Takıntılara takılmamak (OKB)

Obsesyon (takıntı-saplantı): İnsanın zihnine irade dışı gelen, kişinin bunların saçma olduğunu bildiği halde iradesiyle uzaklaştıramadığı, inatçı bir şekilde tekrarlayan, kişinin zihnine sakız gibi yapışan, tekrar tekrar zihninize gelen düşünceler, hayaller, istekler veya sık sık ortaya çıkan rahatsız edici kaygılardır. (Tabiri caizse zihinsel geviş getirmedir.) Aklınıza gelmemesi için uğraşmanıza rağmen aklınıza kendiliğinden gelirler veya belli durumlar ve ortamlarda kendiliğinden ortaya çıkarlar ve sıklıkla sıkıntıya neden olurlar.

Obsesyonların (takıntıların) 5 temel özelliği vardır.  Bunlar:  1. Zorlayıcıdırlar. Aniden ve isteğinizin, iradenizin dışında gelirler. 2. İstenmezler. İstenmeyen düşüncelerdir ve rahatsızlık verirler.  Davetsiz ve istenmeyen misafir gibi gelirler. 3. Kontrolleri güçtür. 4. Dirençlidirler.  Takıntılı düşünce geldiği zaman düşmeyen dirençli tansiyon hastalığı  gibi inatçılık gösterir,  o  rahatsızlık veren düşünce sakız gibi yapışır.  O düşünceyi atmaya çalışırsın eline yapışır adeta, atamazsın. 5. Ego distoniktirler  yani benliğe yabancıdırlar. O gelen düşünce kimliğinize, kişiliğinize, yaşantınıza terstir, aykırıdır.

Obsesif insanlar kendilerine gelen düşüncelerin, kaygılarının aşırı, hatta mantıksız olduklarını da bilirler ama buna rağmen obsesyonlardan (takıntılardan)  kendilerini alıkoyamazlar.

Obsesif insanlar takıntılarından kendilerini kurtarmak için yaptıkları, kendilerini yapmak zorunda hissettikleri bir takım ritüelleri (davranışları)  vardır. Biz bunlara zorlantı, kompülsiyon  diyoruz. Bu kompülsiyonları (ritüelleri)  yapmaktaki amaç takıntının etkisini azaltmak, yok etmektir. Nötrleştirme eylemidir  de diyebiliriz.

Nötrleştirme Örnekleri;  El yıkama, sayı sayma, bir hareketi belli sayıda tekrarlama, kontrol etme davranışları (kapıyı  kilitledim mi, ocağı kapattım mı?  gibi) tekrar  tekrar  soru sormak.

İnsanlar bir tehdit hissettiklerinde sıkıntıları, endişeleri artar. Bu durumdan kurtulmak için bazı eylemler, ritüeller, davranışlar yaparak bu tehditle baş etmeye çalışırlar bu ritüeller kompülsiyondur.

İlk başlarda bu ritüeller işe yarar ama sonrasında kabak tadı vermeye başlar. Burada asıl sorun bence şudur ki; kompülsiyonlar  ve obsesyonlar gerçek  tehditi  görmenizin önüne geçmesidir.

Bir davranışın kompülsiyon (nötrleştirme) olup olmadığını nasıl anlarız?

  1. Verilen tepki kasıtlıdır, tekrarlar  ve aşırıdır. Zaman geçtikçe davranışlar isteyerek ve kasıtlı yapılır. Takıntılardan farkı da budur zaten. Takıntılar isteyerek oluşmaz. Sıklığı da aşırıdır. Emin olmak için çok kez sorar ve yaparsınız.
  2. Ritüeli (davranışı) yapmak için içinizde şiddetli istek duyarsınız, içinizde şiddetli baskı hissedersiniz.
  3. Kontrolü kaybettiğinizi hissedersiniz.
  4. Ritüeller (davranışlar) olumsuz his, düşünce ile mücadele etmek  için, o duygu ve düşüncelerin bizden  uzaklaşması için gerçekleştirilir.

Obsesif insanlar takıntılarından kurtulmak için genellikle şunları yapmaktadırlar:

  1. Kaçınma davranışları sergilerler.
  2. Kendilerine bu düşüncelerin, hislerin önemli olmadığına  ikna etmeye çalışırlar.
  3. Dikkatlerini başka şeylere çevirirler. (film izlemek, kitap okumak, temizlik yapmak v.s)
  4. Düşünceyi durdurmaya çalışırlar.
  5. Düşünceyi değiştirmeye, yeniden çerçevelemeye çalışırlar.
  6. Kendilerini suçlarlar. Sen şunları şunları yaptın Allah’ta sana bu musibeti verdi gibi.

OKB’nin Nedenleri:

Ailesel faktörler; daha çok katı bir disiplinle yetiştirilmiş kişilerde görülür.
‘Takıntı Zorlantı Bozukluğu’ olarak da geçen bu rahatsızlık aslında iç dünyamızda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun işaretidir. Çatışmalarımızla yakından ilintilidir. (Yoğun boşluk, yetersizlik hislerini yaşamamak için semptom oluştururlar bu semptomlar genellikle okb şeklinde semptoma dönüşür.)
İlk çocukluk yıllarında anne – babaya karşı düşmanca hisler hissettiğinde, bu düşünceleri düşündüğünde zihin yapısı şuna inanır; eğer bunları düşünüyorsan bunu yapmışsın demektir, yaptıysan suçlusun, suçluysan da cezalandırılacaksın şeklinde üçlü mantık oluşur. Çocuktaki negatif düşüncelerin baba tarafından fark edileceği, bunun üzerine babanın gelip çocuğu cezalandırılacağına dair korku ve endişe çıkar. Okb de böyle bir mantığın devamı vardır. Mesela kişi elinin kirlendiğini düşünür, o kirlilik olmasa bile elini kirlenmiş olarak hisseder. Ve yıkanmadığı, arınmadığı müddetçe de sanki kirlilik devam edecekmiş gibi hisseder. Ya da çocuğunun başına bir şey geleceğini düşünür. Dua okumazsa çocuğu ölecektir. Çocuğunun başına bir şey gelmesin diye onu yapar. Gerçeklikle hiçbir alakası olmayan his onu kontrol etmeye başlar.
Kişinin iş yaşamında, ya da özel yaşamında zorlandığı dönemlerde alevlenmeler görülür. İlk kez evden ayrılma, boşanma, ilişki sorunları, gebelik, çocuk doğurma, gebeliğin sonlanması, kişinin yaşamındaki sorumlulukların artması, sağlık sorunları gibi önemli yaşam olayları OKB nin başlamasında ya da artmasında önemli rol oynar.

OKB ‘nin Tedavisi:

Önce şunu bilmekte fayda var.  Okb bir günde başlamadı bir günde bıçak keser gibi bitmeyecektir.  Verilen ödevler mutlaka yapılmalıdır. Terapistin verdiği ödevleri, uygulamaları yapmamak kilo sorunu için diyetisyene gidip verilen programa uymamak gibidir.

Obsesyonların dilini anlamak, anlamaya çalışmak çok önemlidir. Obsesyonlar ne anlatmaya çalışıyor Bu obsesyonlar ne anlama geliyor? Neyin yolunda gitmediğini söylüyor? Bunu  terapistinizle  beraber bulmaya, anlamaya çalışılmalısınız.  Danışanlar, Okb’nin niçin oluştuğunu ve devam ettiklerini anladıklarında, okb nin mantığını çözdüklerinde  genelde rahatlıyorlar  ve okb leri ya bitiyor ya da azalıyor.

Obsesyonların gelmesi sizinle alakalı değil ama nasıl tepki verdiğiniz sizinle alakalı. İyileşmenizin  gücü Obsesyonlara nasıl tepki verdiğinizde gizli olduğunu unutmayın. Bir takıntıyı önemli düşünce  olmaktan çıkarıp önemsiz düşünce  kategorisine koymalısınız. İnsan beyni sürekli filtreleme yapar. Beynimizin Önceliği  hayatta kalmayla ilgili öncelik sıralaması yapar. Önceliklerimizin yerini değiştirmeliyiz.   Yani;  Öncelik,  önem sırasını değiştirmelisiniz.  Bunun için;  1. Takıntılı düşüncenin hatalı yorumunu dengeli , doğru değerlendirmeyle yer değiştirmelisiniz.  2.  Kompülsiyonları, nötrleştirmeleri ortadan kaldırmalısınız. 3. Ne kadar kötü, iğrenç, pis olursa olsun takıntıları kendi haline bırakabilmeyi öğrenmelisiniz.

Zihin kontrolü paradoksu diye bir kavram var ne demek bu.  İnsanlar bir düşünceyi ne kadar kontrol etmeye çalışırlarsa kontrol etmekte o kadar fazla zorlanırlar. Obsesyonları (takıntıları) bastırmayı bırakmalısınız. Bastırma eylemi, istenmeyen düşünce ile daha fazla meşgul olmaya neden olur.  Bir düşünceyi bastırmaya çalıştığınız zaman o düşünceyle ilgili herhangi bir şeye aşırı duyarlı hale gelmeye başlarsınız. Kompülsiyonları uyguladığınızda da bilinçdışı size o takıntıyı hatırlatır. Çünkü onunla bağlantı kurmuştur.

Obsesyonlara (takıntılara) yüklediğiniz anlamı yeniden çerçeveleyin. Yeniden yapılandırın. Yüklediğiniz anlamı gerçeklik olmaktan çıkartıp olasılığa dönüştürün.

Obsesyonlarınıza hayret edin. Ne kadar korkunç bir düşünce Allah’a şükür o davranışı yapanlardan değilim.  Zihnim güzel düşünceler yanında nahoş düşünceler de üretebiliyor ilginç .

Takıntılı kişilerle, takıntılı olmayan kişiler arasında en önemli fark; takıntılı kişilerin, istenmeyen zorlayıcı düşüncelerin içine fazla girmeleridir. Takıntıyı önemsemeleridir.  Obsesyonlara ne kadar değer verirseniz o kadar artar. Hiç önem vermezseniz biterler.  Takıntıları büyük olarak görürseniz büyürler, küçük olarak görürseniz küçülürler.  Onlardan korkarsanız çoğalırlar  ve sizi hasta ederler. Obsesif insanlar,  korkunç sonla karşılaşmamak için takıntılarını kontrol etmeleri gerektiğine inanmalarıdır.  Halbuki şöyle düşünseler  yapabilecekleri ama gerçekte yapmayacakları  bir davranışı düşünün.  Metroda ya da metrobüste  avazınızın çıktığı bağırmak ya da şarkı söylemek bunları gerçekleştirme olasılığınız ne kadarsa o kötü ve iğrenç takıntıları gerçekleştirme olasılığınız da aynıdır.

Bir düşünceyi kontrol etmenin alternatifi onu önemsememektir. Ya da takıntıyı serbest bırakmaktır. Takıntıyı  kendi haline bırakmak başlangıçta zordur. Genellikle insanlar onu kontrol etmeye, bastırmaya ya da uzaklaştırmaya çalışırlar. Takıntıların kendiliğinden gelmesine ve gitmesine izin verin.

Düşünce ile eylemi birbirinden ayırmak gerekir. Obsesif insanlarda düşünce eylem kaynaşması füzyonu  vardır. Bir şeyi düşündüysem gerçekleştirmişim gibi. Danışanların bunu fark etmeleri  terapide önemli bir adımdır. Bir şeyi düşünmek onu yapmak demek değildir. Bir parça baklava yemeyi düşünmek sonra ben diyetteyim diyerek vazgeçmek  ya da sinemaya gitmeyi düşünüp sonra yorgunum başka zaman giderim diyerek vazgeçmek gibi. Düşünmek ve eyleme dökmenin farklı şeyler olduğunu anlamlandırmaları terapide önemlidir.

Obsesyonlarınızla mücadele etmek obsesyonlarınızı sonlandırmak istiyorsanız duygu regülasyonunuzun iyi olması gerekir. Bunun için Stresi azaltmanız gerekiyor. Stresliyken, duygu regülasyonunuz iyi değilken obsesyonlarla baş etmeniz zor olacaktır.

Obsesyonlardan kurtulmak için kullanılan geçici çözümler (kompülsiyonlar) kısa vadede kazanç sağlar fakat uzun vadede sıkıntı oluştururlar. Geçici çözümler olmadan obsesyonlarla (takıntılarla) yüzleşmek kısa vadede sıkıntı  verse de  uzun vadede kazanç sağladığını unutmamak gerekir. 

Son olarak; Obsesyonlar (takıntılar) günlük hayattaki endişelerden, yaşanılan travmalardan kaynaklandığını biliyoruz.  Bunların en iyi tedavilerinden  birisinin de  EMDR olduğunu söyleyebilirim.  Obsesyonlarınızla baş etmekte zorlanıyorsanız, obsesyonlarınız günlük hayat kalitenizi bozuyorsa ve iş, aile, eğitim, ev ilişkilerinizde sorunlara dönüşüyorsa terapiye gitme zamanı gelmiş demektir.

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir