmalar ve düzeltmeler çocukta sürekli takılacağı korkusunu yerleştirir.

Anne – babanın sabırsız ve üzgün görünüşleri, kekeleyecek diye sürekli tetikte beklemeleri, jest ve mimikleriyle onu belli etmeleri çocuğun iç gerginliğini artırır.

Evde huzurlu bir ortam oluşturmak, başarılarını takdir etmek gerekir.

Kendi akranlarıyla oyunlar oynamasına izin verilmeli hatta teşvik edilmelidir.

Çocuk, kekelediği zaman onunla tensel iletişim de kurun. (dokunun, elini tutun, saçını okşayın ama konuşmasına müdahil olmayın.) Tensel iletişim çocuğu rahatlatır.

Kekeme anne babalarının da ruhsal gerilimlerden, stresten uzak olmaları çok önemlidir. Kendi kaygılarını bilmeden ve farkına varmadan çocuğa bilinçdışı yüklüyor olabilirler.

Kişiye dilindeki özrünü kabul ettirmek üzerindeki performans  anksiyetesini azaltacağından terapötik etkiye sahiptir.

Çocuğa kısa cevaplı sorular  sorarak konuşmaya teşvik edilmelidir.

Çocuğunuza sizin için ne kadar değerli olduğunu hissettirin

Başkalarıyla kıyaslamayın. (Neden Ahmet gibi, Ayşe gibi güzel konuşamıyorsun, konuşmuyorsun? demeyin.)

Kekemelikte erken sağaltım (terapi) daha başarılı sonuçlar getirir.  Kekemelik tedavisinde  EMDR ve HİPNOZ  çok etkili 2 tekniktir.

 

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

 

KENDİMİ DEĞERSİZ HİSSEDİYORUM (SOSYAL İZOLASYON)  VE TERAPİSİ

KENDİMİ DEĞERSİZ HİSSEDİYORUM (SOSYAL İZOLASYON)  VE TERAPİSİ

Sosyal izolasyon dediğimiz insanın kendisini  diğer insanlardan soyutlamasıdır. Kamplumbağa misali her şeyi kendi içinde yaşayan insanlardır. Bu şemada birincil duygu yalnızlıktır. Kendinizi bir yanda, dünyayı diğer yanda hissedersiniz. Siz de oluşan inanç;  Ya ben farklıyım  ya da istenilen biri değilim şeklindedir.

Sosyal ortamlarda kaygılıdırlar  ve kendilerini diğer insanlardan aşağıda görürler. Kendilerini küçümserler. (Kendini çekici bulmama, yalnızlık, kendini hiçbir yere uyduramama, hiçbir yere ait değilmiş gibi hissetme, topluluklara dışarıdan bakmak) İyi oldukları durumlarını bile tesadüfe bağlarlar.

Sosyal izolasyon  şeması ne kadar erken yaşlarda başlarsa şema o kadar daha güçlü ve katı olur.

Danışanlar genellikle terapiye şu şikayetlerle gelirler;  Çok utangaçım, kendimi boşlukta hissediyorum, kendimi çok değersiz hissediyorum, insanlarla konuşamıyorum, beni sevmeyeceklermiş gibi geliyor, şeklindedir.

Kendilerini farklı hissederek, dünyanın geri kalanından ayrı hissederler. Bu insanların backgrorundlarına (geçmişlerine) baktığımızda çocukken akranları tarafından dışlandıkları, kötüye kullanıldıkları gerçeğini görürüz. Kendilerini dışlanmış hissederler. Ya da gerçekten dışlanmışlık yaşam öyküleri vardır.  Bu da onları istenmeyen biri olarak  beyinlerine kodlandı. Çoğunlukla bir arkadaş grubuna ait değillerdir. Yetişkin olduklarında da sosyalleşmekten ve arkadaş edinmekten kaçınırlar. Kendilerini çirkin, cinsel olarak çekici bulunmayan, düşük statülü, konuşma becerisi zayıf, sıkıcı, bir yanlarını eksik gibi hissettikleri, sosyal ortamlarda kendilerini aşağı hissettikleri ve davrandıkları çok görülür. Çocukluktaki reddedilme duygularını adeta tekrar  tekrar yaşarlar. Sosyal ortamlarda, toplantılarda çok kaygılı ve soğuk dururlar. Huzursuz ve bir yere ait olmayı arayan bir halleri vardır.

Sosyal izolasyon şeması olan bireylerin  birbirlerine benzeyen ortak  özellikleri vardır. Bunlar:

  1. Sosyal ortamlarda çok gergin olmak. Nedeni eleştirilme, beğenilmeme kaygısıdır aslında.
  2. Kalabalık içindeyken, insanlarla birlikteyken bile kendileriniyalnız hissederler.
  3. Topluluklarda çok donuk ve sıkıcı hissetmek. Ne söyleyeceğini bilememek.
  4. Diğer insanları sürekli kendinden daha üstte, kendisini de aşağıdagörmek bunun sonucunda da yoğun kaygı yaşarlar. Özgürce konuşmak, gülmek, kahkaha atmak, soru sormak ister ama bunları yapabilmek için fazla çekingendir.
  5. Kendilik algısı bozuktur (şişman, zayıf, uzun , kısa, çirkin v.s)
  6. Kendisini diğer insanlardan temelden farklı görürler.
  7. Kendisini hiçbir yere ait hissetmezler.
  8. İşyerinde çalışırken herkesten uzakta (gözden ırak) çalışmayı tercih edersiniz. Kimse bana dokunmasın, karışmasın modundasınızdır. Uyum sağlayamadığınızdan dolayı projelerde yer almazsınız.
  9. Toplumdan kopuk hissetmek. Kendini toplumdan, halktan uzak görmek.
  10. Değerlendirilmekten, eleştirilmekten, yargılanmaktan çok korkarlar. Bunları yaşamamak için geri dururlar.
  11. Gruplar içinde gergin olursunuz ve kendinizin çok farkındasınızdır. Rahatlayıp kendiniz olamazsınız. Yabancılarla konuşurken çok rahatsız olursunuz.
  12. Sosyal olarak gruplara katılmak, bir topluluğun parçası olmaktan kaçınırsınız. Sadece en yakın ailenizden birisiyle ya da çok yakın bir arkadaşınızla zaman geçirirsiniz.
  13. Başka insanların sizi küçük düşürmesine veya reddetmesine neden olacak gizli bir hayatınızın veya duygularınızın olduğuna inanırsınız.
  14. Kendinizi beceriksiz, yeteneksiz, hiçbir işe yaramaz olarak görürsünüz.
  15. İnsanlara uyum sağlamak isterler, uyum sağlayamadıkları zaman daha çok acı daha çok yalnızlık ve daha çok incinme, kırılma yaşarlar.
  16. Psikosomatik semptomlar (şeker, tansiyon, baş ağrısı, uyku sorunları v.s) geliştirirler.
  17. Hissettiğiniz sosyal yetersizliği telafi etmek için mükemmel çocuk(lar) yetiştirmeye çalışırsınız.

ŞEMANIN KÖKENLERİ

  1. Çocukken fiziksel, (boy, kilo, sivilce, görünüş v.s) konuşma (kekemelik, artikülasyon v.s) akademik (okul başarısı, karne v.s) özelliklerinizle, durumunuzla dalga geçildi, başka çocuklar, ebeveyniniz ya da öğretmenleriniz tarafından reddedildiniz, dalga geçildiniz, küçük düşürüldünüz.
  2. Çocukluğunuzda sizinle dalga geçen, sizi değersizleştiren çocuklar gibi, yetişkin hayatınızda da insanların sizin kusurlarınıza o şekilde bakacaklarına inanırsınız, ya da bilinçdışı olarak öyle hissedersiniz.
  3. Aileniz, komşularınızdan ya da diğer insanlardan daha farklıydı (dil, din, statü, eğitim,ırk, örf, adet, gelir, zihinsel – psikolojik – fiziksel özür v.s) diğer insanlar ya da komşularınız tarafından dışlanmışlık.
  4. Kendi kararlarınız ya da seçimlerinizi hayatınızın merkezine aldığınızda dışlandınız, hakarete uğradınız, değersizleştirildiniz. (ebeveyn, arkadaş, öğretmen)
  5. Mesleği gereği sürekli tayini çıkan ailelerin çocuklarında, bir yerden başka bir yere sürekli gezen ve gittikleri yerde kök oluşturamayan ailelerin çocuklarında bu şema yaygındır.
  6. Özel yetenekli çocuklarda da bu şema çok sık görülür. İlgilendikleri şeyler yaşıtlarından çok daha farklıdır. Başka çocuklarla oynamaktan ziyade okumayı, araştırmayı tercih eden çocuklar sosyal iletişim kurmakta çok ciddi sorun yaşarlar.
  7. Gelişimi akran grubundan farklı olan çocuklarda da bu şema sık görülmektedir. ( fiziki, zekası, cinsel gelişimi, sosyal becerileri akran gruplarından erken ya da geç olgunlaştığında bu uyumunu bozabilmektedir.)

Farklı veya istenmeyen bir şekilde algılandığınızda diğer çocuklar, diğer insanlar kendi gruplarından dışlarlar. Oynamazlar, dalga geçer, küçük düşürürler. Bunları yaşamamak için geri çekilip, sosyal ortamlara girmemeyi tercih etmişsinizdir. Yalnız ve izole biri haline gelmişsinizdir. Okuma veya bilgisayar oyunları gibi tek başına yapılan ilgi alanları geliştirmişsinizdir. (Bu şeması olanlarda bilgisayar ortak bir alandır. Bilgisayarda çok uzun süre zaman geçirirler.) Aşağılık hissinizi kapatmak, telafi etmek için sosyal olmayan alanlarda uzmanlık geliştirmişsinizdir.

Aşırı derecede mükemmeliyetçi ebeveyn tutumu sosyal izolasyonu tetikleyebildiği gibi şemanın başlangıcı da olabilir.  Ebeveynler çocuklarının bireyselliğini ve ayrışma davranışlarını, fikirlerini, tercihlerini  geliştirmesi ve desteklemesi gerekir. Çocuk bunu ailesinde öğrenemezse bağımlılık ve boyun eğicilik şeması da gelişir. Sürekli başkalarının güdümüne girer, sürekli başkalarının kontrolünde yaşarlar.

Sosyal olarak  istenmeyen, dışlanan çocuklar yüksek standartlar şemasını geliştirirler bir nevi sorunlarına akılcı çözüm bulurlar. Kendileri onlarla oynamak, beraber olmak istemiyorlardır.  O çocukları ben beğenmiyorum, onların kafası basmıyor, çalışkan değiller, çok küfürlü konuşuyorlar gibi bir takım savunma mekanizmaları geliştirirler.

Kendinizi ve diğer insanlar arasındaki farkı büyütürsünüz ve kendiniz için bağlanmayı zorlaştırırsınız. Bu farklılıklar bir bariyer oluşturur. Yakın olmaya başladığınız anda, farklı olduğunuz alanlara aşırı hassaslaşırsınız. Kendinizi aşağıda hissedersiniz. Yaptığınız işte mükemmel olabilirsiniz ama şemanız sizi  hep geride tutar.

Kaçmak, şemanız ile başa çıkmanız için birincil yoldur. Sosyal durumlardan kaçmanız, hiçbir şeyin değişmediğini gösterir. Daha rahatsız ve sıkışmış, kaygılı hissedersiniz kendinizi. Değişim; kaçmaktan vazgeçip, yüzleşme ve kaygılarınızla çalışılmayla halledilebilir. Sosyal izolasyonun üstesinden gelenler bu değişimi yapmış olanlardır.

SOSYAL İZOLASYON ŞEMASINI DEĞİŞTİRMEK (TEDAVİSİ)

İçinizdeki o izole olmuş, kendini değersiz, güvensiz hisseden çocuğu hissedin. Çocukluğunuzda yaşadığınız sosyal izolasyonu anlayın. Çocukken kendinizi farklı hissettiğiniz ve diğer çocuklar tarafından dışlandığınız anıların gelmesine izin verin. Aklınıza gelen ilk anılar size gülünmesi, sizinle dalga geçilmesi, size zorbalık yapılması, yalnız kalma, diğerlerinden ayrı olma, uyum gösterememe anıları üzerine olacaktır. Sosyal izolasyon anıları acı verir. Sosyal izolasyon şeması soğuk ve yalnızlık hissiyatını verir. İçinizdeki çocuğu o soğuk yerde bırakmayın. O çocuğun sırtının sıvazlanması, başının okşanması gerekir.  O dışlanmış, değersizleştirilmiş olan çocuğun rahatlatılması, oradaki anıların nötralize edilmesi gerekmektedir. Bu daha çok EMDR terapi tekniğiyle olmaktadır. İşe yarayan başka terapi teknikleri de vardır. (BDT, DİNAMİK, HİPNOZ V.S) Danışanın kişilik yapısına göre, iç görü farkındalık durumuna göre, danışanın isteğine ve ihtiyacına  göre bu tekniklerden biri ya da bir kaçı (bütüncül terapi) kullanılır.

Kendinizi kaygılı veya rahatsız hissettiğiniz günlük sosyal durumların listesini yapın. Kendinizi kaygılı veya rahatsız hissettiren kendinizdeki özelliklerin listesini de yapın. Öncelikle sizi rahatsız eden (kaygılı hissettiren) ama kaçmadığınız durumların listesini boş bir a4 kağıdı kullanarak yazın. Karşısına da her bir durum için rahatsızlığınızın, kaygınızın nedeni(ler) ni yazın. (Nelerin ters gidebileceği hakkında kendi kendinize söylediğiniz senaryoları yazın. Korktuğunuz felaket nedir? İnsanların size gülmesi mi? Reddetmesi mi? Aşağı olduğunuz mu görülecek? v.s)

Kaçındığınız sosyal durumların listesini yapın:  Bir A4 kağıdı kullanarak kaçtığınız, korktuğunuz durumların listesini yazın.  listenin (Sunum yapma, karşı cinsle konuşma, topluluk önünde konuşma v.s)  bunların karşısına da kendinizi ne şekilde farklı ve aşağı hissettiğinizi yazın. En kötü senaryonuzu yazın. Size en kolay gelenden en zor gelene doğru sıralama yapın ve her biriyle ayrı ayrı üzerine giderek çalışın. Ve bu konuda neyi nasıl yapacağınızı psikoloğunuzdan öğrenin.

Bazı insanlar kendilerini olumsuz tanımlarlar. Soğuk biriyim, çok ciddiyim v.s kusurlu olduklarına, doğduklarına inanırlar. Bunun çürütülmesi gerekir. Bu bakış açısının değiştirilmesi gerekir. Kendisine diğer kişilerle arasındaki farkları çok abarttığını çok büyüttüğünü, diğer insanlarla olan benzerliklerini küçülttüğünün, dünyayı bu şekilde görmesine (benzerlikler yerine farklılıklara odaklanmasının) şemasının yol açtığı danışana  bdt teknikleriyle anlatılır ve bakış açısının yeniden çerçevelenmesine yardımcı olunur.

Düşüncede negatife değil pozitife odakla(n)mak önemlidir. Sürekli felaket senaryoları ile gelirler. Ne zaman negatif (olumsuz) bir  şey olacağı beklentisine girse danışan, bunun tam tersini düşünmesini telkin edin. (başarısızlığını,başaramayacağımı değil de başarısını, başaracağım düşüncesine geçmişte başardığı başarı anılarını görselleştirmesi istenir.

Her kusur için bir başa çıkma kartı hazırlayın. Yanınızda taşımak için bir başa çıkma kartı hazırlayın. Şemanız her tetiklendiğinde bunları okuyun. Başa çıkma kartı hazırlanırken; kusurlarınızı abarttığınız yolları vurgulayın. İyi ve güçlü özelliklerinizden bahsedin. Örnek başa çıkma kartı 1: sanki şu anda herkes bana bakıyormuş gibi kendimi kaygılı ve gergin hissediyorum. Ama aslında bu sadece benim şemam tetikleniyor bunu da biliyorum. Birisi bana bakıyor olsa bile bu arkadaşça, kardeşçe bir bakıştır. Biraz sonra insanlarla konuşursam kaygım azalacak, hem kaygı sadece ben de olan bir şey değil ki her insan da az da olsa mutlaka bir kaygı olur. Bedenimi rahatlatarak, etrafa bakarak ve konuşacak birisini bularak işe başlayabilirim. Hem biliyorum ki şemamın üstüne gidersem, şemamdan korkmazsam daha çabuk sorunumu hallederim.

Başa çıkma kartı 2 : birlikte olduğum bu insanlardan farklı olduğumu düşünüyorum. Kendimi sanki dışarıdan birisi, bir yabancı gibi, yalnız hissediyorum, insanlara mesafeli duruyorum. Kendimi geride tutuyorum ve mesafeli oluyorum. Ama aslında bu benim şemamın tetiklenmesi bunu fark ediyorum. Aslında farklı olduğumu abartıyorum. Bu insanlarla ortak noktalarımız var. Bu ortak noktalardan birisiyle konuşma başlatabilirim aslında. Kendime fırsat tanımalıyım bu şemamı yenmek için.  Üzerine gitmeliyim bir defa bu şemamı yıkarsam kendimi daha güçlü hissedeceğim. O gün neden bugün olmasın..

Grupların içinde doğal olması, kendisi gibi olması,  spontane davranması üzerine çalışma yapılır. Grupta kendisine benzeyen biri(leri) ni bulup onunla iletişime geçmesi üzerine rehberlik yapılabilir.

Dışlanmış diğer insanlara karşı sizde bir çekici bir akım hissedersiniz. Özel bir bağ hissedersiniz. Bu insanlarla farklı hissetme konusunda birbirinize destek olabilirsiniz. Yalnız kalarak farklı hissetmek yerine, birlikte farklı hissedebilirsiniz.

Danışanın değiştiremeyeceği özelliklerini kabullenmesi üzerine çalışma yapılır.  Farklılığın korkunç bir şey olmadığı, insanların farklılıklarıyla insan olduklarının anlatılması gerekir. Güzel bir söz (dua) vardır. Allah’ım değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır, ve her ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ver.  Kendinizle ilgili bazı şeyleri değiştirebilirsiniz ama bazılarını değiştiremezsiniz. Kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz gerekir. (Çok kısa, çok uzun olmak gibi, beyaz tenli siyah tenli olmak gibi v.s) Kendisini kabul etmesi üzerine terapi çalışması yapılabilir, danışandaki farklılıklarını nasıl absorbe edeceği,  bu farklılığı lehine nasıl çevireceği üzerine, (uzun boylu olan birisine baskete yönlendirmek gibi) çalışılabilir. Kusur olarak gördüğü, düşündüğü şeylerin onun değerli bir parçası haline dönüşebilir.

Danışanla değişim planı oluşturmak çok önemlidir. Sosyal becerilerini geliştirmek gerekir. İletişim becerileri üzerine desteklenmesi ve iletişim becerilerini artırmak için eğitimler vermek, (atılganlık eğitimi gibi.)

Bir çok sosyal beceri hazırlanma ile öğrenilebilir. Çeşitli senaryolarla başa çıkmak için önceden plan yapmak kaygınızı azaltır.  Topluluk önünde konuşma eğitimleri almak, kilo vermek, almak üzerine beslenme ve diyetisyenden yardım almak gibi hangi alanlarda sorun(lar) yaşanıyorsa o alanlardaki açığını kapatması üzerine farkındalık ve motivasyon çalışmaları  yapmak önemlidir.

Danışana ev ödevleri verilir. Her gün tanımadığı 2 insanla diyalog başlatmak, bir şey sormak, (adres gibi) insanlarla konuştukça kaygısının azaldığını görecek ve sorununu üstesinden daha kolay gelecektir.  Bir gruptaki bir insanı fethetmesi ve gruba dahil olmasını öğretmek. Gruptan birisiyle arkadaş oldukça istese de istemese de bir şekilde grupla temasa geçecektir.

Şemanızın sürmesini, devam etmesini sağlayan etkenlerden en önemlisi kaçınmadır. Kaçmaya devam ettikçe şemanız, şemanıza bağlı duygularınız ve davranışlarınız da değişmeyecektir. Bu şemanız halen etkisini sürdürüyorsa, günlük hayatınızı etkilemeye devam ediyorsa, duygusal anlamda, düşünce anlamında çocukluk döneminde (0-6 yaş) takılı (fikse olmuşsunuz) kalmışsınız demektir. Bir uzmandan yardım alma zamanı geldi de geçiyor demektir.

Hayatta en zor şey değişime karar vermektir. Değişmek için karar vermek lazım. Ben bu şema(larım)la yaşamak istemiyorum diyebilmektir. Kendinize fırsat verin ve sosyal olarak büyümeye başlayın…

 Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Telefon: 05055020868