Bana hastalığını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim

Freud derki;  insanlar konuşmazlar, bir takım hakikatleri saklarlar fakat parmak uçlarından hakikatler fışkırır. Yeter ki görmesini bilin.. Yani bedeniniz,  hastalıklarınız, nefesiniz, sesiniz, bakışınız,  duruş şekliniz bunların hepsi  bize bilgiler verirler..

“Birçok hastalıkların sebebini hastanın vücudundan evvel hayatında aramak lazımdır. Yani hastalık çok defa kaderin aksiliklerine karşı ruhun ve onun peşinden vücudun isyanıdır.”

Davranışların, rahatsızlıkların arkasını görebilmek ve hissedebilmek gerekir. Terapilerde bunu çok görürüz. Cıvıl cıvıl görünen , her şeye gülebilen biri, ne zaman sıkıntılı bir konuya girse gülüyor, anlarız ki anksiyetesini  (kaygısını) gülmeyle kapatıyor. Psikoloji dilinde reaksiyon formasyon savunmasını gösteriyor.  Öyle bir savunma geliştirebiliyorlar ki  direkt olarak anlaşılmamak ve kendisinin iç dünyasındaki acıları öbür tarafa hissettirmemek için kahkaha ile kamuflaj yapabiliyorlar. Bunu bildiğiniz zaman onu danışandan dinlediğiniz zaman sistemi anlıyoruz ki aslında o kahkaha acıyla ilintilendirilmiş, o acıya dayanamayan kişinin çözüm yollarından bir tanesidir. Bazıları bunu açıkça söylüyebiliyor.  Kusura bakma hocam ben sıkıntılandığım zaman, acı duyduğum zaman kahkaha atıyorum diyor.  Siz de kafanızda insanlar acı yaşayınca da kahkaha atıyormuş diyerek kahkaha ile ilgili bakış açınızı değiştirebiliyorsunuz..  Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, buzdağının görünmeyen kısmının, görünen kısmından daha büyük olduğunu anlıyorsunuz…

İnsanlar genetik kodlarla dünyaya gelirler. Herkesin genetik kodlarında soyunun genlerini de taşırlar. Genetik yapımızda  yani anne babamızda, dedemizde şeker hastalığı, tansiyon, kanser, bipolar, migren v.s varsa bizde de olma ihtimali var demektir.  Stres, kaygı, üzüntü, kısaca psikolojik sorunlarla baş etme yöntemlerinde zayıflık gösteriyorsak genetik kodlarımızda ne varsa  onlar aktifleşmekte ve  genetik kodlarımız istikametinde hastalanmaktayız.

İnsanlar doğuştan getirdikleri hastalıklar haricinde hastalıklarının ilk çıkış nedeni psikolojik olduğu bilinmektedir. Yani ruh halimiz, psikolojik durumumuz hastalıkların zeminini hazırlıyor ve sonra beden buna göre “sözde” mücadele adına pozisyon alıyor ve organik  rahatsızlıklar  başlıyor. Rahatsızlıklar başlayınca  semptomlar  yaşam kalitesini bozmaya başlıyor. Rahatsızlık patolojik olarak başlayınca kişi, hem rahatsızlığıyla hem de ona sebep olan sorunuyla hayatını törpülemeye başlıyor.

                Yaşanılan  rahatsızlıklar ile hasta kişilerin hayata dair tutum ve davranışları arasında paralellikler vardır. Bazı örnekler verecek olursam;

                BÖBREK RAHATSIZLIKLARI: Böbrek rahatsızlığı olan insanların hayatında kendi anlayışına/ beklentisine göre tahammül edemeyeceği bir olayın sürecinde olan insanlarda sık görülmektedir. Örneğin; iş yerinde sevmediğiniz bir insanla aynı yerde çalışıyorsanız ve buna kesinlikle tahammül edemiyorsanız, tahammül sınırlarınızın çok üzerindeyse bu durum böbrek rahatsızlığı geçirme riskinizi çok artıracaktır. (TAHAMMÜLSÜZLÜK)

                KANSER/ VEREM HASTALIĞI: Yaşam mücadelesinde değiştiremeyeceği bazı sorunların varlığı karşısında kendisini aciz, güçsüz, yetersiz hissedenlerin kansere yakalanma ihtimalleri daha yüksektir. Mesela çocuğu trafik kazasında ölen  kişinin bu acıya dayanamayarak  üzüntüsünden  verem/ kanser olabilmektedir. (ACİZ KALMAK)

                KALP DAMAR /TANSİYON  HASTALIKLARI:  Hırsları normalin üstüne çıkan, sinirli, agresif, çok çalışan, yüksek beklentileri olan, beklemeye tahammülü sabrı olmayan, bir an önce belli şeyleri başarmak isteyen ama sürenin beklentilerinin üstünde uzaması karşısında gerginleşen kişilerde kalp hastalıkları daha sık görülmektedir. Örneğin; borç para ile iş kurup hem işlerin iyi gitmediği, hem de alacaklıların sıkıştırması durumu buna bir örnektir. (YETİŞEMEMEK / KAYGININ YÜKSEK OLMASI)

                MİDE RAHATSIZLIKLARI: Hazımsızlık, midede yanma, ekşime, büyük abdest yapmada sorun yaşarlar. Bu insanlar üzüntülerini, sıkıntılarını, hak etmediklerini düşündükleri  muameleyi  içlerine atarak mide sorunları yaşarlar. Söylenilmeyen, ifade edilmeyen duygu, düşünce ne kadar büyükse mide rahatsızlığı da o derece büyük yaşanır.  (KABULLENMEMEK)

                ŞEKER HASTALIĞI:  Adı gibi tatlı bir hastalık değil. Titiz,  kontrolcü, her şeye maydanoz olanlarda, sorumluluklarının ağırlığını çok hisseden, hayattan beklentileri yüksek olan  kişilerde daha sık görülmektedir. Genellikle iş yeri sahiplerinde,  aile reislerinde  yani yönetim görevlerinde bulunanlarda çok daha sık görülür.  (KONTROLCÜLÜK)

                KAS TUTULMASI / BEL AĞRILARI: İş yerinde, evde, okulda  sürekli gerginlik,  stres yaşayan ve taşıdıkları yükü kaldıramayan insanlarda çok sık görülmektedir. Omuzdaki yükü insan kaldıramazsa ne olur? Yük bele biner, ayaklara biner. İşte o zaman bel ağrısı, kas tutulması şikayetleri  artar. Acaba yine ne sorun çıkacak? Beklentisi içinde olan, anksiyete seviyesi fazla olan kişilerde bu semptomlar  çok sık görülmektedir. (GERGİNLİK)

                NEFES DARLIĞI: Yalnız kalma, çaresiz kalma, sevgiliden/ eşten  ayrılma ya da ayrı kalma korkusu yaşayan insanlarda sıklıkla görülen semptomdur. (TERK EDİLMEK)

                DEPRESYON:  Yoğun pişmanlık, üzüntü, karamsarlık, umutsuzluk, suçluluk duyguları yaşayan, kendisini bir türlü affedemeyen kişiler yaşamlarını bir türlü düzene koyamadıklarında hem kendileriyle hem de başka insanlarla  sürekli çatışma yaşarlar. Bu duygularla baş edemediklerinde sistemleri çöker, şalterleri atar ve depresyon yaşarlar. İşten, eşten, ülkeden, şehirden ayrılma gibi durumlarda çok sık yaşanmaktadır. (AYRILIK, RUHSAL ÇÖKÜNTÜ)

                ALZHEİMER:  Gençlik ya da geçmiş dönemlerde yaptığı bazı kötü davranışları olan veya yapması gerekip te yap(a)madığı yarım kalmış işleri olan kişilerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bir nevi beynin o olayları unutmak için geliştirdiği bir savunma mekanizması gibi. (UNUTMA)

                PANİK ATAK: Sanal bir rahatsızlıktır. Hastalık hastalığı vardır.  Aslında kendisinin  kalp hastası olmadığı halde, (doktorunun kalp rahatsızlığının olmadığını söylemesine rağmen)  kalp krizi geçirdiğini zannetmesi halidir. Endişesi, anksiyetesi  bedensel duyumlarını tetikler   ve  Hasta  durduk yerde kalp atışlarının vurumunu hissederek kalp krizi geçirdiğini zanneder. Hastanelerin acil servislerine taşınırlar, elleri, ayakları ölüm korkusuyla titrer, yaşam kalitesi ve iş motivasyonu düşer. (KUVVETLİ  ENDİŞE)

ALERJİ:  İçe alınan ruhsal durumu vücut metabolize edemezse  onu dışarı kusar.  Bu da karşımıza alerji semptomu şeklinde çıkabilmektedir.  Sınav dönemlerinde sınav stresinden bazı öğrencilerde kaşınma, sivilcelerin çıkması ya da alerjik reaksiyonlar görülmesi buna örnektir. (STRES)

Görüldüğü üzere organik sorunların temelinde psikosomatik semptomlar (belirtiler)  yatmaktadır. Yani insanlar sıkıntılarını, kaygılarını, üzüntülerini beden diliyle,  sorunlarını bedenselleştirerek (somatize ederek) ifade etmektedirler.

Tüm rahatsızlıklar gerek organik kökenli olsun gerekse de psikolojik kökenli olsun  hiç istisnasız ortak özelliği NEGATİF DÜŞÜNMEKTİR.  Pozitif düşünceyi hayatınızın merkezine almaya çalışmalıyız…

Hastalığımızın bize anlatmak istediği dili anlarsak, verdiği mesajı yakalarsak, ona kulak verirsek, sorunu daha kolay çözebiliriz…

Rahatsızlıkların ilk çıkış noktasındaki psikolojiyi yakalayabilmek, oradaki esas hikayeyi çözebilmek asıl meselemiz olmalıdır. Bunun için de farkındalık çok önemlidir. Her zaman şunu söylerim. “Farkı fark edebilmek, fark etmekten farklı bir şeydir.”

Sağlıklı, huzurlu, güzel bir hayat geçirmeniz dileğiyle….

 

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Duygusal Çölde Yaşamak

Duygusal yoksunluğu olan danışanlar terapiye geldiklerinde yalnızlıklarını da beraber getirirler. Üstelik seans bitip onlar ofisten çıktıktan sonra bile bu yalnızlık bizimle kalır….

Terapiye kendimi  çok yalnız hissediyorum, sanki uzay boşluğuna fırlatılmışım gibi, kendimi insanlardan çok  kopuk hissediyorum,  keşke annem beni  doğurmasaydı  şikayetleriyle gelirler.  Bu şikayetler bazen o kadar ağır hissedilir ki intiharı bile düşündüklerini söylerler. Sanki dünya duygusal çöl gibidir.

Duygusal yoksunluk, yaşamımda  eksik olan bir şeyler var hissi oluşturur.  Bu daha çok boşluk hissi gibidir. İhmal edilmiş, unutulmuş, varlığı fark edilmeyen, bir köşede tek başına oyun oynayan, yalnız kalan bir çocuğun hissettikleri neyse bu şeması olanlar da onu hissederler. Sevilme ihtiyacı hiçbir zaman karşılanmayacağına dair derin ve sabit bir inançları vardır.

Bu şeması olan insanlar, sıklıkla duygusal ihtiyaçlarını karşılamayan soğuk eşlere (partnere) ilgi duyarlar.  Soğuk eşlerden çekim alırlar. Bu da onların döngüleridir.

Başka insanlar tarafından kronik olarak hayal kırıklığına uğramış olmak, belki de halen uğramaya devam etmek duygusal yoksunluk şemasının bir göstergesidir.

Duygusal yoksunluk şeması olanlar, romantik bir ilişkiye girmekten bütünüyle kaçınırlar, ya da ilişkileri çok kısa süreli olmaktadır.  Uzun süreli ilişki geliştirmekte çok zorlanırlar.  Örüntü her zaman aynıdır. İlişki her zaman umut ve heyecanla başlar sonra çekim azalmaya başlar ve hayal kırıklığı ile biter.

Başkaları ile ilişki 2 türlü kurulur. Birincisi; yakın ilişkiler aile, arkadaş v.s arasında olur. En yakın ilişkilerimizde annemize veya babamıza olan bağlılığımız gibi bir bağ hissederiz. İkincisi ise sosyal bağlanmadır.  Ait olma hissi, sosyal ilişkiler ve gruplar arasında yaşadığımız ilişkileri kapsar.

Bağlanma sorunu yaşıyorsanız ilişkileriniz yüzeyseldir, derinlemesine ilişki kuramazsınız. Yalnızlık sorun olmaya başlar. Hiç kimsenin sizi derinden anladığını ve derinden ilgilendiğini hissetmezsiniz. Dünyadan izole olduğunuzu ve hiçbir yere uyum sağlayamadığınızı hissedersiniz. Yaşadığınız boşluk duygusudur. Bağlanmak için açlık çekmektir.

Sevilme ihtiyacının başkaları tarafından yeterince karşılan(a)mayacağı inancını taşırlar. Soğuk ve verici olmayan insanlar  (partnerler) daha yakın gelir. Kendileri soğuk veya aşırı vericidirler. İnsanlarla tatmin edici ilişkiler kuramazlar. Kendilerini aldatılmış hissederler. Çoğunlukla öfkelenmek ile yalnız kalmak arasında gidip gelirler.

Karşı cinsin gönlünü fethetmesine rağmen gerçekten bağlanamazlar. Hiç birinin onu tatmin etmediğini söyleyerek bir partnerden diğerine koşarlar. Uzun süreli ilişkiler geliştiremezler. Kendilerini boş ve bıkkın hissederler. Sanki içlerinde  kocaman  bir delik varmış gibi, sürekli onu doldurabilecek partnerler ararlar.

Bu şemaya sahip insanlar yakınlık duymaktan kaçınmak için insanlarda özellikle partnerlerda kusurlar ararlar.  (armudun sapı, üzümün çöpü misali)

Bu şemaya sahip kişilerin ebeveynleri genelde soğuktur. (duygusal) sürekli çocuklarına birisine yakınlaşmanın rahatsızlık verici olduğu mesajını vermişlerdir.

Şemanın kökenleri

Duygusal yoksunluğun 3 türü

  1. Bakım yoksunluğu: Ebeveyniniz sizi kucağına alıp salladı mı? Sizi rahatlatıp yatıştırdı mı? Sizinle vakit geçirdi mi?
  2. Empati yoksunluğu: sizin dünyanızı anlayan ve hislerinizi olumlayan bir kişinin (ebeveyninizin) olması anlamına gelir. Ebeveyniniz sizi anlıyor muydu? Problemleriniz olduğunda onlara güvenebilir miydiniz? Sizin söyleyeceğiniz şeylerle ilgilenip dinlerler miydi? Sizinle iletişim kurabilirler miydi?
  3. Korunma yoksunluğu: Ebeveyniniz güç ve sığınma kaynağı mıydı? Güvenli bir şemsiye görevi gördüler mi? Ebeveyninizin yanında kendinizi güçlü ve güvende hisseder miydiniz?

Duygusal yoksunluk şemasının kökenleri anne ile çocuk arasında kurulamayan bağ ile çok yakından bağlantılıdır. İlk ilişki, daha sonrakiler için prototiptir.  Bireyin geri kalan hayatı için, yakın ilişkilerinin bir çoğu anne ile olan ilk deneyimin izlerini taşır. Bu anne soğuk ve sevgi vermeyen bir anne olabilir. Çocuğa yeteri kadar sarılmaz ve onu kucağına almaz. Sanki çocuk yokmuş gibi davranılır, çocuk sevildiğini ve değer gördüğünü anlayamaz, anne çocuğu ile yeterli zaman ve ilgi göstermez, anne çocuğu ile gerçek bir bağ kuramaz, anne çocuğunu gerekli şekilde yatıştıramaz. O zaman çocuk kendi kendini yatıştırmayı veya başkalarının onu yatıştırmasını öğrenemez. Bunların doğal sonucu olarak da  çocuk dünyaya güvenli bağlanma ile bağlanamaz.

Bu şemanın sizde olup olmadığını anlayabilmek için kendinize bazı sorular sorarak öğrenebilirsiniz. Çocukken annemi kendime yakın hissediyor muydum? Annemin beni anladığını hissediyor muydum? Sevildiğimi, anlaşıldığımı hissediyor muydum? Onu seviyor muydum? Sıcak ve sevgi veren birisi miydi?  Ona ne hissettiğimi söyleyebilir miydim? Bana ihtiyacım olanı verebilir miydi? Kendimi onun yanında huzurlu,  mutlu ve rahat hisseder miydim?

Bu şeması olanlar; geçmişlerini anlatırlarken, rahatsızlıklarını anlatırlarken, aşırı hassasiyetleri de göze çarpar.  Kronik bir öfkeleri de  vardır.

İlişkilerde duygusal yoksunluk şemaları nasıl anlaşılır:

  1. İhtiyacınız olanı eşinize (partnerinize) söylemezsiniz. İhtiyacınız karşılanmadığında hayal kırıklığına uğramış hissedersiniz.
  2. Ne hissettiğinizi eşinize söylemezsiniz ve sonra anlaşılmadığınız için hayal kırıklığına uğrarsınız.
  3. Duygularınızı ifade etmezsiniz, kırılganlığınızı, kızgınlığınızı saklarsınız, içinizde yaşarsınız.
  4. Eşinizin (partnerinizin) aklınızı okumasını ve sihirli bir şekilde duygusal ihtiyaçlarınızı karşılamasını beklersiniz, ihtiyaçlarınız karşılanmayınca da hayal kırıklığı yaşarsınız, incinirsiniz, küsersiniz, geri çekilirsiniz ya da öfke patlamaları yaşarsınız.

Duygusal yoksunluk şeması olan insanların bir kısmı  bu yoksunluğu kapatabilmek, gizleyebilmek için karşıt saldırıya geçebilirler. Bu kişiler narsistik kişilerdir. Partnerlerinden çok fazla ilgi onay almak isterler alamadıklarında reddedilmiş hissederler ve öfke patlamaları gösterirler.

Duygusal yoksunluk şemasını değiştirmek

  1. Öncelikle ilk çocukluk yıllarında yaşadığınız, hissettiğiniz duyguları, anıları yakalayın. Unutamadığınız anılar, duygular üzerine EMDR, Hipnoz, bilişsel davranışçı terapi, dinamik terapi v.s uygulayan bir psikologla çalışın.
  2. Şemanızı tetikleyen, güçlendiren soğuk partnerlerden uzak durun. Şemanız gereği soğuk kişilere karşı yüksek kimyanız olur. Yüksek seviyede aktarım aldığınız kişilerle birlikte olma konusunu 2 kere düşünün. İlişkilerin yürümesi için bir kimyanın, bir aktarımın olması gerekir. Ancak; sadece romantik bir kimya varsa uzun vadede o ilişkide sorun yaşanacaktır.
  3. Şemanız her tetiklendiğinde şemanızla yüzleşin. Değişim; şemanızı yavaş yavaş parçalayarak atmakla mümkündür.
  4. Duygu alış verişini sağlamak, bunun içinde duyguların ifade edilmesi üzerine duygu odaklı terapi çalışması da fayda verir.

 Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Bağımlılık Şeması ve Terapisi

Bağımlılık  Şeması ve Terapisi- Tek başıma yapamam, (yapamıyorum)

Bağımlılık, bir başkasından onay almadan, bir başkasının rızasını almadan iş yapamama durumuna denir.

Bağımlılığın altında 2 müdahale vardır. 1. Aşırı müdahale etmek, çocuğu boğmak, yutmak vardır. İkincisi ise ebeveynin çocuğun bağımsız olma (ayrışma ve bireyleşme) çabalarını küçük gördüğü zaman ortaya çıkar. Ebeveyn çocuğu aşırı eleştirir, çocuğun verdiği, aldığı kararları küçümser.

  1. Bağımlılık şemasının kökeninde aşırı korumacılık yatar. Bağımlılığı teşvik eden ebeveyn tutumu bu şemada çok önemlidir. Bağımlılığı teşvik eden ebeveynlerin sorunu çok az sevgi vermeleri veya ilgi göstermeleri değildir. Tam tersine aşırı korumacı ebeveynler genellikle sevgi doludur ve çok ilgi gösterirler. Ama kendilerindeki kaygıyı, gerginliği, agorafobikliği çocuklarına bulaştırırlar. Kendi terk edilme korkuları yüzünden çocuklarını yanlarında tutarlar. Kendileri güvensiz olduğundan çocuklarına güvenlik algısını veremezler. Sevgi verirler ama çocuğun bağımsız olması için gereken destek ve özgürlüğü veremezler. Aşırı korumacı ebeveynler genellikle aşırı kontrolcüdürler. Çocuk tek başına ödev yapmak istediğinde, babasının iyi güzel yap bakalım yapamazsan ağlayarak bana gelme diyerek bağımlılıklarını perçinlerler.

Aşırı korunmuş çocuklar güvenli ev ortamından ayrılıp, gerçek dünyanın sıkıntıları, reddedilmeleri ve yalnızlığı ile karşılaşıncaya kadar her şey iyidir. Ne zaman okula başlarlar, yeni bir işe başlarlar işte o zaman sorun yaşamaya başlarlar.

Bağımlılık şeması, romantik ilişkileri de  mutlaka etkiler. Bağımlılığınızı tetikleyen partnerler (eşler) bulursunuz. (eşiniz (partneriniz) güçlü ve korumacı gözüken anne veya baba figürü gibidir. Eşiniz (partneriniz) size bakmaktan keyif alıyor gibidir ve size bir çocukmuşsunuz gibi davranır, kararların çoğunu eşiniz (partneriniz) verir, kendi kararlarınızdan çok eşinizin (partnerinizin) aldığı, verdiği kararlara güvenirsiniz, partneriniz, (eşiniz) fikirlerinizi, kararlarınızı beğenmez eleştirir. Eşiniz, (partneriniz) sizin için her şeyi yapar, siz neredeyse hiçbir sorumluluk almazsınız.

Bağımlılık şeması olan insanların ortak özellikleri şöyledir; 

  1. Günlük hayatlarını başkalarının yardımı olmadan sürdüremezler. Başkaları onlara sürekli koltuk değneği olmak zorundadır. Eğer olmazlarsa kendilerini kötü hissederler. Yetersiz hissederler. Sürekli bir destek arayışları vardır. Çocukken bağımsız davrandıkları zaman ya sürekli engellenmişler ve yetersiz hissettirilmişlerdir ya da sürekli onların önünde onları aşırı koruyan ebeveynleri vardır.
  2. Arkalarınıyaslayabilecekleri yetişkin figürlerine ihtiyaç duyarlar. Ve onların kendi hayatını kontrol etmesine izin verirler. Kendi başlarına hareket edemezler.
  3. Yönlendirme ve öneri almak için her seferinde kendilerinden daha zeki ve güçlü gördükleri insanlara giderler.
  4. Kendilik algıları yoktur ya da çok zayıftır. İçlerinde boşluk duygusu vardır. Bu boşluğu doldurmanın yolu olarak birilerine dayanmayı görürler. Bağımlı oldukları kişi (lere) ye öylesine bağlanırlar ki öylesine yapışırlar ki kendi kimliği ile diğerinin kimliği nerede başlıyor nerede bitiyor ayırmakta zorlanırsınız.
  5. Bağımlı kişilerin gelişmemiş kendilik algıları vardır. Kimlikleri ebeveynlerinin veya ebeveyn figürlerinin kimlikleriyle birleşmiştir. Bunun tipik örneği; kocasının hayatı içine tamamen çekilen ve kendi kimlik algısını kaybeden kadındır. Kocasının istediği her şeyi yapar. Kendisine ait arkadaşları, ilgi alanları ve fikirleri yoktur. Konuştukları zaman kocasının hayatından bahsederler.
  6. Yetişkin gibi değil de çocuk gibi hareket ederler. Yapışkan biri gibi davranırlar.
  7. Ailesinden kısa süreliğine de olsa ayrılmakta sorun yaşarlar. Büyüyüp evi terk edemezler. Arkadaşları kendi hayatlarını, yuvalarını kurmuştur ama onlar halen evdedir. Ailesine yapışmış bir yapıları vardır.İşin ilginç yanı ailelerinin de onlara yapıştığı görülür.
  8. Davranışlarını yönlendiren, kendilerine bakım veren kişileri seçerler.
  9. Bağımlılık şeması o kadar fazladır ki çocuklar, büyüdükleri zaman bile eğer anne babalarından tavsiye almazlarsa başarısız olacaklarını düşünürler.
  10. Kendi hayatlarını yaşamak yerine, başkalarının hayatını yaşarlar.
  11. Başarılı ve yeterli oldukları alanları küçültür, yetersiz ve eksiklerini büyütürler.
  12. Kendi kararlarınızı alamazlar. Kararlarının arkasında duramazlar.
  13. Kendi akranlarına göre ebeveynlerine daha çok bağımlıdırlar.
  14. Başka insanlar bana, benden daha iyi bakarlar düşüncesi ve inancı vardır.
  15. Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum, beceriksizim düşüncesi ve inancı vardır.
  16. Tek başına olmaktan veya tek başına seyahate çıkmaktan hoşlanmazlar, hatta kaçınırlar.
  17. Hayatbu insanlara çok bunaltıcı gelir, hayatla, yaşamla başa çıkamayacaklarını düşünürler. Dünyada kendi başlarının çaresine bakmaktan aciz olduğunuza inanırlar. Bu yüzden başka insanlardan yardım istemek zorunda kalırlar. Kendilerinde sürekli bir şeylerin eksik olduğunu hissederler. Buna bağlı olarak Yetersizlik inancı da vardır. Kendilerine bakacak bir yetişkin olmadıkça kendilerini kaybolmuş hissederler. Bağımlı oldukları insanları kaybetmekten çok korkarlar.
  18. Yeni olan hiçbir şeye (iş, okul, evlilik v.s) başlayamazlar, her başlama girişiminde kendilerini bağımlı ya da yetersiz hissederler.
  19. Bağımlı kişiler, bağımlılıklarını devam ettirebilmek için kendilerinin taciz edilmesine, kendilerinin işgal edilmesine, kendilerine hükmedilmesine izin verirler. O kişiyi tutabilmek için neredeyse her şeyi yaparlar. Bu kişide aynı zamanda sinirlilik ve öfke duygusuna da yol açar. Öfke ve sinir bağımlılığın bitmemesi için kişinin ödediği bedeldir. Genelde de öfkeyi dışa vurmaya cesaret edemezler. Çünkü; bu insanları kendilerinden uzaklaştırabilir ve kendilerinin o insanlara ihtiyacı vardır. Dolayısıyla kızgınlık, öfke duygularını içlerine, kendilerine yöneltirler.
  20. Onay almak, öneri almak için bir insandan diğer insana adeta koşarlar. Kendi kararlarına güvenemezler. Aldıkları kararları yüzlerce kez değiştirirler. Bir karar verdikleri zaman bile verdikleri kararının doğru olduğuna dair onay alma ihtiyacı duyarlar.
  21. Çocuklarda performans kaygısı şeklinde açığa çıkar. Çocuklar evde yapılan proje çalışmalarında iyilerdir. Ancak okuldaki testlerde, deneme sınavlarında, gerçek sınavlarda iyi olmazlar. Yoğun sınav kaygısı yaşarlar. Çünkü; sınavlar tek başlarına yüzleşmeleri gereken bir şeydir.
  22. Başka insanların eğlenceli bulduğu etkinlikler onlar için yorucu ve ağırdır.
  23. Bağımlı kişiler, değişimden hoşlanmazlar. Her şeyin aynı kalmasını isterler.

Hiçbir şey için kimseye ihtiyaç duymadığını göstermeye çalışan karşıt bağımlı insanlar da vardır. Bunlar da diğer aşırı uca kayarlar. Karşıt bağımlılık da bağımlılık şemasının varlığının güçlü bir göstergesidir. Karşıt bağımlı olan kişiler başkalarından yardım istemeyi reddederler. Öneri, yardım, yönlendirilme istemeyi reddederler. Başkalarından normal seviyede yardım alma konusunda kendilerine izin vermezler. Karşıt bağımlı insanlar diğer bağımlı olan insanlarla aynı şeyi hissederler. Kendi kendilerine yetiyor görüntüsü vermeye çalışırlar ama bunu çok yüksek seviyede kaygı ile yaparlar onları ele veren de bu altta yatan duygudur.

Terapiye Nasıl Gelirler?

Terapiye yalnızlık, terk edilmişlik, boşluk, hiçlik duygularıyla gelirler, baktığınızda güvenli bağlanma stili yoktur, hayatı karmakarışıktır, onlarca sevgilisi vardır. Üniversiteyi kazanırlar ama Bu tip çocuklar okulu beğenmedim, ortamı sevmedim şeklinde bahanelerle ana evlerine geri dönerler. Bu bahaneler gerçek değildir, ayrılma ve bireyleşme süreçlerini tamamlayamamış çocukların içlerindeki büyük korkular ve paniklerle tekrardan şehirlerine dönmek için gösterdikleri gayrettir. Bir kısmı da bu süreçte  kaygılarını, boşluk duygularını partner bularak giderirler. Bir manita bulurlarsa memlekete gitmeye gerek yoktur. Manita yapınca yeni bir kriz başlar sevgilisinin 24 saat onunla ilgilenmesini isterler. Onunla ilgilenmediğini hissederse ona ulaşamazsa bırakılmış ve terk edilmiş duygusuna kapılır. Terk edilmiş duygusuyla (boşluk ve hiçlik)  baş edebilmek için alkole, uyuşturucuya, sekse, yemek yemeye yönelirler. Acısını ancak bu şekilde dindirebilmektedirler.

Bağımlılıklar, kendisini farklı dillerde de  ifade eder. (Panik atak, agorafobi (açık alan fobisi) sorunlarının altından  bağımlılık şeması çıkabilmektedir.)

Benlik saygısının düşük olması, özgüven, düşük özsaygı, bağımlılığın ayrılmaz ve acı veren bir tarafıdır.

Şemanın Kökenleri

  1. Ebeveyniniz aşırı korumacıdır ve size olduğunuzdan daha küçükmüşsünüz gibi davranır.
  2. Ebeveyniniz sizin yerinize karar verir.
  3. Ebeveyniniz sizin hayatınızın bütün ayrıntılarıyla ilgilenir, böylece siz hiçbir zaman o ayrıntılarla kendiniz ilgilenmeyi öğrenmemişsinizdir.
  4. Okul işlerinizi ebeveyniniz yapar.
  5. Size hiç sorumluluk verilmemiştir ya da çok az verilmiştir.
  6. Ebeveynleriniz tarafından çok eleştirilmişsinizdir.
  7. Yeni görevler aldığınız zaman, ebeveynleriniz aşırı öğüt vererek ve yönlendirme yaparak müdahale ederler (ya da etmişlerdir.)
  8. Ebeveynlerinizi sizi o kadar korumuşlardır ki evden ayrılıncaya kadar ciddi bir reddedilmeniz veya başarısızlığınız olmamıştır.
  9. Ebeveynlerinizin çok fazla korku kaygıları vardır. Sizi her zaman tehlikelere karşı uyarırlar.

Bağımlılık şeması kökeni ya aşırı korumacı ya da yeterince korumayan ebeveynlere dayanır. Aşırı korumacı ebeveynler çocuklarını bağımlı kılar. Bağımlı davranışları pekiştirir, bağımsız davranışların önüne geçer. Çocuklarını boğarlar. Çocuklarına özgürlük vermezler veya kendi kendilerine yetebilmeyi öğrenmelerini desteklemezler.

Anne baba tutumları çok belirleyicidir dedik çünkü; Çocuğun yerine her şeyi yapan ebeveyn vardır. Çocuğun kendi başına bir şeyler yapma davranışları, girişimleri küçümsenmiş olabilir. Çocuklarını sürekli dünyanın tehlikeli olduğunu, olası tehlikeler ve hastalıklar konusunda uyarmışlardır. Çocukların aldığı kararlara güvenilmemiş olabilir. Aşırı korumacı ebeveyn tutumu vardır. Çocuğun yerine karar verirler ve çocuğun tüm sorumluluğunu ebeveyn yüklenir. Hatta çocuk kendi başına bir şeyler yapmaya çalıştığında eleştirilmiş, değersizleştirilmiştir. (sen yapamazsın, sen ne anlarsın, kafan basmaz v.b) Bunun sonucunda güçlü ve aklı başında gördüğünüz insanlar olmadan, onların tavsiye akıl fikirleri olmadan tek başlarına hiçbir şey yapamayacakları duygusunu ve düşüncesini hissederler. Bu şeması olan kişiler ailelerinden ayrılamazlar. Büyüdükleri zaman da ebeveynin yerini doldurabilecek bir eş veya patron bulurlar.

Aşırı korumacılık ve bağımlılıkta aşırı müdahale vardır. Ebeveynlerden biri hemen atlar ve daha çocuğun tek başına deneme fırsatı olmadan, onun için, onun yerine bir şeyler yaparlar. Ebeveynin niyeti iyi olabilir, çocuğunun hayatını kolaylaştırmak ve çocuğu hatalarının acısından korumak isteyebilirler. Ancak; ebeveyn her şeyi çocuğu adına yaptığı zaman çocuk hiçbir zaman yeterli bir şekilde işlevsel olmayı öğrenemez. Deneyip, başarısız olma, tekrar deneme ve başarma duygusunu tadarsa çocuk öğrenir. Bunu birinci elden deneyimlemesi gerekir. Öbür türlü öğrendiği tek şey ebeveyninin her zaman orada, yanında olduğunu öğrenir. Çocukta Sağlıklı bir gelişim olmaz.

Terapi

İlk çocukluk yılları gözden geçirilir. İçlerindeki yetersiz/ bağımlı çocuğu hissetmeleri sağlanır, geçmişteki anılara odaklandırılır. Kendini bağımlı hissettiği anıları yakalanır. Aslında o çocuk halen içinde yaşıyor o çocuğun cesaretlendirilmeye, desteklenmeye, rahatlatılmaya ihtiyacı var. Kişiyi rahatsız eden anıların, resimlerin, duyguların, fregmanların  boşaltılması, nötralize edilmesi gerekir. Bunun için EMDR ve HİPNOZ teknikleri çok etkili 2 yöntemdir.

Yetersizliklerini abarttıklarından dolayı, yetersizlik duygusu, Yetersizlik inancı üzerine çalışılma yapılır.

Kaçmak, şemayı pekiştirir. Yeni sorumluluklar almak, karar vermek gibi konularda, rol üstlenmesi üzerine bilişsel davranışçı teknikler uygulanır.

Terapilerde bağımlı danışanlarımız onlar adına karar vermemizi isterler. Onlar adına karar vermek, onların bize bağımlılığını artırır. Böyle durumlarda Onay alma gereksinimi üzerine çalışırız.

Güvenli alan oluşturmak bu şemayla çalışırken önemlidir. Özerk olmak için bu  güvenli alandan uzaklaşmak önemlidir.  Bu güvenli alandan kademe kademe, basamak basamak çıkmak üzerine çalışılır. (Eğer güvenli alanınız hiç olmadıysa şemanız ağır ve zor geçer.)

Başka insanlara bağımlı oldukları, günlük yaşam olaylarını, durumları yakalamasına yardım edilir. Kaçındıkları zorlukların, değişimlerin, fobilerin listesi çıkartılır. Bağımlılıklarının boyutu netleştirilir. Terapide izlenilecek yol haritası için daha nesnel bakış ortaya çıkartılır. Bağımlı oldukları kişi (ler) ve hangi konularda bağımlı oldukları anlaşılmaya çalışılır. Bunu anladığımız zaman hangi konularda (yemek, bulaşık, tatil, araba, sığınma v.s) terapiye ihtiyaç duydukları da anlaşılmış olunur. Kaçtıkları zorlukların anlaşılması, fark edilmesi  ve değişimleri için desensitizasyon ve motivasyon çalışması yapılır.

Yüksek kimya üreten güçlü, aşırı korumacı eşlerden (partnerlerden) uzak durması üzerine farkındalık oluşturulur. Kendilerine  en çok çekici gelen partnerlerden uzak durmasının önemi anlatılır. Şemalarını çok tetikleyen insanlara karşı en yüksek kimyalarının oluştuğu hatırlatılır. Onları koruyan ve onlara karşı baskın olan partnerlere aşık olmaya yatkınlıklarına değinilir. Kendilerine eşit davranan bir partner bulmaya çalışmalarının, bulduklarında da  kendi paylarına düşeni (sorumluluk ve karar vermek gibi) yerine getirmeleri üzerine farkındalık çalışması yapılır.

Onay almak onlar için bir ilaç almak gibi olmaktan çıkmalıdır. (çıkartılmalıdır) Onay onlar için bir ilaç gibidir becerememe kaygısını sakinleştirir. Bu ilaçtan uzaklaşmak zorunda oldukları üzerine farkındalık çalışması önemlidir.  Sürekli onay ve öğüt almak için partnerine, arkadaşına, amirine  gitmemesi gerektiği, İnsanların onlara bakım vermek gibi bir borçlarının olmadığını, bir sorun yaşadıklarında ilk tepkilerinin yardım istemek olmaması gerektiği, sorunlarını öncelikle kendilerinin çözmeye çalışması üzerine çalışılır.  Aldıkları, verdikleri  kararların arkasında durmaları gerektiği üzerine çalışılır. Yaşamlarında, işlerinde yeni zorluklar ve sorumluluklar almaları ama bunu adım adım yapmaları üzerine çalışılır. Tek başlarına işlevsel oldukça kaygılarının azalacağı, biteceği üzerine farkındalık ve motivasyon çalışması yapılır.

Ebeveynlere de bilinçlendirme çalışması yapılmalıdır. (Ebeveynlerin her şeyin çok fazla içinde olmamayı, kendilerinin çocuklarının önüne geçmemeyi öğrenmesi gerekir.)

Unutmayın; Sizi değişimden korkutan şey: Kendi kararlarınıza, yargılarınıza olan güvensizliğinizdir, Değişim için kendi kararlarınıza güvenmek zorundasınız. Bunun için destek almanız gerekebilir.

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Kekemelik, Nedenleri ve Sağaltımı

Kekemelik, Nedenleri ve Sağaltımı

Kekemelik bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik; manalı bir konuşmada psikolojik, nörolojik ve fizyolojik bir ritim bozukluğu olarak tarif edilir. Ayrıca kekemelik, tekrarlama, uzatma veya tutulma olarak da tarif edilebilir.

Kekemelik, hiçbir fiziksel özre dayanmayıp, toplumsal ilişkilerin, karşılıklı anlaşmayı güçleştiren bir dil özrüdür. Kekemeler, kimi ses ve sözcükleri gereğinden fazla uzatırlar veya bir heceyi yinelerler. Kekemelerde utanma, sıkılma, aşağılık duygusu ve konuşmaktan kaçınma davranışları görülür. Eğer bu özür bir de alay konusu edilirse, kişinin uyumu büsbütün güçleşir.

Kekemelik, 7 yaşından önce ortaya çıkan bir konuşma bozukluğudur. Genellikle 3-5 yaşları arasında başlar. Belli bir yaşa kadar düzgün ve akıcı konuşan çocuk yavaş yavaş ya da birden tutulur. Önceleri belli sözlerde daha sonra her sözde takılır. İlk heceleri çıkarmada güçlük çeker. Sıkılır, bunalır, kızarır, el kol veya baş oynatarak konuşmaya çalışır. Kimi çocuk, belli sözlerde, kimisi de ilk sözcükte takılır. İlk sözcüğü çıkarırsa arkasına getirebilir. Çocuğun sıkıntısını onunla yaşayan anne- babası takıldığı sözcüğü yeniden söyletir. Bu kez takıldığı sözcüğü düzgün söyleyebilir.

Kekemelikte çok şaşırtıcı değişme ve dalgalanmalar olur. Kimi çocuk, okulda ve büyüklerin yanında kekeler, kimisi gergin ve tedirgin olduğu anlarda takılır. Kimisi telefonda daha tutuk konuşur, kendi başına düzgün konuşan çocuk, başkalarının yanında takılmadan konuşamaz. Kekemelerin çoğu şarkı söylerken, şiir okurken, fısıltıyla konuşurken, hecelerken hiç tutulmazlar.  Kekemelik genellikle erkek çocuklarında kızlara göre 4-5 kat daha yüksek oranda görülmektedir.

Kekemelik; yaşına ve lehçesine uygun gelişimsel olarak çıkartması beklenen konuşma seslerini çıkartamaması, konuşmanın olağan akıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olması durumudur. Kekemelik; ses ve hece yinelemeleri, sesleri uzatma, ünlemlemeler, sözcüklerin parçalanması, konuşma sırasında doldurulan ya da doldurulamayan ara vermeler, dolanbaçlı yoldan konuşma, sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söyleme durumları ortaya çıkar. Bu durumlar okul başarısını, mesleki başarıyı ve etoplumsal iletişimi bozar.  (DSM IV, S.48-49)

Kekemeliğin Nedenleri

Kekemeliğin nedenlerine ilişkin değişik görüşler bulunmaktadır. Bu özrün, anne- babadan çocuğa geçtiğini ileri süren kalıtımsal görüşle, beyinde herhangi bir özrün kekemeliğe yol açtığını ileri süren nörolojik görüş, kanıtlanmamış birer kuramlardır. Geçerli olan görüş, kekemeliği ruhsal, (psikolojik) nedenlere bağlayan görüştür. Kekemede heyecanlanma, utanma, sıkılma, kaygı, aşırı duyarlılık, korkma mutlaka vardır.

Örseleyici (travmatik) yaşantıların  olması kekemelik sebebidir. Bu travmalar fiziki de olabilir. Psikolojik de olabilir. ( trafik kazası, deprem, şiddet,  aşağılandığında,  ölüm, boşanma, sünnetten korkma, anne ile babanın kavgasına tanık olma,  köpek kovalaması, karanlıkta bırakılma, terk edilme v.s)

Kekeme çocukların anne – babalarının aşırı titiz, kuralcı ve mükemmeliyetçi olmaları bu sorunu başlatabilmekte ya da devam ettirici bir özellik olabilmektedir. Bu anne – babaların çocuklarından beklentileri çok yüksektir. Çocuğu sürekli denetim altında tutarlar. Konuşmasına aşırı önem verirler.

Kekemeliğin başka bir nedeni organik, kalıtımsal olmasıdır.  Bedensel, organik görüşler arasında kalıtımla aktarılan kişisel yatkınlık, merkezi sinir sisteminde konuşma merkezinin iyi gelişmemesinden,  sol elini kullanan çocukların sağ elini kullanması için zorlanmalarından söz eder köknel hoca.   (Köknel, 1992, s. 170)

Çocuğun konuşmasıyla alay edilmesi. ( dalga geçmek, hadi bir daha kekelesene demek)

Kekemeliğin Tedavisi

Kekemeliğin tedavisinde ilk önce anemnez alınmalı. (Yaşam öyküsü alınmalı.)  Ne zaman başladı? Nasıl başladı, aile bireylerde kekeme var mı v.s?  sorunun biyolojik mi? (organik mi) yoksa psikolojik mi olduğunu ayırt etmek için çok basit  2 soru sorulur.  Kekemeler; koroda şarkı söylerken, kendi kendilerine konuşurlarken, çalışma sırasında konuştuklarında, fısıltıyla konuşurlarken, küçük çocuklarla konuşurlarken, yüksek sesin bulunduğu ortamlarda konuşurken, normal tizlikten düşük ya da yüksek tizlikle konuşurlarken, metronomun (tempo tutmaya yarayan bir aygıt) ritmik vuruşlarıyla konuşurlarken  kekelemezler ya da çok az kekeleme olur.  Spor etkinliği sırasında, karanlıkta rahat konuşurlar.  Telefonla konuşurken, topluluk önünde konuşurlarken, otorite figürleri önünde konuşurlarken, birinin ismini söylerlerken kekemelikleri artar.   Eğer sorun organik olsaydı her zaman her ortamda kekelerlerdi.

Eğer sorun psikolojikse terapiye alınır. Yok eğer sorun biyolojikse  (organikse) terapiye devam etmiyorum. Doktora yönlendiriyorum. Bizim müdahalemiz psikolojikse başlar.

Kekemeliğin tedavisi 1. Dönem ve 2. Dönem oluşuna göre değişir. Ne demek 1. Dönem? 2. Dönem?

  1. Dönem kekemeliği (geçici) 3- 5 yaş: Çocuğun konuşmasında tutulma, duraksama, yineleme dinleyiciler tarafından fark ediliyor, fakat; çocuk bunun farkında değilse ve çocuk konuşmaktan çekinmiyorsa bu birinci dönem kekemeliğe giriyor. (çocuk farkında değil)
  2. Dönem kekemeliği ( 5- 7 ve yukarısı) : Çocuğun konuşmasındaki tutulma, duraksama ve yineleme hem dinleyenler tarafından, hem de çocuk tarafından fark ediliyorsa 2. Dönem kekemeliğine geçilmiş demektir. (okulda, mahallede arkadaşları sen nasıl konuşuyorsun derler. Çocuk farklı konuştuğunun (konuşamadığının) farkındadır. )

 

  1. Dönem kekemeliğinde sadece ebeveynle çalışmak yeterliyken 2. Dönem kekemeliğinde direk çocukla çalışılmaya geçilir. Bunun yanında aile ile de çalışılır.

Kekemeliğin altında yatan psikolojik faktörler belirlenir ve terapi oradan başlar. (travmaya mı bağlı, kardeş kıskançlığına mı? Anne –babanın aşırı titiz ve kuralcı olmalarına mı?  v.s)

  1. Dönem kekemeliği geçicidir. 2- 3 yaşları arasında beliren kekemeliklerin büyük bir çoğunluğu kısa bir sürede doğru yaklaşımlarla kendiliğinden geçer. (anne – babaya burada doğru destek vermek şartıyla)  Anne – baba tutumları önemli ölçüde yanlış değilse çocukta korkaklık, güvensizlik gibi belirtiler yoksa, kekemeliğin geçme olasılığı daha yüksektir.

Diyafram nefesini kullanmayı öğretmek tedavide önemlidir. Kekemeler, konuşma sırasında nefeslerini iyi kullanamadıkları görülür. Nefeslerini iyi kullanır hale geldiğinde konuşması olumlu yönde değiştiği görülmektedir.

Ayna çalışması ve sesli kitap okuma çalışma sı çok önemlidir.  Konuşma hızı ve  vurgusu üzerine çalışılmalıdır.  Çocuğun seviyesine uygun hikaye, masal kitapları okuyun bol bol. Okuyabiliyorsa ona okutun.  Anlattırın ne anladın. Olay nerede geçiyor? Ne anladın gibi.

Çocuğun kekemeliğinden dolayı yitirmiş olduğu güven duygusu, başka özellikleri güçlendirilerek sağlanabilir. (Çocuğun baskın yetenekleri araştırılmalıdır. Futbol, basket, yüzme v.s bu alanlar ön plana çıkartılmalıdır.)  Kekemeler, konuşmasındaki özründen dolayı sürekli bir gerilim içinde oldukları bilinmektedir. Onları bu gerilimden kurtarmak için dikkatleri başka yönlere çekilmelidir. (spor, resim, şiir v.b)

Çocuğun konuşmasına sürekli karışmalar ve düzeltmeler çocukta hep takılacağı korkusunu yerleştirir. Kimi çocuk annesinin sürekli ilgisini çeken bu durumu istemeden sürdürebilir.

Anne – babanın sabırsız ve üzgün görünüşleri, kekeleyecek diye sürekli tetikte beklemeleri, çocuğun iç gerginliğini artırabilir.  Kimi aileler, hekimlerin yanlış ama sıklıkla verilen bir öğüdüne uyarak, çocuğu hiç üzmemeye çalışırlar. Bir dediğini iki etmez, her yaramazlığına katlanırlar. Bu öğüde uymak, kolay olmadığı gibi iyi sonuç da vermez. Çocuk üstünden her çeşit denetimin kalktığını görünce rahatlamaz, tersine daha tedirgin olur. Bunun yerine ana- babanın dayaktan, korkutucu tepkilerden kaçınması yeterli olabilir. Çocuğun yüzüne tokat vurmaktan özellikle kaçınılmalıdır.

Çocuğun üzerindeki gereksiz baskıların kaldırılması önemlidir. Çocuğun ilgisini konuşması üzerine çekmemek, çocuk konuşurken heyecanlanmasına, her zamankinden ayrı bir tepki vermemek, çocuğun konuşmasıyla ilgili baskı yapmamak, kekemeliğini sorun haline getirmemek, bunun üzerinde durmamak, evde huzurlu bir ortam oluşturmak gerekmektedir. Çocuğun yanındayken anne babanın huzursuz olmayı bırakması gerekmektedir.  Anne babanın gerilimi çocuğa yansır. Anlattıklarını  dikkatli dinlemek, konuşmasını bitirmesini beklemek, konuşurken ağzına değil de gözlerine bakmak çok önemlidir. Jest ve mimiklerimizle, beden dilimizle, ses tonumuzla, öncelikle bizlerin rahat olması ve bu rahatlığı çocuğa aksettirmemiz lazım. Bizler  (ebeveynler) rahat olmazsak, olamazsak çocuk da rahat olmayacaktır.  Çocuğunuzu normal çocuk gibi kabul edin. Yüzünüzde endişeli veya gerilimli bir ifade olmamalıdır. Unutmayın kaygıyla, kekemelik ya başlar ya da devam eder.

Çocuğunuz konuşurken sabırla bitirinceye kadar bekleyin. Sözünü kesmeyin. Bitirdikten sonra da acele cevap vermeyin. Çocukla olan iletişiminiz telaşlı bir hava içinde olmamalıdır.

Anne – babanın davranış ve tutumu  çocuğa; utanç, suçluluk ve yetersizlik duyguları içine itmemelidir.

Çocuğa zaman ayırmak önemlidir. Çocuğunuzla mümkün olduğu kadar çok vakit geçirin.Nasıl konuşursa konuşsun, sizin için değerli olduğunu, konuşma şeklinin ondan daha değerli olmadığını hissettirin.

Asla ve asla ifade ve sözcüklerini çocuğun ağzından alıp, siz söylemeyin. Sabırlı olmak çok önemlidir. Çocuk konuşurken ağzına (dudaklarına) değil, gözlerine bakın.

Dikkatini konuşması üzerinden uzaklaştırma tekniği öğretilir. (sadece anlatacağı konuya odaklanması, nasıl anlatacağına odaklanmaması, neyi anlatacağına odaklanması tekniği)

Konuşurken ve okurken; konuşma ve okuma hızınızı yavaşlatın tane tane ve tek tek konuşun. (Kekemelerde konuşma hızı ile düşünme hızı paralel değildir.) Asla! Heceleyerek okumayın ve konuşmayın.

Çocuğun kekelemesine uygun tepkiler vermek önemlidir. Uygun tepkiden kastım; çocuk kekelemiyormuş gibi sabırla dinlemek, konuşmasını kesinlikle alaya almamak gerekir.

Çocuk bazen bir kelimeye ya da harfe takılır, ve bu durum çocuğa çok sıkıntı verebilir. Böyle bir durumda konuşma ihtiyacı hissederseniz; alaysız bir şekilde hafifçe tebessüm ederek “ Bu kelime uğraştırdı seni” “ Bazen zor oluyor değil mi? ” gibi sölerle ortam yumuşatılabilir.  Böyle davranıldığında çocuk,  kekelediğim için suçlanmıyorum mesajını alır.

Olumsuz ifadeler kullanmaktan kaçınmak gerekir. “ Yüzünü öyle yapma “ v.s bu gibi ifadeler çocuğun kekelemesinin sorumlusu ilan etmek olur ve suçlayıcı etkisi vardır. Çocuk üzerinde yük oluşturur.

Çocuk konuşmaya özendirilmeli, teşvik edilmelidir. Ama asla! Konuşması için zorlanmamalı ve baskı yapılmamalıdır.  Çocuğun konuşması üzerinde aşırı titizlik gösterilmemelidir.

Hiçbir zaman çocuğa 1 dur, acele etme, yeniden başla “ gibi uyarılarda bulunmayın. Bütün bu uyarılar onun dikkatini konuşması üzerinde toplamasına neden olur.

Kekemeler, konuşma sırasında nefeslerini iyi kullanamadıkları görülür. Nefeslerini iyi kullanır hale geldiğinde konuşması olumlu yönde değiştiği görülmektedir.

Kekemeler, kendilerini daha çok kekeleyen bir kişi olarak görme alışkanlığından dolayı diğer özelliklerinin farkında değildir. Bunlar çocuğa fark ettirilirse çocuktaki konuşma düzelmeye başlayacaktır.

Kekeme çocukların ailelerinde anne – babaların aşırı titiz ve kuralcı oldukları gözlenir. Bu anne – babaların çocuklarından beklentileri çok yüksektir. Çocuğu, sürekli denetim altında tutarlar. Konuşmasına aşırı önem verirler.

Çocuğun konuşmasına sürekli karışmalar ve düzeltmeler çocukta sürekli takılacağı korkusunu yerleştirir.

Anne – babanın sabırsız ve üzgün görünüşleri, kekeleyecek diye sürekli tetikte beklemeleri, jest ve mimikleriyle onu belli etmeleri çocuğun iç gerginliğini artırır.

Evde huzurlu bir ortam oluşturmak, başarılarını takdir etmek gerekir.

Kendi akranlarıyla oyunlar oynamasına izin verilmeli hatta teşvik edilmelidir.

Çocuk, kekelediği zaman onunla tensel iletişim de kurun. (dokunun, elini tutun, saçını okşayın ama konuşmasına müdahil olmayın.) Tensel iletişim çocuğu rahatlatır.

Kekeme anne babalarının da ruhsal gerilimlerden, stresten uzak olmaları çok önemlidir. Kendi kaygılarını bilmeden ve farkına varmadan çocuğa bilinçdışı yüklüyor olabilirler.

Kişiye dilindeki özrünü kabul ettirmek üzerindeki performans  anksiyetesini azaltacağından terapötik etkiye sahiptir.

Çocuğa kısa cevaplı sorular  sorarak konuşmaya teşvik edilmelidir.

Çocuğunuza sizin için ne kadar değerli olduğunu hissettirin

Başkalarıyla kıyaslamayın. (Neden Ahmet gibi, Ayşe gibi güzel konuşamıyorsun, konuşmuyorsun? demeyin.)

Kekemelikte erken sağaltım (terapi) daha başarılı sonuçlar getirir.  Kekemelik tedavisinde  EMDR ve HİPNOZ  çok etkili 2 tekniktir.

 

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

 

KENDİMİ DEĞERSİZ HİSSEDİYORUM (SOSYAL İZOLASYON)  VE TERAPİSİ

KENDİMİ DEĞERSİZ HİSSEDİYORUM (SOSYAL İZOLASYON)  VE TERAPİSİ

Sosyal izolasyon dediğimiz insanın kendisini  diğer insanlardan soyutlamasıdır. Kamplumbağa misali her şeyi kendi içinde yaşayan insanlardır. Bu şemada birincil duygu yalnızlıktır. Kendinizi bir yanda, dünyayı diğer yanda hissedersiniz. Siz de oluşan inanç;  Ya ben farklıyım  ya da istenilen biri değilim şeklindedir.

Sosyal ortamlarda kaygılıdırlar  ve kendilerini diğer insanlardan aşağıda görürler. Kendilerini küçümserler. (Kendini çekici bulmama, yalnızlık, kendini hiçbir yere uyduramama, hiçbir yere ait değilmiş gibi hissetme, topluluklara dışarıdan bakmak) İyi oldukları durumlarını bile tesadüfe bağlarlar.

Sosyal izolasyon  şeması ne kadar erken yaşlarda başlarsa şema o kadar daha güçlü ve katı olur.

Danışanlar genellikle terapiye şu şikayetlerle gelirler;  Çok utangaçım, kendimi boşlukta hissediyorum, kendimi çok değersiz hissediyorum, insanlarla konuşamıyorum, beni sevmeyeceklermiş gibi geliyor, şeklindedir.

Kendilerini farklı hissederek, dünyanın geri kalanından ayrı hissederler. Bu insanların backgrorundlarına (geçmişlerine) baktığımızda çocukken akranları tarafından dışlandıkları, kötüye kullanıldıkları gerçeğini görürüz. Kendilerini dışlanmış hissederler. Ya da gerçekten dışlanmışlık yaşam öyküleri vardır.  Bu da onları istenmeyen biri olarak  beyinlerine kodlandı. Çoğunlukla bir arkadaş grubuna ait değillerdir. Yetişkin olduklarında da sosyalleşmekten ve arkadaş edinmekten kaçınırlar. Kendilerini çirkin, cinsel olarak çekici bulunmayan, düşük statülü, konuşma becerisi zayıf, sıkıcı, bir yanlarını eksik gibi hissettikleri, sosyal ortamlarda kendilerini aşağı hissettikleri ve davrandıkları çok görülür. Çocukluktaki reddedilme duygularını adeta tekrar  tekrar yaşarlar. Sosyal ortamlarda, toplantılarda çok kaygılı ve soğuk dururlar. Huzursuz ve bir yere ait olmayı arayan bir halleri vardır.

Sosyal izolasyon şeması olan bireylerin  birbirlerine benzeyen ortak  özellikleri vardır. Bunlar:

  1. Sosyal ortamlarda çok gergin olmak. Nedeni eleştirilme, beğenilmeme kaygısıdır aslında.
  2. Kalabalık içindeyken, insanlarla birlikteyken bile kendileriniyalnız hissederler.
  3. Topluluklarda çok donuk ve sıkıcı hissetmek. Ne söyleyeceğini bilememek.
  4. Diğer insanları sürekli kendinden daha üstte, kendisini de aşağıdagörmek bunun sonucunda da yoğun kaygı yaşarlar. Özgürce konuşmak, gülmek, kahkaha atmak, soru sormak ister ama bunları yapabilmek için fazla çekingendir.
  5. Kendilik algısı bozuktur (şişman, zayıf, uzun , kısa, çirkin v.s)
  6. Kendisini diğer insanlardan temelden farklı görürler.
  7. Kendisini hiçbir yere ait hissetmezler.
  8. İşyerinde çalışırken herkesten uzakta (gözden ırak) çalışmayı tercih edersiniz. Kimse bana dokunmasın, karışmasın modundasınızdır. Uyum sağlayamadığınızdan dolayı projelerde yer almazsınız.
  9. Toplumdan kopuk hissetmek. Kendini toplumdan, halktan uzak görmek.
  10. Değerlendirilmekten, eleştirilmekten, yargılanmaktan çok korkarlar. Bunları yaşamamak için geri dururlar.
  11. Gruplar içinde gergin olursunuz ve kendinizin çok farkındasınızdır. Rahatlayıp kendiniz olamazsınız. Yabancılarla konuşurken çok rahatsız olursunuz.
  12. Sosyal olarak gruplara katılmak, bir topluluğun parçası olmaktan kaçınırsınız. Sadece en yakın ailenizden birisiyle ya da çok yakın bir arkadaşınızla zaman geçirirsiniz.
  13. Başka insanların sizi küçük düşürmesine veya reddetmesine neden olacak gizli bir hayatınızın veya duygularınızın olduğuna inanırsınız.
  14. Kendinizi beceriksiz, yeteneksiz, hiçbir işe yaramaz olarak görürsünüz.
  15. İnsanlara uyum sağlamak isterler, uyum sağlayamadıkları zaman daha çok acı daha çok yalnızlık ve daha çok incinme, kırılma yaşarlar.
  16. Psikosomatik semptomlar (şeker, tansiyon, baş ağrısı, uyku sorunları v.s) geliştirirler.
  17. Hissettiğiniz sosyal yetersizliği telafi etmek için mükemmel çocuk(lar) yetiştirmeye çalışırsınız.

ŞEMANIN KÖKENLERİ

  1. Çocukken fiziksel, (boy, kilo, sivilce, görünüş v.s) konuşma (kekemelik, artikülasyon v.s) akademik (okul başarısı, karne v.s) özelliklerinizle, durumunuzla dalga geçildi, başka çocuklar, ebeveyniniz ya da öğretmenleriniz tarafından reddedildiniz, dalga geçildiniz, küçük düşürüldünüz.
  2. Çocukluğunuzda sizinle dalga geçen, sizi değersizleştiren çocuklar gibi, yetişkin hayatınızda da insanların sizin kusurlarınıza o şekilde bakacaklarına inanırsınız, ya da bilinçdışı olarak öyle hissedersiniz.
  3. Aileniz, komşularınızdan ya da diğer insanlardan daha farklıydı (dil, din, statü, eğitim,ırk, örf, adet, gelir, zihinsel – psikolojik – fiziksel özür v.s) diğer insanlar ya da komşularınız tarafından dışlanmışlık.
  4. Kendi kararlarınız ya da seçimlerinizi hayatınızın merkezine aldığınızda dışlandınız, hakarete uğradınız, değersizleştirildiniz. (ebeveyn, arkadaş, öğretmen)
  5. Mesleği gereği sürekli tayini çıkan ailelerin çocuklarında, bir yerden başka bir yere sürekli gezen ve gittikleri yerde kök oluşturamayan ailelerin çocuklarında bu şema yaygındır.
  6. Özel yetenekli çocuklarda da bu şema çok sık görülür. İlgilendikleri şeyler yaşıtlarından çok daha farklıdır. Başka çocuklarla oynamaktan ziyade okumayı, araştırmayı tercih eden çocuklar sosyal iletişim kurmakta çok ciddi sorun yaşarlar.
  7. Gelişimi akran grubundan farklı olan çocuklarda da bu şema sık görülmektedir. ( fiziki, zekası, cinsel gelişimi, sosyal becerileri akran gruplarından erken ya da geç olgunlaştığında bu uyumunu bozabilmektedir.)

Farklı veya istenmeyen bir şekilde algılandığınızda diğer çocuklar, diğer insanlar kendi gruplarından dışlarlar. Oynamazlar, dalga geçer, küçük düşürürler. Bunları yaşamamak için geri çekilip, sosyal ortamlara girmemeyi tercih etmişsinizdir. Yalnız ve izole biri haline gelmişsinizdir. Okuma veya bilgisayar oyunları gibi tek başına yapılan ilgi alanları geliştirmişsinizdir. (Bu şeması olanlarda bilgisayar ortak bir alandır. Bilgisayarda çok uzun süre zaman geçirirler.) Aşağılık hissinizi kapatmak, telafi etmek için sosyal olmayan alanlarda uzmanlık geliştirmişsinizdir.

Aşırı derecede mükemmeliyetçi ebeveyn tutumu sosyal izolasyonu tetikleyebildiği gibi şemanın başlangıcı da olabilir.  Ebeveynler çocuklarının bireyselliğini ve ayrışma davranışlarını, fikirlerini, tercihlerini  geliştirmesi ve desteklemesi gerekir. Çocuk bunu ailesinde öğrenemezse bağımlılık ve boyun eğicilik şeması da gelişir. Sürekli başkalarının güdümüne girer, sürekli başkalarının kontrolünde yaşarlar.

Sosyal olarak  istenmeyen, dışlanan çocuklar yüksek standartlar şemasını geliştirirler bir nevi sorunlarına akılcı çözüm bulurlar. Kendileri onlarla oynamak, beraber olmak istemiyorlardır.  O çocukları ben beğenmiyorum, onların kafası basmıyor, çalışkan değiller, çok küfürlü konuşuyorlar gibi bir takım savunma mekanizmaları geliştirirler.

Kendinizi ve diğer insanlar arasındaki farkı büyütürsünüz ve kendiniz için bağlanmayı zorlaştırırsınız. Bu farklılıklar bir bariyer oluşturur. Yakın olmaya başladığınız anda, farklı olduğunuz alanlara aşırı hassaslaşırsınız. Kendinizi aşağıda hissedersiniz. Yaptığınız işte mükemmel olabilirsiniz ama şemanız sizi  hep geride tutar.

Kaçmak, şemanız ile başa çıkmanız için birincil yoldur. Sosyal durumlardan kaçmanız, hiçbir şeyin değişmediğini gösterir. Daha rahatsız ve sıkışmış, kaygılı hissedersiniz kendinizi. Değişim; kaçmaktan vazgeçip, yüzleşme ve kaygılarınızla çalışılmayla halledilebilir. Sosyal izolasyonun üstesinden gelenler bu değişimi yapmış olanlardır.

SOSYAL İZOLASYON ŞEMASINI DEĞİŞTİRMEK (TEDAVİSİ)

İçinizdeki o izole olmuş, kendini değersiz, güvensiz hisseden çocuğu hissedin. Çocukluğunuzda yaşadığınız sosyal izolasyonu anlayın. Çocukken kendinizi farklı hissettiğiniz ve diğer çocuklar tarafından dışlandığınız anıların gelmesine izin verin. Aklınıza gelen ilk anılar size gülünmesi, sizinle dalga geçilmesi, size zorbalık yapılması, yalnız kalma, diğerlerinden ayrı olma, uyum gösterememe anıları üzerine olacaktır. Sosyal izolasyon anıları acı verir. Sosyal izolasyon şeması soğuk ve yalnızlık hissiyatını verir. İçinizdeki çocuğu o soğuk yerde bırakmayın. O çocuğun sırtının sıvazlanması, başının okşanması gerekir.  O dışlanmış, değersizleştirilmiş olan çocuğun rahatlatılması, oradaki anıların nötralize edilmesi gerekmektedir. Bu daha çok EMDR terapi tekniğiyle olmaktadır. İşe yarayan başka terapi teknikleri de vardır. (BDT, DİNAMİK, HİPNOZ V.S) Danışanın kişilik yapısına göre, iç görü farkındalık durumuna göre, danışanın isteğine ve ihtiyacına  göre bu tekniklerden biri ya da bir kaçı (bütüncül terapi) kullanılır.

Kendinizi kaygılı veya rahatsız hissettiğiniz günlük sosyal durumların listesini yapın. Kendinizi kaygılı veya rahatsız hissettiren kendinizdeki özelliklerin listesini de yapın. Öncelikle sizi rahatsız eden (kaygılı hissettiren) ama kaçmadığınız durumların listesini boş bir a4 kağıdı kullanarak yazın. Karşısına da her bir durum için rahatsızlığınızın, kaygınızın nedeni(ler) ni yazın. (Nelerin ters gidebileceği hakkında kendi kendinize söylediğiniz senaryoları yazın. Korktuğunuz felaket nedir? İnsanların size gülmesi mi? Reddetmesi mi? Aşağı olduğunuz mu görülecek? v.s)

Kaçındığınız sosyal durumların listesini yapın:  Bir A4 kağıdı kullanarak kaçtığınız, korktuğunuz durumların listesini yazın.  listenin (Sunum yapma, karşı cinsle konuşma, topluluk önünde konuşma v.s)  bunların karşısına da kendinizi ne şekilde farklı ve aşağı hissettiğinizi yazın. En kötü senaryonuzu yazın. Size en kolay gelenden en zor gelene doğru sıralama yapın ve her biriyle ayrı ayrı üzerine giderek çalışın. Ve bu konuda neyi nasıl yapacağınızı psikoloğunuzdan öğrenin.

Bazı insanlar kendilerini olumsuz tanımlarlar. Soğuk biriyim, çok ciddiyim v.s kusurlu olduklarına, doğduklarına inanırlar. Bunun çürütülmesi gerekir. Bu bakış açısının değiştirilmesi gerekir. Kendisine diğer kişilerle arasındaki farkları çok abarttığını çok büyüttüğünü, diğer insanlarla olan benzerliklerini küçülttüğünün, dünyayı bu şekilde görmesine (benzerlikler yerine farklılıklara odaklanmasının) şemasının yol açtığı danışana  bdt teknikleriyle anlatılır ve bakış açısının yeniden çerçevelenmesine yardımcı olunur.

Düşüncede negatife değil pozitife odakla(n)mak önemlidir. Sürekli felaket senaryoları ile gelirler. Ne zaman negatif (olumsuz) bir  şey olacağı beklentisine girse danışan, bunun tam tersini düşünmesini telkin edin. (başarısızlığını,başaramayacağımı değil de başarısını, başaracağım düşüncesine geçmişte başardığı başarı anılarını görselleştirmesi istenir.

Her kusur için bir başa çıkma kartı hazırlayın. Yanınızda taşımak için bir başa çıkma kartı hazırlayın. Şemanız her tetiklendiğinde bunları okuyun. Başa çıkma kartı hazırlanırken; kusurlarınızı abarttığınız yolları vurgulayın. İyi ve güçlü özelliklerinizden bahsedin. Örnek başa çıkma kartı 1: sanki şu anda herkes bana bakıyormuş gibi kendimi kaygılı ve gergin hissediyorum. Ama aslında bu sadece benim şemam tetikleniyor bunu da biliyorum. Birisi bana bakıyor olsa bile bu arkadaşça, kardeşçe bir bakıştır. Biraz sonra insanlarla konuşursam kaygım azalacak, hem kaygı sadece ben de olan bir şey değil ki her insan da az da olsa mutlaka bir kaygı olur. Bedenimi rahatlatarak, etrafa bakarak ve konuşacak birisini bularak işe başlayabilirim. Hem biliyorum ki şemamın üstüne gidersem, şemamdan korkmazsam daha çabuk sorunumu hallederim.

Başa çıkma kartı 2 : birlikte olduğum bu insanlardan farklı olduğumu düşünüyorum. Kendimi sanki dışarıdan birisi, bir yabancı gibi, yalnız hissediyorum, insanlara mesafeli duruyorum. Kendimi geride tutuyorum ve mesafeli oluyorum. Ama aslında bu benim şemamın tetiklenmesi bunu fark ediyorum. Aslında farklı olduğumu abartıyorum. Bu insanlarla ortak noktalarımız var. Bu ortak noktalardan birisiyle konuşma başlatabilirim aslında. Kendime fırsat tanımalıyım bu şemamı yenmek için.  Üzerine gitmeliyim bir defa bu şemamı yıkarsam kendimi daha güçlü hissedeceğim. O gün neden bugün olmasın..

Grupların içinde doğal olması, kendisi gibi olması,  spontane davranması üzerine çalışma yapılır. Grupta kendisine benzeyen biri(leri) ni bulup onunla iletişime geçmesi üzerine rehberlik yapılabilir.

Dışlanmış diğer insanlara karşı sizde bir çekici bir akım hissedersiniz. Özel bir bağ hissedersiniz. Bu insanlarla farklı hissetme konusunda birbirinize destek olabilirsiniz. Yalnız kalarak farklı hissetmek yerine, birlikte farklı hissedebilirsiniz.

Danışanın değiştiremeyeceği özelliklerini kabullenmesi üzerine çalışma yapılır.  Farklılığın korkunç bir şey olmadığı, insanların farklılıklarıyla insan olduklarının anlatılması gerekir. Güzel bir söz (dua) vardır. Allah’ım değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır, ve her ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ver.  Kendinizle ilgili bazı şeyleri değiştirebilirsiniz ama bazılarını değiştiremezsiniz. Kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz gerekir. (Çok kısa, çok uzun olmak gibi, beyaz tenli siyah tenli olmak gibi v.s) Kendisini kabul etmesi üzerine terapi çalışması yapılabilir, danışandaki farklılıklarını nasıl absorbe edeceği,  bu farklılığı lehine nasıl çevireceği üzerine, (uzun boylu olan birisine baskete yönlendirmek gibi) çalışılabilir. Kusur olarak gördüğü, düşündüğü şeylerin onun değerli bir parçası haline dönüşebilir.

Danışanla değişim planı oluşturmak çok önemlidir. Sosyal becerilerini geliştirmek gerekir. İletişim becerileri üzerine desteklenmesi ve iletişim becerilerini artırmak için eğitimler vermek, (atılganlık eğitimi gibi.)

Bir çok sosyal beceri hazırlanma ile öğrenilebilir. Çeşitli senaryolarla başa çıkmak için önceden plan yapmak kaygınızı azaltır.  Topluluk önünde konuşma eğitimleri almak, kilo vermek, almak üzerine beslenme ve diyetisyenden yardım almak gibi hangi alanlarda sorun(lar) yaşanıyorsa o alanlardaki açığını kapatması üzerine farkındalık ve motivasyon çalışmaları  yapmak önemlidir.

Danışana ev ödevleri verilir. Her gün tanımadığı 2 insanla diyalog başlatmak, bir şey sormak, (adres gibi) insanlarla konuştukça kaygısının azaldığını görecek ve sorununu üstesinden daha kolay gelecektir.  Bir gruptaki bir insanı fethetmesi ve gruba dahil olmasını öğretmek. Gruptan birisiyle arkadaş oldukça istese de istemese de bir şekilde grupla temasa geçecektir.

Şemanızın sürmesini, devam etmesini sağlayan etkenlerden en önemlisi kaçınmadır. Kaçmaya devam ettikçe şemanız, şemanıza bağlı duygularınız ve davranışlarınız da değişmeyecektir. Bu şemanız halen etkisini sürdürüyorsa, günlük hayatınızı etkilemeye devam ediyorsa, duygusal anlamda, düşünce anlamında çocukluk döneminde (0-6 yaş) takılı (fikse olmuşsunuz) kalmışsınız demektir. Bir uzmandan yardım alma zamanı geldi de geçiyor demektir.

Hayatta en zor şey değişime karar vermektir. Değişmek için karar vermek lazım. Ben bu şema(larım)la yaşamak istemiyorum diyebilmektir. Kendinize fırsat verin ve sosyal olarak büyümeye başlayın…

 Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Telefon: 05055020868