Evlilikte Zor dönemler

Tüm ilişkilerde (evlilik, flört, kanki) İniş-çıkışlar olur. Hiçbir ilişki mükemmel değildir. Olması da beklenemez zaten. İlişkilerde zorlandığımız, ne yapacağımızı bilemediğimiz, bizi belli kararlar almaya iten zaman dilimleri olur.   Aynen çocukların gelişme dönemleri gibi, ilişkilerin de, evliliğin de dönemleri  vardır, ve her dönemin  de olası problemleri ve sancıları  vardır. İlişkilerde önce cicim dönemi yaşanır. Bu dönem çok yakın olunan flört dönemidir.  Sevgi ve şefkatin yoğun, anne-çocuk ilişkisi gibi birbirinden beslenmenin çok yakın olduğu, ihtiyaçların birinci elden karşılandığı bir dönemdir. Kişilerin sürekli birbirlerini görmek istemeleri, görmezlerse huzursuz olmaları ve saatlerce (içerik fazla bir şey ifade etmese de)  telefonla konuşma ihtiyaçlarının yoğun olduğu dönemdir.

İlişkinin boyut değiştirmesiyle evliliğe doğru bir başlangıç yapılır. Söz, nişan, düğün… ancak bu dönemlerin sağlıklı olabilmesi için iki taraf  birbirlerinden, evliliklerinden beklentilerini  birbirlerini kırmadan sağlıklı bir şekilde ifade etmeleri gerekir. Evlilikten, ilişkiden ne(ler) bekliyorlar? Hayalleri hakkında, nerede oturacakları, kaç çocuk düşündükleri, çocuklarının eğitimi, çocukların bakımı,  harcamaların nasıl olacağı konusunda, evliliklerinde güven ve saygının, sevginin  olmazsa olmazları konusunda ve bu konuda atacakları adımları, nerede oturmayı düşündüklerini, kafalarına takılan her şeyi  soruna dönüştürmeden sağlıklı bir şekilde konuşmak çok önemlidir. Çünkü beklentiler ve ihtiyaçlar konuşulmadığı zaman, karşılanmadığı zaman soruna dönüşecektir. Biz bunları bu süreçte konuşmayalım ilerde bir şekilde hallederiz yaklaşımı yanlış bir yaklaşımdır.

Evlendikten sonra balayı dönemi de denilen cicim ayı başlar. Eşler birbirlerini prens prenses gibi görürler. Her şey tozpembedir. Her şeyi halledebiliriz, aşabiliriz, biz birbirimizi çok seviyoruz, biz birbirimiz için yaratılmışız  dedikleri dönemdir.

Bu dönemin ardından Çatışmalı Bağımlı Dönem dediğimiz dönem yaşanır. Kişilerin bireyselleşmek istedikleri dönem başlar. Bu tıpkı ön ergenlerin aileden uzaklaşmak, kendi bağımsızlığını ilan etmek durumuna benzer. İşte bu noktada taraflardan biri böyle bir farklılaşmaya, bireyselleşmeye, belirli bir mesafe ayarı yapmaya hazır değilse çatışma ortaya çıkar. Evlilik bir çocuk oyunu, çocuk  oyuncağı değildir. Kişi çevresine, işine de zaman ayırmalıdır. Kişi evlenerek başkasının özgürlüğünü tamamen satın alamaz, almamalıdır. Sadece duyguları ile hareket edenler, hüsrana uğrarlar. Duygular ve mantık el ele yürümelidir. Çiftler evliliklerinde sürekli olarak her şeyi birlikte yapmak zorunda değildirler. Bireyler zaman zaman kendi arkadaşları ve çevreleri  ile de birbirlerinden ayrı zamanlar geçirebilmelidirler.  Kişi kendisine tanıdığı hakların aynısını eşine de tanımalıdır. Aksi halde efendi – köle ilişkisi olur. Kişi bütün hayatını eşinin üzerine kurmamalıdır, her şeyi eşinden beklememelidir. Kişi yaptığı işlerle ve çevresiyle ilişkilerinde doyum sağlayabilmelidir. Aksi halde eşini kıskanır ve onun hayatını kısıtlamaya başlar. Bu durum evlilikte çatışmaya dönüşür. Çiftleri oluşturan bireylerden biri, diğerinin haklarını çiğniyorsa, onun özgürlük alanına müdahale ediyorsa, kararlar sürekli tek tarafın isteği doğrultusunda alınıyorsa, evlilikte çok yoğun çatışma yaşanır.

Evliliğin ilk iki yılı uyum ve alışma dönemidir aslında. Tek başına sere serpe rahat uyumaya alışmış bir eş, birden aynı yatakta iki kişi yatmaya başlamıştır. Eğer eşi horluyorsa, dişlerini gıcırdatıyorsa, ağzı, nefesi kokuyorsa bu uyumun zaman alacağı muhakkaktır.

Evliliğin ilk yıllarındaki sorunların çoğuna baktığımızda  sosyokültürel açıdan farklılıklardan kaynaklandığını görmekteyiz.  Yetişme tarzı, nasıl çocukluk yaşadıkları, evliliklerinde önemli bir etkendir. İki aday ve ailesi arasında kültür farklılığı varsa ilk sorunlar merasimlerde çıkmaktadır. Örf, adet, töre önemlidir.  İlk aylarının geçmesiyle birlikte karı-koca arasındaki farklı yemek ve sofra kültürü, hassasiyetler, davranış biçimi kendini hissettirmeye başlıyor. Gelen misafirlerin ağırlanması, evde misafir edilmesi soruna dönüşebiliyor.  Evliliğin başında yaşanan sorunlar kişinin bütün evlilik hayatında derin izler bırakabiliyor.

Evliliğin ilk yıllarında cinsel problemler sıkça karşımıza çıkar. En büyük problemler genellikle Vajinismus, Erken Boşalma,  Cinsel istek sıklığında farklılık,  ağrılı cinsel birleşme (disparoni) şeklinde karşımız çıkmaktadır. Terapiden geçilmediği zaman evlilik ilişkilerine ciddi zarar vermektedir. Cinsel sorunları da genellikle eşler de bilgi eksikliği de görülmektedir. (Neyin normal neyin anormal olduğunu bilmedikleri de görülmektedir.)

Mutlu ve kaliteli bir evlilikte cinsel doyum çok önemlidir.  Cinselliği asla ihmal edilmemelidir. Cinselliğin evliliğin önemli unsurlarından biri olduğunu unutulmamalıdır. Bayanlar dişiliklerini kaybetmeliler. Yatak odasında anne gibi olmamalılar.  Kadınlar genelde evlendikten sonra dişi kimliklerini ikinci plana atarlar. Yani yatak odasındaki rolleriyle mutfaktaki rollerini karıştırırlar. Kadın ve erkeğin evliliğe bakışı aynı değildir. Erkekte erotizm, kadında romantizm ön plandadır. Kadın erotizm vererek romantizm bekler, erkek ise romantizm vererek erotizm ister. Kadın erkeğin erotizm, erkek ise kadının romantizm ihtiyacını karşılamazsa evlilik zarar görür.  Cinsel yönden sorun yaşayan çiftler de her şey sorun olmaya başlar. Hiçbir şey yolunda gitmemeye başlar. Cinsel sorunlarda erken tedavi çok önemlidir.

Evliliklerde en çok yaşanan zorluklardan birisi de 3. Kişilerle (kayın valide, kayınpeder, abi, abla, kardeş, kuzen) yaşanan sorunlar şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Sınır ve mesafe ayarını tutturamamak da diyebiliriz. Evli çiftin aile olmasına büyükler bilinçdışı dürtülerle karışırlar. Fikirleri sorulsun ya da sorulmasın karışma ihtiyacı hissederler. Çiftleri kendilerinin bir uzantısı olarak görürler. Onları çoğu zaman bunaltırlar, boğarlar ve işgal ederler. Bu da doğal olarak evlilik sorunlarını ya başlatır, ya tetikler ya da devam ettirir. Bu döngüyü fark etmek ve bu döngüyü kırmak gerekiyor.

Evlilikte yapılan en büyük hatalardan birisi de  eşlerden birinin diğerinin ailesini olumsuz şekilde eleştirmesi. Senin annen, baban cahil, fakir, görgüsüz v.b. kelimeler kullanmaları. Velevki gerçek ve doğru olsa bile hiç kimse ailesinin eleştirilmesine, yargılanmasına göz yumması beklenemez. Bu dil savaş, (kavga) çıkartır.

Eşlerin kayınvalideleri ile  arasındaki sorunlar da en çok karşılaşılan sorunlardandır. Her zaman savunduğum bir şey vardır. Mümkünse eşlerin ailelerinden ayrı  ilçelerde yaşamaları.  Aile apartmanlarında yaşanması hele ki aynı evde yaşamaları tam bir facia getirebilmektedir.  Sürekli onu yapma bunu yap, oraya gitme, onunla konuşma, onu alma şeklindeki karışmalar çatışma ve sürtüşme sebebi olmakta bu durum da çift ilişkilerini bozmaktadır.

Evliliklerde bir çatışma sebebi Ekonomik Sıkıntılar olabilmektedir.   Neyin ihtiyaç neyin ihtiyaç olmadığı konusu sorun olabiliyor. Kimi insanlar sade, kimi insanlar da şatafatı sevebiliyor.  Eşlerden birinin ailesinden gelen yardım, Eşlerden birinin ailesine yapılan ekonomik yardım, Eşlerin evlilikle birlikte yaşadıkları olumlu ya da olumsuz ekonomik değişimler de çatışma sebebi olabilmektedir.

Gerek evliliğin başlangıcında gerekse eşlerin hayatında giyim tarzı eşlerin hayatında sorun olabilmektedir.  Eşler birbirinin veya ailenin giyim kuşamını yadırgayabilmekte ve karşı tarafın değişmesini isteyebilmektedirler.

Ev içi sorumlulukların paylaşımı da önemli bir meseledir. Çalışan bayanlar hem evde hem dışarıda çalışmakta ve daha çok yorulabilmektedirler. Sorumlulukların paylaşılması konusunda da çatışmalar ve anlaşmazlıklar yaşanabilmektedir.

Kadının hamile kalmasıyla süreç daha farklı bir boyuta taşınabiliyor. Hamilelikle beraber Kadının daha fazla ilgi ve şefkat ihtiyacı, eşine daha çok gereksinim duymaya başlıyor. Her şeyden daha çabuk etkilenebiliyor.  Kadının bebeğini doğurmasıyla  süreç değişebiliyor. Hastane odasında dahi tartışma çıkabiliyor. Geline kim bakacak? Kim, ne yaptı? Sizinkiler  şunu taktı, bizimkiler şunu? Lohusalık döneminde yaşananlar unutulmuyor.

Bebeğin dünyaya gelmesiyle beraber yeni bir tartışma daha yaşanabilmektedir. Birbirinin anne babalığını beğenmeme, Anne babalıktan yola çıkarak karılığını-kocalığını eleştirme, Yeni bir güç dengesinin oturtulması: çocukla ilgili neye kim karar verecek? Kim, neyden, ne kadar sorumlu olacak? Tartışmaları yaşanabilmektedir.

Sürekli gerginlik, tartışma yeni bir tartışmayı da ateşleyebilmektedir.  Kimim? Neyim? Bu evde hizmetçi miyim ? Bundan mutlu muyum? Bu hayat hep böyle mi devam edecek? Sorularına cevap aranmaya başlandığı dönemdir.

Çatışmalı evliliklerde evlilik dışı ilişkiler  devreye girebilmektedir. Evlilik dış ilişki, ilişki dışı ilişki daha doğru bir tanım olduğunu düşünüyorum. “Aldatma” kelimesinin aldatan kişiye de aldatılan kişiye de kötü gelir. Aldatan ve aldatılan sıfatlarının hükmü çok ağırdır çünkü.

Evlilik dışı ilişki neden olur;  Bazen nedenli, bazen nedensiz olur. İlişki çok iyi giderken de  olabilir, İlişki çatışmalıyken de olabilir, Her iki durumda da ilişki ciddi yara alır. Ne yapılmalıdır diye sorduğunuzu duyar gibiyim öncelikle; Diğer kişiyle asla temasa geçilmemelidir, Çok kişiye anlatmamalı, mümkünse uzmana baş vurulmalıdır, Yeterince ağır bir durumu daha da ağırlaştırmamalı, İlişki çatışmalıysa, hırsız bu ilişkiye nerden girmiş bakmalı? (evlilik dışı ilişki de sadece tek taraf suçlu değildir. Her iki eşin de rolü vardır.) İlişkinin tamiri yapılmalıdır, başka ilişki oldu diye evlilik bitirilmez!, Tamirat zorunludur! Tekrar güvenmek zor…

Evlilik dışı ilişkilerin önüne geçilmesi için Çiftlerden her biri kendini yenileyebilmeli, hayatlarını tek düzelikten koruyabilmelidirler. Çiftler birbirlerini onore etmeli, birbirlerinin zevklerini küçümsememeli, fikirlerine saygı duymalı, bakımlı olmalılar,  ortak plan ve hedefleri olmalıdır. Kişiler kendilerine değer vermez ve bakımlı olmazlarsa, ev içinde sıcak ve güvenli  bir ortam oluşturulamazsa ya da kendilerinde doyumsuzluklar varsa evlilik dışı cinsel birlikteliklere kayabilmektedirler.

Eşinizle duygusal uzaklaşma yaşıyorsanız, Sevgi dışındaki öğeler daha çok  ön plana çıkıyorsa, cinsellikte belirgin bir azalma olduğunu düşünüyorsanız, tartışmalarınızda  sık sık boşanma sözcüklerini telaffuz etmeye başladıysanız, Güvensizlik hisleri artmaya başladıysa (Kıskançlık ve şüphelerdeki artış) Tartışmaların kontrolden çıktığını düşünüyorsanız, Önemsenmediğinizi  hissediyorsanız, Eşinizin dışındaki başka kişilerin (erkeklerin-kadınların)  çok daha iyi eş olabileceği duygusunun yoğunlaşmaya başladığını düşünüyorsanız, Tehlike çanları hızlı ve yüksek seste çalmaya başlamış demektir. İşte böylesi zamanlarda profesyonel destek almak gerekebilir.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum; Her evlilikte ve her yakın ilişkide çatışma kaçınılmazdır. Sorun yaşandığında karşı tarafı suçlamak, yargılamak ve cezalandırmak kolaya kaçmaktır. Mutlu eşler hata bende, ben değişirsem sorunu aşarız yaklaşımı vardır. Ya da sorunda kendi payına düşen kısmı görüp onu gidermeye çalışır.

Erol AKDAĞ

Klinik Psikolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir